Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Ekim 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

İsveç'te başörtüsü rahatlığı

Türkiye’de başörtülülere ilişkin tartışmalar devam ederken İsveç’te başörtüsü ile çalışmak “doğal bir hak” olarak görülüyor. Masoumi Yakup isimli İsveçli başörtülü polis, havaalanında pasaport kontrol kısmında görev yapıyor. Yakup, daha önce de yine başörtüsüyle 4 sene boyunca İsveç Postanesinde çalışmış. Masoumi, “Böyle bir işe ihtimal bile vermedim, kesin reddederler diye geldim. Ama işe aldılar, inanamadım” dedi.

Türkiye’de başörtülülere ilişkin tartışmalar devam ederken Avrupa ülkesi olan İsveç’teyse başörtü ile çalışmak “doğal bir hak” olarak görülüyor.

Masoumi Yakup isimli İsveçli kadın polis, havaalanında pasaport kontrol kısmında görev yapıyor. Yakup, 1992 yılında Hindistan Bombay’dan evlenerek İsveç’e gelmiş, şu an 14 yaşlarında bir kızı var. Masoumi, İsveç’e geldikten sonra yine başörtüsüyle 4 sene boyunca İsveç Postanesinde çalıştığını, çıkarılınca işsiz kaldığını ve bu dönem içerisinde okula gittiğini söyledi. Bu dönem içerisinde kanuni zorunluluk olarak işsizlik kurumuna 2 haftada bir gidip geldiğini, sonra bu iş için kendisine bir randevu verdiklerini belirtti. 1 yıl için geçici olarak, izinli birisinin yerine çalışma işi olduğunu söylerken Masoumi, “Böyle bir işe ihtimal bile vermedim, kesin reddederler diye geldim. Sırf kanunen böyle bir görüşmeye gelmek zorunda olduğum için gelmiştim. Ama işe aldılar, inanamadım.” derken, gülerek “ İşe başlayınca büyük ilgi oldu, röportaja gelenler vb. baştan bilseydim, bu işin bu kadar önemli olduğunu; işe girmek için daha baştan hazırlanırdım” şeklinde bir eklemede bulundu.

İş yerindeki amirlerinin ve mesai arkadaşlarının tepkisinin nasıl olduğunu sorduğumuzda ise, “İş yerindekiler hep pozitif, özellikle kadınlar. Farklı bir kadın portesi çizdiğim için. Benim sergilediğim; çalışan bir Müslüman kadın portresi. Benimle problemi olan yolcular olduğunda bana yardımcı oluyorlar.” şeklinde konuşuyor. Başörtülü bir Müslüman kadının polis olarak görev yapmakta olmasının İsveç demokrasiye katacağı katkıyı sorduğumuzda Masoumi, “Umarım bunun, demokrasiye katkısı olacaktır. Ve umarım bütün iş sahipleri yetişmiş kalifiyeli başörtülüleri işe alırlar. Ben başörtülülerin başı açıklardan daha az iş becerebileceğine inanmıyorum” şeklinde cevapladı.

Bunun bir kadın hakkı sorunu olduğunu da dile getiren Masoumi, “Bu bir haktır, kadın istediği gibi giyinebilmelidir. Kadınlar çok zeki ve güçlüdür. Umarım kendi hakları için kadınlar mücadele ederler. Bu bir kadın hakkı meselesidir. Bu engeli aşabilmek için mücadele etmelidirler” şeklinde konuştu.

Helenelundsskolan isimli lisede sayısal derslere girdiğini söylen Kristina Lundin aslen İsveçli birisi ve bundan 12 yıl önce müslüman Türkleri tanımış ve onlardan İslam’ı öğrenerek Müslümanlığı seçmiş ve Ayşe ismini almış birisi. Türklerden birisi ile evlenen ve 4 çocuk annesi olan Lundin, Türkçe de öğrenmiş. Lundin, kimya dersleri haricinde fizik ve matematik gibi sayısal derslere de girdiğini kaydetti. 11 yıldır başörtülü olduğunu ve bu okulda 6 yıldır görev yapmakta olduğunu, ilk işe girmek için müracaata geldiğinde iyi geçtiğini, hemen işe aldıklarını söylerken, bu zamana kadar başörtüsünden dolayı hiçbir engelle karşılaşmadığını ekledi.

Sadece kendisini başörtülü görünce, bazı öğrenci ve öğretmenlerin kendisine sorular sorduğunu ve kendisinin de cevaplamaya çalıştığını söyleyen Lundin, “Din konusunda bilgi verilmesi gerektiğinde bazen beni çağırıyorlar, derslere girip İslam hakkında bilgiler veriyorum.” dedi. Öğrencilern hemen hepsinin İsveçli olduğunu söyleyen Lundin, öğrenci velilerinden de şu ana kadar bir sıkıntı çıkmadığını söylerken, “Bana göre her insan okuyabilmeli. Hangi dini seçersen seç, bu fark etmemeli. Hangi kıyafet olursa. Başörtüsü bir kıyafet neticede” şeklinde konuştu.

/ STOCKHOLM

04.10.2007


 

Dubai benzetmesi iyi okunmalı

“İslâmîleşme sürecinin bütün İslâm coğrafyalarında gözlenen bir eğilim olmasına karşılık, bunun tezahürlerinin İran’da farklı, Cezayir’de farklı, Malezya’da farklı olması kaçınılmazdır. Bu itibarla irtica korkusu denilen şeyden doğan tehditvarî açıklamaların sosyolojik bakımdan hiçbir geçerliliği yoktur” diyen Alev Erkilet, ancak Sencer Ayata’nın Dubai benzetmesini farklı bir bağlamda ve simgesel bir gönderme olarak okumak gerektiğini söyledi.

