Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Ekim 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Ramazan

RAMAZAN TAKVİMİ

İman ile hayatlandır ömrünü,

İbadetle zînetlendir gününü,

Oruç ibadeti ne güzel zînet,

İdrak ediyoruz yirmi dördünü.

Abdil YILDIRIM

06.10.2007


Peygambere itaat edilmezse ameller boşa gider

Din, Allah’ı bilmek ve ona itaat etmektir. Allah kendisini 70 bin hicap arkasında gizlediği ve perde arkasından elçileri ve vasıtası ile emirlerini, sebepler vasıtası ile de ilmini, iradesini ve kudretini gösterdiği için bizler Onu eserlerinden tanıyıp, elçilerine itaat ederek itaatimizi ispat ederiz.

Yüce Allah “Kim resûlüme itaat ederse bana itaat etmiş olur. Kim de itaatten yüz çevirirse ey resûlüm, sen onları bana bırak, Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik”1 buyuruyor. Yüce Allah, bu âyette peygamberine itaat etmeyeni, kendisine itaat etmemiş olarak kabul etmektedir. Nasıl ki, padişaha itaat, padişahın elçisine ve valisine itaattir. Padişahın gönderdiği elçiye itaat etmeyen, padişaha isyan ediyor demektir. Böyle birinin diğer hususlardaki itaatinin bir değeri ve anlamı olur mu? Elbette olmaz.

Bu âyette de yüce Allah “Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve amellerinizi iptal etmeyin, boşa çıkarmayın” buyurarak Resûlüne itaat etmeyenin yaptıklarının Allah katında makbul olmayacağını ifade etmiştir. “Bana yalnız Kur’ân yeter, ben Kur’ân’dan başka bir şey kabul etmem” diyenlerin amellerinin boşa gideceğini ifade etmektedir.

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de peygambere itaat konusunda sadece bu âyetle iktifa etmemiş, önemine binâen bu hususta pek çok âyet inzal etmiştir. “Allah ve resûlüne itaat edin ki rahmet olunasınız”2 “Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Peygamberin vazifesi tebliğdir. Sizin göreviniz de itaat etmektir. Şayet itaat etseniz doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen ise sadece tebliğdir.”3

Bu ve benzeri âyette Allah’a itaat ile beraber peygambere itaat emredilmektedir. Şayet Allah’a itaat Kur’ân-ı Kerim’e ve Allah’ın emirlerine uymak ise, peygambere itaat ne anlama gelmektedir? Elbette bu peygamberin emirlerine ve sünnetine uymak anlamına gelmektedir. Nitekim “Allah’ı seviyorsanız, peygambere itaat edin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”4 “Allah’ın resûlünde sizin için güzel örnekler vardır.”5 “Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan da sakının. Allah’ın azabından korkun. Çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir”6 âyeti de peygamberin yasağına uymayan ve itaatsizlik edenlerin büyük ve çetin azaba uğrayacağını ifade etmektedir.

Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi Kur’ân’ın bütünlüğüne uygun olarak bütün âyetleri birbirini desteklemekte ve “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygamberine itaat edin ki, amelleriniz boşa çıkmasın” âyetinde özetlenmektedir.

Dipnotlar:

1- Nisa, 4:80

2- Âl-i İmran, 3:132

3- Nur, 24: 54–56

4- Âl-i İmran, 3:31

5- Ahzap, 33:21

6- Haşr, 59:7

06.10.2007


Hangi işte, hangi sabırda...

Ebediyet sınavındaydı. Ayların sultanında O’na ulaşmak adına fırsatlar kolluyordu yorgun yüreği, sahibi için atmaya oruçla daha da azmetmişti sanki. Ama öyle olmuyordu, ebediyet finalinin soruları dönüp dolaşıp nefsin ağlarına takılıyordu.

Tam telefonu kapatmak üzereyken işittikleri ile donup kalmıştı ahizenin ucunda, tek kelime etmeye cesaret edememişti. Daha doğrusu cevaba minnet bulmamıştı maruz kaldığı yorumu:

“Başka hiç derdi yok, açlar kampına çevirdi oğlumun evini.”

Duyuvermişti işte, duyulmadı zannetseler de o duymuştu çoktan. Durmadan yankılandı beyninde, durmadan zonkladı aynı cümle, tabiî ki sözü edilen yer değildi, olamazdı da zaten kimin ihtiyacı vardı ki böylesine bu zamanda…

Sözü edilen yer şöyle dursun: Pek tabiî Risâle-i Nur’un hâdimi olmaya adanmışların Allah rızası için yaşadıkları anılarla dolu bahtiyar bir yuva olabilirdi.