Kapitalist sistem dönüştürdü

Erkilet sözlerini şöyle sürdürdü: “Dubaileşme, İslâmcı hareketlerden yahut partilerden doğan oluşumların zaman içinde geçirdiği burjuvalaşma sürecine işaret etmek için kullanılan bir benzetme. Bu süreç Türkiye’de Özal'la başlamış olup AKP ile tam ve kâmil haline ulaşmıştır. Bu süreçte, 80’lerin dinamik, iddia sahibi, muhalif oluşumları giderek kapitalist sisteme muhalefetten onun Türkiye’ye verilmiş rollerini oynayan öznelere dönüşmüşlerdir.”

RÖPORTAJ BÖLÜMÜNÜ TIKLAYIN

Naciye KAYNAK

04.10.2007


 

Asker için düzenleme şart

Demokratik ülkelerdeki özgürlükler üzerine yaptığı değerlendirmelerle tanınan sivil toplum örgütü Freedom House, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, askerin kontrol altına alınması için gerekli anayasal değişikliklerin yapılması gerektiğini ifade etti.

CnnTürk’ün haberine göre, Merkezi Washington’da bulunan “Freedom House” tarafından yayımlanan yeni bir raporda, Türkiye’de yapılacak anayasal değişikliklerin, asker üzerinde sivil kontrolün sağlanmasıyla yetinmeyip, fikir özgürlüğü ve yargının bağımsızlığını da kapsaması gerektiği kaydedildi.

“Yol Ayrımındaki Ülkeler” başlıklı rapor, dünyadaki stratejik öneme sahip 30 ülkeyi kapsıyor ve bu ülkelerde son bir yıl içerisinde hükümetlerin demokrasi ve özgürlükler konusunda gösterdiği faaliyetleri irdeliyor.

Raporda Türkiye’de 2005 yılından bu yana sivil özgürlüklerle ilgili bazı alanlarda gerileme gözlendiği belirtildi. Raporda Türkiye ile ilgili olarak şu sözlere yer verildi:

“Türkiye birçok alanda önemli gelişmeler kaydetmiştir ve bu da büyük oranda hükümetin kararlı AB reform gündemi sayesinde gerçekleşmiştir. Buna karşın şu andaki Anayasa hala her kesimi kapsamayıp, böyle çok kültürlü bir demokrasi için kritik öneme sahip olan devlet yetkileri konusunda haklar ve kısıtlamalar açık bir şekilde tanımlanmamıştır.”

Freedom House’un Budapeşte bürosu başkanı Roland Kovats da, “Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi Türkiye anayasasının önemli bir bölümünün yeniden yazılmasına kapıyı açmıştır. Özellikle de gelişmiş bir demokrasiye aykırı olan ifade özgürlüğü kısıtlamaları ile askerin siyasete karışmasına izin veren maddelerin kaldırılmasının zamanı gelmiştir” diye konuştu.

Raporda, “Son zamanlarda yapılan reformlar sayesinde askerin Türkiye siyaseti üzerinde kontrol kurmasına yol veren bir zamanların yetkili Milli Güvenlik Kurulu’nun yetkileri kısıtlanmış olsa da, ordu hala siyasi süreç üzerinde orantısız bir etki kurmayı sürdürüyor” denildi.

/ LONDRA

04.10.2007


 

Gül: 301 değişmeli

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde soruları cevaplandıran Cumhurbaşkanı Abdullah Gül TCK 301. maddenin değişmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Fransan’nın Strasbourg şehrinde bulunan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Gül, Genel Kurul’a hitap eden ilk Türk Cumhurbaşkanı oldu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’de sürmekte olan dönüşümün Türk halkının özlemlerine uygun olduğunu belirterek, ‘’Demokratik reformların bütüncül etkisi, Türkiye’nin bugün daha çoğulcu, kucaklayıcı ve hoşgörülü bir ülke haline gelmesi olmuştur’’ dedi. Gül, bu yaz yapılan genel seçimlerin yüzde 85’e yakın katılımla ve en ileri standartla gerçekleşmesinin, Türk halkının demokratik değerlere bağlılığını teyit ettiğini belirtti.

Türkiye’deki reform sürecinin devam edeceğini kaydeden Gül, TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmada reform sürecinin devam etmesi, derinleştirilmesi ve tümüyle uygulamaya geçirilmesi gereğini vurguladığını hatırlattı. Gül, ‘’Türk demokrasisinin ulaştığı olgunluk düzeyinin, geriye kalan insan hakları sorunlarını etkin şekilde çözmemizi sağlayacak düzeyde olduğundan kuşku duymuyorum’’ dedi.

YENİ ANAYASA HAZIRLIĞI

Türkiye’de tamamen yeni bir anayasa hazırlanması veya mevcut anayasanın kapsamlı bir şekilde değiştirilmesi konusunda geniş katılımlı ve canlı bir tartışmanın cereyan ettiğini ifade eden Gül, şunları söyledi: ‘’Bu tartışma, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, düşünce kuruluşlarının, aydınların, basının ve vatandaşların katılımıyla devam edecektir. Bu tartışmanın Türkiye’de anayasal normların 21. yüzyılın gereklerine uygun şekilde geliştirilmesiyle sonuçlandırılacağına inanıyorum.’’