Yayından fırlamış bir ok gibi kalktı oturduğu yerden, yenilgiye uğramaya niyetsiz bir ümitle. Olmayacaktı. Fırsat vermeyecekti. Onun rızası için baş koyduğu bu yolda hiçbir engele takılmayacaktı. Hiç bir yorum yapmayacaktı, hiçbir söz ettirmeyecekti nefsine, hiçbir kurgu kurmayacaktı beyninde bu gün kötülükten yana. Müflis hayatların hayatını yaşamayacaktı, bir günlük dahi olsa oruç sabır demekti, teslimiyetti, her şeyin sahibine tek kelime ile de olsa sabredecekti oruçlu dili; telefonun öbür ucundaki sesin sahibinin acayip mi acayip haline.

Hasbinallah…

Mutfakta az önce yarım bıraktığı işine kaldığı yerden devam etti. Hiçbir detayı göz ardı etmemeye niyetliydi. Öyle özenle pişirdi ki yemeklerini, kimi an Risâle-i Nur’a olan masum sevgisini ekledi içine…

“Anadan, yardan, serden geçecekti bu uğurda, gerekirse her şeyden geçecekti.”

Yardım istedi Sahibü’l-Kâinat’tan, işte geçiyordu tek tek. Kâdiü’l-Hâcât’a yalvardı derinlerden ah çekerek, Allah’ın inayeti olduğu süre hali vakti yerinde bir evdi Melek hanımın evi. Ömrü yettiğince de onun ihsanını Risâle-i Nur yolunda adamaya söz vermişti. Her Ramazanda üniversiteli talebeleri evine alır, onlara ailelerinden uzakta kalışlarıyla özledikleri ev yemeklerini tattırmak isterdi elinden geldiğince. Sırf onun rızası için hazırlanan yiyecekler çoğu kez Peygamberî bir bereketle bereketlenirdi.

***

Akşam ezanının okunmasına az kalmışken tek tek gelmeye başlayan öğrencileri mütebessim siması ile sılada bir anne edasıyla karşılardı. Hayır duâları ile uğurlanırdı mânevî evlatlar aynı kapıdan. “Allah sizlerden razı olsun, Melek Teyze” cümleleri yankılanırdı evin koridorlarında.

O razı olsa bütün dünya küsse de ehemmiyeti yoktu nasılsa…

İftar edecek ekmeğini kaç gün arka arkaya bir ihtiyaç sahibine verip de aç kalan Hz. Fatıma’yı (ra) hatırladı bir an. Bir onun cennetlik haline, bir de kendi haline baktı mahzunca imrenerek.

Onun rızası hangi işte, hangi amelde gizliydi belli olmazdı değil mi?

“Ne olur beni de sahura uyandır anneciğim” diyen ilkokul çağındaki kızının masum telkinleri ile tamamladı o günün akşamını. Tatlı bir yorgunlukla gönül rahatlığıyla kapattı gözlerini uykusuna. O günkü telefondansa bahsetmemişti hiç kimseye.

Allah’ın rızası hangi sabırda gizlenmiş, hiç kimse bilemezdi ne de olsa?

Nuriye SAĞDIÇ

06.10.2007


Rehber Şahsiyetler

İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî (ra) (1563-1624)

Asıl adı Ahmed olan İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin soyu Hz. Ömer’e dayandığından Fârukî lakabıyla tanınır. İmam-ı Rabbanî, 971’de (1563) Hindistan’ın Serhend kasabasında doğdu. Daha küçük yaşından itibaren İslâmî terbiye ile büyüdü. Kur’ân-ı Kerim hıfzetti.

On yedi yaşında tahsilini tamamlayarak irşada başlayan İmam-ı Rabbanî, hac farizasını yerine getirmek maksadıyla gittiği kutsal beldelerde, yol boyunca ilim erbabı kimselerle irtibata geçerek özellikle hadis konusunda çok kapsamlı bilgilerle memleketine döndü. 63 yaşında (1624) Serhend’de Hakkın rahmetine kavuştu.

İmam-ı Rabbanî Hazretleri, iman hakikatlerinden bir meselenin inkişaf etmesini binlerle zevke, kerâmete tercih etmiştir. Bundan dolayıdır ki, Nakşiliği, iman hakikatlerine sağlam bir şekilde ve dinin farzlarına bağlanma temellerine oturtmuştur. Büyük âlim Abdulhakim Siyalkuti’nin, onu ikinci binin müceddidi olarak ilân etmesine rağmen tevazusunu hiçbir zaman kaybetmemiştir.