KÜLTÜRLER ARASI DİYALOG

Günümüzde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve dini veya etnik temelde ayrımcılığın birçok alanda arttığını ifade eden Gül, “Tüm dünyada göçmen toplulukları ve özellikle Müslümanlar, 11 Eylül sonrası dönemde önyargı, nefret ve hoşgörüsüzlüğe karşı savunmaz kalmışlardır. Ayrımcılık ve nefretin her çeşidiyle mücadele, güçlü bir siyasi kararlılık ve her alanda proaktif bir tutum gerekmektedir” dedi.

İNSAN HAKLARI

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Türkiye’deki insan hakları reformunun Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde takdir edildiğini” belirtti.

Reformlar hakkında bilgi veren Gül, her türlü ayrımcılığını yasaklandığını, dernek kurma ve toplama hakkına ilişkin yasal ve anayasal güvencelerin güçlendirildiğini belirtti Gül, “İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar AİHM içtihadına uygun olarak azaltılmıştır. Kültürel ve dini haklar daha da genişletilmiştir” dedi.

KIBRIS SORUNU

Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs konusunda Türk tarafının, yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreteri “iyi niyet misyonu” çerçevesinde, Ada’nın yeniden birleşmesini sağlayacak siyasi bir çözümü desteklemeye devam ettiğini söyledi.

/ STRASBOURG

04.10.2007


 

AB ve BM’den hain saldırılara kınama

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, İzmir’de önceki gün ve Şırnak’ta hafta sonunda gerçekleştirilen terör saldırılarını şiddetle kınadılar.

AB Komisyonu adına saldırılarda hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve Türk halkına başsağlığı mesajını ileten Olli Rehn, yaralılara da acil şifalar diledi.

Rehn, ortak düşman olan terörizmle mücadelesinde Türkiye’nin yanında olduklarını vurguladı.

BM Sözcülüğünden yapılan açıklamada ise, Genel Sekreter Ban’ın hem önceki gün İzmir’de meydana gelen iki bombalı saldırıda bir kişinin ölmesi ve en az 10 kişinin yaralanmasını, hem de 29 Eylül günü Şırnak’ın Beytüşebbap ilçesinde terör örgütü PKK’nın bir minibüsü taraması sonucu 12 kişinin ölmesini büyük üzüntüyle karşıladığı ve şiddetin her türlüsünü şiddetle kınadığı belirtildi.

/ BRÜKSEL

04.10.2007


 

MAZLUMDER: 301 derhal kaldırılmalı

MAZLUMDER Genel Başkanı Halit Çelik, düşünce özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılmasını insan hakları açısından zorunlu gördüklerini belirterek, hükümete TCK’nın 301’inci maddesinin derhal kaldırması çağrısı yaptı.

Halit Çelik, düzenlediği basın toplantısında, bir paneldeki konuşmalarından dolayı İlmi ve Kültürel Araştırma Vakfı (İLKAV) ve Öğretmen-Sen başkanlarının TCK’nın 301’inci maddeden dava açılmasını eleştirdi. Hiçbir şiddet ve hakaret unsuru taşımayıp, sadece var olan eğitim sistemine yönelik eleştiriler içermesine rağmen bir vakfın kapatılmasına ve panelistlerin cezalandırılmasına gerekçe gösterilmesine tepki gösteren Çelik, 301’inci maddenin açıkça düşünce özgürlüğünün ihlali ve düşüncenin cezalandırılması mahiyetinde olduğunu belirtti. MAZLUMDER Genel Başkanı Çelik, “Bu zamana kadar hükümet tarafından bu madde hakkında bir ilerleme kaydedilmemesi, hükümetin insan hakları konusundaki tutumuna kuşkuyla bakmamıza neden olmaktadır” dedi. 301’inci maddenin mutlaka kaldırılması gerektiğini belirten Çelik, hükümete şöyle seslendi:

“MAZLUMDER ve İHD olarak düşünce özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılmasını insan hakları açısından zorunlu görmekteyiz. Bu vesileyle hükümeti, düşünce özgürlüğünü kısıtlar mahiyette uygulanan TCK’nın 301’inci maddesini derhal kaldırmaya davet ediyoruz.” İLKAV’ın geçtiğimiz yıl 3 Aralık’ta düzenlediği “Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim Sistemi ve Din Eğitimi” isimli panelindeki konuşmalar esas alınarak İLKAV için kapatma davası açılmış ve İLKAV Başkanı Mehmet Pamak ve Öğretmen-Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi hakkında 301’inci maddeden dava açılmıştı.

Cemil YÜZER / ANKARA

04.10.2007


 

Hukuk, ideolojik etki altında

Belge Yayınları’nın sahibi ve yazar Ragıp Zarakolu, 301’in oluşturduğu sorunun da ideolojik olmasından kaynaklandığını belirterek, “Maalesef Türkiye’de hukuk sistemi de ideolojik bir etkilenme altındadır” dedi.

Belge Yayınları’nın sahibi ve yazar Ragıp Zarakolu’nun,”Gerçek Bizi Özgür Kılacak” adlı kitapta “Türkiye Cumhuriyeti’nin alenen aşağılandığı” iddiasıyla yargılanmasına devam edildi. TCK’nın 301. maddesinden cezalandırılması istenilen Zarakolu, davayı “ideolojik bir dava” olarak yorumladı. Zarakolu, 301’in oluşturduğu sorunun da ideolojik olmasından kaynaklandığını belirterek, “Maalesef Türkiye’de hukuk sistemi de ideolojik bir etkilenme altındadır” dedi.

Belge Yayınları’ndan çıkan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemi ve Ermeni meselesine dair iddialarda bulunan “Gerçek Bizi Özgür Kılacak” adlı kitap sebebiyle Yayıncı-Yazar Ragıp Zarakolu’nun, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. George Jerjian’ın yazarı olduğu kitabın yayıncısı Zarakolu’nun sanık olarak hazır bulunduğu duruşmada, savcı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin alenen aşağılandığı” iddiasıyla 301/1. maddeden Zarakolu’nun cezalandırılmasını talep etti. Duruşmada ayrıca, kitapta doğrudan Mustafa Kemal’i hedef alan, kişiliğini tahkire yönelen ifadeler olmaması sebebiyle Zarakolu’nun “5816 sayılı kanuna muhalefet” suçundan beraati istendi.

Duruşma, sanık avukatının savunmayı yazılı sunma talebi üzerine 5 Aralık 2007’ye ertelendi. Mahkeme sonrasında açıklamalarda bulunan Zarakolu, davayı ideolojik olmakla suçladı. “Bu kitapta şok edici düşüncelerin olduğunu kabul ediyorum. Ama zaten düşünce özgürlüğünün anlamı, şok edici fikirlerin de tartışılabilmesi ve konuşulmasıdır. Eğer siz sadece size hoş gelen fikirlerin söylenmesine olanak verirseniz o düşünce özgürlüğü olmaz” diyen Zarakolu, karşı çıkılan düşüncelerin kitapla, makaleyle eleştirilebileceğini fakat bunun yerinin mahkeme salonları olmadığını ifade etti.

301. maddenin oluşturduğu sorunların da maddenin ideolojik olmasından kaynaklandığını belirten Zarakolu, “Bu davalar dünya kamuoyunda şöyle bir etki de yapıyor, bu kitapların doğruluğu hakkındaki kanıları güçlendiriyor. Bu bakımdan davayı hukuk davası olarak görmüyorum, ideolojik bir dava. Maalesef Türkiye’deki hukuk sistemi de ideolojik bir etkilenme altındadır” şeklinde konuştu. Zarakolu, yazarın gönderdiği savunma mektubunun mahkemece reddedilmesinin de, savunma hakkının çiğnenmesi olduğunu savundu.

EYGİ BERAAT ETTİ

Gazeteci-yazar Mehmet Şevket Eygi ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davadan beraat etti. Eygi, “Din düşmanlığı terörü” başlıklı yazısı sebebiyle TCK’nın eski 312. maddesindeni hüküm giymişti. Eygi, yeni TCK’yla yazınını suç kapsamında çıktığı gerekçesiyle yeniden yargılanıyordu.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

04.10.2007


 

Baykal: Referandum kriz getirir

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin bir hukuk krizine doğru sürüklendiğini savunarak, bu sorunun aşılması için 21 Ekim’de yapılacak referandum öncesinde yeni bir anayasa değişikliğinin zorunlu olduğunu söyledi.

CHP Parti Meclisi, Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığında toplandı. Baykal toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, önümüzdeki günlerde cumhurbaşkanlığı ile ilgili çok ciddi anayasal sorunlarla karşı karşıya kalınacağını savunarak, 21 Ekim’de referanduma sunulacak olan anayasa değişikliğinin 11. Cumhurbaşkanının seçimine yönelik düzenlemeyi içerdiğini kaydetti. Baykal, şöyle devam etti:

‘’Türkiye hazırlanan anayasa değişikliği paketiyle maalesef bir hukuk krizi, bir cumhurbaşkanlığı sorunu sıkıntısı içine sürüklenmektedir. Bu konuda uyarıda bulunmayı bir görev biliyorum. Yol yakınken bu konuda bir düzenleme yapılsın. 21 Ekim’den önce anayasa değişikliği sonuçlandırılsın. Bu yanlış çözülsün. Eğer bu yapılmazsa, korkarım 21 Ekim’den sonra Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuk içinde kalarak yapabileceği başka bir şey yoktur. Cumhurbaşkanlığı seçiminin tarihini tanzim etmek, o seçimle ilgili kararları açıklamakla yükümlü olacaktır. Bunu ihmal etmesi YSK’nın yetkisi dahilinde olan bir iş değildir.

Çünkü ortada halkoyuyla kabul edilmiş bir anayasa değişikliği olacaktır. Bu anayasa değişikliğini yok sayma hakkı, bu anayasa değişikliğinin 11. cumhurbaşkanının referandumdan 45 gün sonra seçilmesini öngören bir düzenleme içerdiği gerçeğini yok saymak, ihmal etmek hakkı yetkisi ne Başbakan’da ne YSK’da ne de başka bir organda vardır.

Önümüzdeki hukuki tablo budur. Bu, bu sürecin nasıl yanlış yönetilmiş olduğunun yeni somut bir örneğidir.’’

Baykal, bir soru üzerine, bu konuda 21 Ekim’den önce bir anayasa değişikliğinin gündeme getirilmesi durumunda parti olarak destek vermeye hazır olduklarını söyledi.