İmam, dönemin hastalıklarının sebebini üç başlık altında toplar. Bunlar; idarecilerin dinden uzaklaşması, bilginlerin menfaat ve korku sebebiyle Kur’ân ve sünnetten ayrılmaları ve tasavvuf ehlinin tarikatı şeriattan ayırmaları olarak sıralar.

Önce şeriata ağırlık vererek birinci esas yaptıktan sonra tarikatlarla diğer kesimler arasında bağları güçlendirmeye çalıştı. Hayat tarzı ve hizmet şekliyle herkesin muhabbetini celp ettiğinden “İmam-ı Rabbanî” olarak anılmaya başlandı.

İmam-ı Rabbanî ve Bediüzzaman

Kendisinden sonraki dönem hakkında gaybi işaretlerde bulunan büyük müceddidlerden bir tanesi de İmam-ı Rabbanî Hazretleridir. Bediüzzaman, İmamın Mektubatını okuduğunda “Mirza Bediüzzaman’a Mektup” ifadesiyle karşılaşınca çok hayret etmiştir. Bu mektupta Üstada ısrarla “Tevhid-i kıble et!” tavsiyesinde bulunur. Üstad, bu hitaptan sonra Cenâb-ı Hakkın inayetiyle bütün tarikatlerin başı ve menbaı olan Kur’ân-ı Azimüşşana yönelerek tavsiyeyi yerine getirir.

Bediüzzaman Hazretleri, İmam-ı Rabbanî’yi hem şahsiyet hem vazife bakımından büyük hizmetlere vesile olup harika halleri ve çök önemli irşadlarından dolayı; “Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının paygamberleri gibidir” hadisine masadak olan şahsiyetler arasında sayar. Bir başka ifadesinde, “Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim” der. Eserlerinin muhtelif yerlerinde onu “müceddidi-i elf-i sani” olarak tavsif eder.

Araştırma Merkezi

06.10.2007


Sıfat-ı Peygamber

Mübelliğ-i zîşan: Şan sahibi tebliğ edici.

Mürebbî-i nüfûs: Nefislerin terbiyecisi.

Mürşid-i harika: Harika irşad edici.

Mürşid-i hakikî: Gerçek yol gösterici.

Mürşid-i imânî: İman konusunda yol gösteren.

Mürşid-i kâmil: En kâmil, en olgun irşad edici, yol gösterici.

Mürşid-i umûmî: Herkese, bütün insanlara yol gösterici.

Müjdeci: Müjde veren. (İncil’de)

Naz makamının efendisi:

Nebî-i âhirzaman: Âhirzaman nebîsi, peygamberi, son peygamber.

Nebiyyi’r-rahmet: Kâinat için rahmete sebeb olan peygamber.

Nebiyyü’l-haram: Mescid-i Haram peygamberi.

Nebiyyü’t-tevbe: Tevbelerin kabulüne sebeb olan nebî.

Nebî-i akdes: Kutsal nebî, peygamber.

Nebi-i ümmî: Okuryazar olmayan, ümmî peygamber.

Nefislere mürebbî: İnsan nefislerine terbiyeci.

Nev-i beşer içinde en meşhur ve mümtaz bir şahsiyet: İnsanlar arasında en meşhur ve seçilmiş kişi.

Nev-i beşere mukteda ve imam ve rehber: İnsanlara imam, rehber olan ve kendisine uyulan zat.

Nev-i beşerin hatîb-i şehîri: Allah’ın biz insanlara gönderdiği saadet düsturlarını beyan eden bir hatip.

Nev-i insanın en mükemmel örneği: İnsanlar içindeki en mükemmel insan.

Nuranî bürhân-ı tevhid: Allah’ın birliğini ispatlayan kuvvetli, nurânî delil.

M. Fahri UTKAN

06.10.2007


Yakarış

Allah’ım! Göz açıp kapama süresi kadar da olsa bizi nefs-i emmâremizin eline bırakma! Nefsimize kendisini kınama gücü ver! Bize îmân hakikatleri hususunda itminan ver! Bize doğruyu ve hakkı ilham et! Nefsimizi şeytanın ilham ve vesveselerinden koru! Bizi rızâ makamına eriştir! Bizden râzı ol! Bizi Rab olarak Sen’den, peygamber olarak Hazret-i Muhammed