/ ANKARA

04.10.2007


 

AKM yıkılacak

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, 22. Dönem görüşmeleri tamamlanamadığı için kadük (hükümsüz) kalan İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin (AKM) yıkılarak yerine yenisinin yapılmasını öngören kanun tasarısını aynen benimsedi.

Komisyon, AKP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam başkanlığında 23. Dönemde yaptığı ilk toplantısında, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısını görüştü. Geçen yasama döneminden kadük kalan ve bu dönem yenilerek TBMM Başkanlığına sunulan tasarı, komisyonda yapılan ve tartışmalı geçen görüşmelerin ardından aynen benimsendi.

/ ANKARA

04.10.2007


 

Dink cinayeti sanığını öven kişiye 4 yıl hapis istendi

Agos Gazetesine elektronik posta göndererek Hrant Dink cinayetinin sanığı O.S’yi övdüğü ve Dink’in hatırasına hakaret ettiği öne sürülen bir kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, sanığın 3 ay ile 4 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, A. Ö.’nin kendisine ait elektronik posta adresinden Agos Gazetesine gönderdiği mesajda, ‘’suçu ve suçluyu övmek’’ ile ‘’kişinin hatırasına hakaret’’ suçlarını işlediği belirtildi. Ö.’nin savunmasında, psikolojik rahatsızlık geçirdiğini ve Güneydoğu’da birçok askerin öldürülmesi sebebiyle böyle bir tepkide bulunduğunu beyan ettiği anlatılan iddianamede, sanığın TCK’nın 130. ve 215. maddeleri uyarınca 3 ay ile 4 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi. İddianamenin kabul edilmesi halinde Ö.’nin yargılanmasına, önümüzdeki günlerde İstanbul Sulh Ceza Mahkemesinde başlanacak.

/ İSTANBUL

04.10.2007


 

Şanlıurfa’da Bediüzzaman Mevlidi

Şanlıurfa’da başta Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (asm) ve bütün Peygamberler olmak üzere vefatının 47. yılı münasebetiyle Bediüzzaman Said Nursî ve mânevî şehitlerimizin ruhlarına bağışlanmak üzere Ramazanın 25. gecesine rastlayan Pazar (7 Ekim 2007) akşamı Bediüzzaman Hazretlerinin ilk defnedildiği yer olan Dergâh Camiinde mevlid-i şerif ve hatim okunacak.

Risâle-i Nur adını verdiği l30 parçadan meydana gelen Kur’ân tefsirlerinin müellifi, mütefekkir ve Büyük İslâm alimi Bediüzzaman Said Nursî, hicri 25 Ramazan 1379 (23 Mart 1960) yılında Şanlıurfa’da misafir bulunduğu İpek Palas otelinin 27 nolu odasında 47 yıl önce Cenâb-ı Hakkın rahmetine kavuşmuştu.

Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından bu güne kadar her yıl düzenlenen mevlid-i şerif, Ramazanın 25. gecesine rastlayan Pazar günü yatsı namazından sonra Hz. İbrahim’in (as) doğduğu makam ve Bediüzzaman Hazretlerinin ilk defnedildiği yer olan Dergâh Camiinde okunacak. Yurdun ve dünyanın dört bir yanından sevenlerinin ve okurlarının da katılacağı mevlid-i şerife katılımın hafta sonu olması dolayısıyla bir hayli fazla olacağı bekleniyor.

Mevlide Bediüzzaman hazretlerinin hayatta olan talebeleri ve Gazetemiz imtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın da katılması bekleniyor.

Nihat ÇİÇEK / ŞANLIURFA

04.10.2007


 

Ramazan Bayramında 7 gün açık görüş

Tutuklu ve hükümlüler, Ramazan Bayramı ile Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 7 gün açık görüş yapacaklar.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilen genelgeye göre, Adana, Ankara, Antalya, Bakırköy-Metris, Bayrampaşa Kapalı, Bursa E Tipi, İzmir-Buca, Mersin ve Ümraniye E ve T Tipi Kapalı Ceza İnfaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklular, Ramazan Bayramında 13-14-15-16-17-18-19 Ekim günlerinde olmak üzere 7 gün açık görüşten yararlandırılacak.

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 29-30-31 Ekim-1-2-3-4 Kasım 2007 tarihleri olmak üzere 7 gün açık görüş yaptırılacak.

Diğer bütün ağır ceza merkezi ve müdürü bulunan bağlı ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklular ise Ramazan Bayramında 13-14-15-16-17-18 Ekim olmak üzere 6 gün, Cumhuriyet Bayramı dolayasıyla 29-30-31 Ekim, 1-2-3 Kasım 2007 tarihleri olmak üzere 6 gün açık görüşten yararlanacak.

Müdürü bulunmayan bağlı ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklulara ise Ramazan Bayramında 13-14-15-16 Ekim olmak üzere 4 gün, Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla da 29-30-31 Ekim, 1 Kasım tarihlerinde olmak üzere yine 4 gün açık görüş yaptırılacak.

/ ANKARA

04.10.2007


 

Tevfik Göksu: Suyu bilinçli kullanmalıyız

Bağcılar Belediyesince düzenlenen ve oturum başkanlığını eğitimci yazar Kerim Aytekin’in yaptığı “Kaynaklarımız ve Tasarruf” panele konuşmacı olarak da Prof. Dr. Nazif Gürdoğan ile İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Tevfik Göksu katıldı.

“Tasarrufla silahlanmadan yoksullukla savaşılmaz” diyen Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, şunları söyledi: “Tasarruf bilinci, yardımlaşma ve dayanışma kültürünün geliştiği toplumlarda kazanılır. Senenin her ayında yardımlaşmasını bilenler, tasarruf kültürüyle yoğrularak, gelen günlerini geçen günlerinden daha bereketli kılmasını başaranlardır.”

İSKİ hakkında genel bir bilgi veren ve yaptığı çalışmaları özetleyen İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Tevfik Göksu ise şunları söyledi: “İstanbulluların susuzluk çekmemesi için İBB ve İSKİ olarak her türlü önlemi alıyor ve en olumsuz tabloları göz önünde tutarak yeni su kaynaklarını hizmete alacak projeleri hayata geçiriyoruz. İstanbulumuzun her zamankinden daha fazla suya ihtiyacı var. Sanayileşme, nüfus artışı ve buna bağlı olarak artan su talebi karşısında su kaynaklarının önemi daha da artıyor. Suyun kirlenmesi ve bilinçli tüketilmeyişi nedeniyle de var olan su kaynakları hızla azalmaktadır. Suyumuzu bilinçli kullanmak hem aile bütçemize, hem ülke ekonomisine iyilikte bulunuruz. Şunu unutmayalım ki; suyu bilinçli kullanmak, yaşam kalitemizi düşürmez.”

Yeni Asya / İSTANBUL

04.10.2007


 

Mehter marşıyla sahura kaldırıyorlar

Adapazarı’nda konservatuar öğrencileri mehter marşıyla vatandaşları sahura kaldırıyor.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Konservatuar Bölümü mezunu Şirin Dincer (25) , konservatuar bölümünde okuyan 4 arkadaşıyla oluşturduğu grup ile yeni yerleşim bölgesi Karaman’da vatandaşları mehter marşı ve oyun havalarıyla sahura kaldırıyor. Yataklarından müzik eşliğinde uyanan vatandaşlar ise öğrencilerin geçişini görmek için camlara ve balkonlara çıkıyor. Vatandaşlar öğrencilerden istek parçada isteyebiliyor.

Grubun kurucusu olan Dincer CİHAN muhabirine yaptığı açıklamada, Ramazan kültürüne farklılık katmak için grubu kurduklarını söyledi. Vatandaşların kendilerine büyük ilgi gösterdiğini anlatan Dincer şunları söyledi: “Davul ve klarnetle güzel bir ritim oluşturarak hafif müzikle vatandaşları sahura kaldırıyoruz. Mahalle büyük olduğundan 4 gruba ayrılıyoruz. Arkadaşlarım ve ben yaptığımız işten büyük memnuniyet duyuyoruz. İnsanların tepkisi çok güzel.”

/ SAKARYA

04.10.2007


 

AB'ye vize eleştirisi

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Parlamentosunda düzenlenen toplantıda, AB’nin Türkiye’ye yönelik vize rejimini eleştirerek, Türkiye’nin Libya, Tanzanya, Suriye ve Nijerya gibi ülkelerle aynı kategoride yer aldığına işaret etti.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Parlamentosunda (AP) düzenlenen toplantıda, AB’nin Türkiye’ye yönelik vize rejimini eleştirerek, Türkiye’nin Libya, Tanzanya, Suriye ve Nijerya gibi ülkelerle aynıkategoride yer aldığına işaret etti.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve İtalyan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen ‘’Türkiye’yi Konuşmak’’ konulu toplantının açılış konuşmasını yapan Hisarcıklıoğlu, ‘’Türkiye, AB’nin vize uygulamalarında maalesef katılım sürecindeki ülke olarak işlem görmüyor. AB’nin vize rejiminde, Libya, Tanzanya, Suriye ve Nijerya gibi ülkelerle aynı kategoride yer alıyoruz’’ dedi.

AP üyeleri, diplomat ve araştırmacıların büyük ilgi gösterdiği toplantıdaki konuşmasında Hisarcıklıoğlu, ‘’AB ile Türkiye arasındaki 110 milyar dolarlık ticaret hacmine rağmen birbirimizi iyi tanımıyoruz. Ön yargılar ilişkilerimizin geleceğini olumsuz etkiliyor. Bunu birlikte aşmamız lazım’’ diye konuştu.

İşbirliği, yardımlaşma ve bilgi alışverişinin artırılması yanında ekonomik entegrasyonun hızlandırılmasıyla toplumların birbirine yakınlaşacağını anlatan Hisarcıklıoğlu, AB kamuoyunda Türkiye’nin üyeliğine verilen desteğin artırılması için liderlerin siyasi irade göstermelerini istedi.

/ BRÜKSEL

04.10.2007


 

14 ilde, 151 bin kişi, eski yaşadığı yere döndü

Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında, bugüne kadar 151 bin 469 kişi, eskiden yaşadığı yerlere geri döndü. Bu kişilere yapılan konut, yiyecek, giyecek ve yakacak gibi yardımlar için de 57 milyon 283 bin 380 YTL harcandı.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın soru önergesine verdiği cevapta, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun gereğince, zarar görenlere ödenecek tazminatlar için fon oluşturulmadığını, tazminatların genel bütçeden karşılandığını hatırlattı.

Atalay, Ağustos 2007 tarihi itibariyle, komisyonlara yapılan 274 bin 359 başvurudan 87 bin 665’inin sonuçlandırıldığını belirterek, ‘’Bunlardan 58 bin 868 adedi olumlu, 28 bin 798 adedi olumsuzdur. Yine aynı tarih itibariyle zarar görenlere toplam 331 milyon 988 bin 84 YTL ödeme yapıldı’’ dedi. Proje kapsamındaki 14 ilde bugüne kadar 151 bin 469 vatandaşın, eskiden yaşadıkları yerlere geri dönüşleri sağlandığını, bu çalışma sırasında toplam 57 milyon 283 bin 380 YTL harcama yapıldığını bildirdi. Atalay, bu paranın, yol, su, elektrik gibi altyapı çalışmaları, inşaat malzemesi, konut, yiyecek, giyecek ve yakacak yardımı ile meslek edindirme kursları için harcandığını vurguladı.

/ ANKARA

04.10.2007


 

Fen aklın nuru, din kalbin ışığı

Afyonkarahisar İscehisar İlçe Müftüsü Sıtkı Beydilli, fen ilimlerinin aklın nuru, din ilimlerinin ise kalbin ışığı olduğunu belirterek, “Allah için mescit ve cami yapan kimseye, Allahu Teâlâ benzeri ile karşılık verecek, cennette ona bir köşk ihsan edecektir. Halkımız bu mükâfatı yakalamak ve iman ispatı için adeta yarışa girmiştir” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde, 1986 yılından bu yana her yıl 1 - 7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Camiler ve Din Görevlileri Haftası, Afyon’da, İscehisar Tepecik Kur’an Kursu’nun açılış töreniyle kutlandı.

Yeni hizmete girecek olan Tepecik Kur’an Kursu bahçesinde düzenlenen törene İlçe Kaymakamı Ahmet Özbay, İlçe Müftüsü Sıtkı Beydilli, Belediye Başkanı Ceylan Kılınçarslan, Milli Eğitim Müdürü Halim İzgi, daire amirleri, din görevlileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesi ardından Zeybek Camii İmam Hatibi Nevzat Başhan’ın Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından, Müezzin Kayyım Cevdet Çelik’in ney dinletisi törene renk kattı.

İlçe Vaizi İbrahim Hakkı Çolak, yaptığı konuşmada, camilerin, bulundukları çevreye estetik güzellik kazandıran görüntüleri ile manevi değer kazandırdığını belirtti. Çolak: “Birlik ve beraberliğimizin sembolü, vatanımızın tapusu, yeryüzünün yıldızları, mihrabı ile mabet, minber ve kürsüsü ile mektep olan camilerimizin imarını, fert ve toplum hayatındaki yerini ve önemini daha iyi ortaya koyabilmek için kutladığımız bu haftanın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.

Günün anlam ve önemini anlatan İlçe Müftüsü Sıtkı Beydilli de 1986 yılından beri Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde her yıl 1 - 7 Ekim tarihleri arasında Camiler Haftası olarak Müftülüklerce kutlanmakta olan Camiler Haftası’nın 2003 yılından bu yana Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlandığını kaydetti. Müftü Beydilli, şöyle dedi: “Camiler Haftası nedeniyle ilçe köy ve kasabalardaki camilerde genel bakım ve temizlik yapılmaktadır. Camiler haftası nedeniyle camilerin fonksiyonları anlatılmakta, vatandaşın camiye ilgisini artırmak için din eğitimi yanında diğer alanlarda da eğitim verilmektedir diyen Beydilli: “Fen ilimleri aklın nuru, din ilimleri ise kalbin ışığıdır.” Ayrıca, ilçedeki camilerin kadro açığı olmadığını, bütün camilerin görevlisi olduğunu belirten Beydilli, ilçede görev yapan 40 personelin 20’sinin yüksek okul mezunu olduğunu söyledi. Beydilli, şöyle devam etti: “Allah için Mescit ve Camii yapan kimseye, Allah-u teala benzeri ile karşılık verecek, cennette ona bir köşk ihsan edecektir. Halkımız bu mükâfatı yakalamak ve iman ispatı için adeta yarışa girmişlerdir.”

Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren din görevlilerine teşekkür belgeleri verilirken, İlçe kaymakamı Ahmet Özbay, “Camilerimiz insanlar arasındaki yardımlaşma, paylaşma, dayanışmanın yaşandığı yerlerdir" dedi.

/ AFYON

04.10.2007


 

Şuayip Özcan: İnanç ve ibadetlerimiz de din derslerinde öğretilmeli

Türk Eğitim-Sen Başkanı Şuayip Özcan, din kültürü dersinin içeriğinin zenginleştirilmesi gerektiğini savunarak, “inanç ve ibadetlerimizin nasıl yapılacağı da din derslerinin içinde yer almalıdır.” dedi.

Türk Eğitim-Sen Başkanı Şuayip Özcan, din kültürü dersinin içeriğinin zenginleştirilmesi gerektiğini savunarak, “inanç ve ibadetlerimizin nasıl yapılacağı da din derslerinin içinde yer almalıdır.” dedi.

Basın mensuplarına verilen iftar yemeğinde konuşan Şuayip Özcan, gündemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Öncelikle anayasa tartışmalarına değinen Özcan; yeni anayasanın sivil toplum kuruluşlarıyla daha fazla bütünleşmesi gerektiğini belirterek, taslak çalışmalarında beraber çalışılması gereken kurumların başında sivil toplum kuruluşları olması gerektiğini dile getirdi.

Tartışılan din kültürü dersiyle ilgili de açıklamalarda bulunan Özcan; din derslerinin mutlaka devlet eliyle okutulması gerektiğini belirtti. Ayrıca din derslerinin içeriğinin doldurulması gerektiğini de savunan Özcan, “şuan ki din dersinin içeriği tamamen sevgi, saygı gibi konuları kapsamaktadır. Bunlar da tabii ki çok önemlidir fakat asıl önemli olan inanç ve ibadetlerimizin nasıl yapılacağının bu dersler kapsamında okutulmasıdır” dedi.

Cemil YÜZER / ANKARA

04.10.2007


 

Teravih namazı sonrası cemaate süt ikramı

Karaman’da, Halil Efendi Camisi’nde, 600 yıl öncesinden gelen teravih namazı sonrası cemaate süt ikram etme geleneği sürdürülüyor.

Abbas Mahallesi’ndeki Halil Efendi Camisi’nin imamı Osman Güzel, yaptığı açıklamada, camiye adını veren Halil Efendi’nin, 1400’lü yıllarda yaşadığını ve Karamanoğlu Beyliği’nin ordu komutanı, aynı zamanda şeyhülislamı olduğunu söyledi. Halil Efendi’nin, misafirlerine hep süt ikram ettiğinin bilindiğini ifade eden Güzel, şöyle konuştu: ‘’Ayrıca süt içmek ve ikram etmek de sünnettir. Halil Efendi, 1400’lü yıllarda misafirlerine hep süt ikram edermiş. Daha sonra buraya Halil Efendi ve eşinin türbesi yapılmış. O dönemden yakın zamana kadar bu camide teravih namazı sonrası cemaate süt ikram edilmiş. Daha sonraki yıllarda bu gelenek unutulmuş. Ben de mahalle büyüklerine, uygulamayı bilenlere danışarak bu geleneği devam ettirmek istedim. Şimdi camimize namaza gelen vatandaşlar, gönüllerinden ne kadar koparsa süt parası veriyorlar. Sütü kaynatıp bardaklara koyduktan sonra, camiden çıkan vatandaşlara ve çocuklara ikram ediyoruz.’’

/ KARAMAN

04.10.2007


 

Hızlı tren fabrikası üretime başlıyor

Adapazarı’nda Kore-Türkiye ortak girişimiyle kurulan Türkiye’nin ilk hızlı tren fabrikası gelecek ay üretime başlıyor. Fabrikada ilk olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin siparişi olan 92 adet metro aracı üretilecek.

Adapazarı’nda TÜVASAŞ’ın 30 bin metrekarelik arazisi üzerine kurulan fabrikaya TCDD Genel Müdürlüğü arazi tahsisiyle ortak oldu. Fabrikayı işletmek üzere Türkiye ve Kore’den şirketlerin ortaklığında EUROTEM Demiryolu Araçları Sanayi ve Ticaret AŞ adıyla şirket kuruldu. Şirkette TCDD yüzde 15, ROTEM yüzde 50,5, ASAŞ yüzde 33,5, Hyundai yüzde 0,5 ve HACO yüzde 0,5 oranında payla yer aldı.

Şirketin Türkiye’de faaliyete geçireceği ilk hızlı tren fabrikasının temeli geçen yıl Eylül ayında atıldı.

Türkiye’de teknolojisi bulunmayan her türlü elektrikli tren dizileri, hafif raylı araçlar, hızlı tren setleri, hızlı tren yolcu vagonlarının üretimi, pazarlanması ve satış sonrası hizmet faaliyetlerinde bulunacak olan fabrikanın hizmet binalarının inşaatı tamamlandı. Son düzenlemeler Kasım ayı sonuna kadar yapılacak.

/ ANKARA

04.10.2007


 

Çocuklar da ‘Silâha hayır’ dedi

Polatlı’da iki yıldan beri sürdürülen ‘Silaha Hayır’ kampanyasına engelli çocuklar da katıldı.

Polatlı Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığı işbirliği ile iki yıldır sürdürülen ve özellikle bu yıl şehir merkezinde büyük başarı yakalanan ‘Silaha Hayır’ kampanyasına Özel Tarhan Eğitim Merkezi’nde okuyan engelli çocuklar da katıldı. Ankara Polatlı Kaymakamlığı tarafından yürütülen ‘Silaha Hayır’ kampanyasına Özel Tarhan Eğitim Merkezi’nde okuyan engelli öğrenciler, kampanyaya oyuncak silah getirene kitap getirerek destek verdi.

Eğitim Kurumu’nun sahibi Hulusi Tarhan, okulda eğitim gören öğrencilerle birlikte Polatlı Kaymakamı Hüseyin Eker’i ziyaret ederek, çocukların ellerinde bulunan oyuncak silahları Kaymakama vererek kampanyaya destek verdi. Tarhan, çocuklara oyuncak silah yerine kitap dağıtarak kampanyaya destek verdiklerini ifade ederek, ‘Böylece çocuklara oyuncak silah yerine daha yararlı olan kitap alışkanlığını kazandırıyoruz. Bunun yanında çocuklara silahında ne kadar tehlikeli olduğuna dair bilgiler verilerek kampanyaya destek veriyoruz” dedi.

/ ANKARA

04.10.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri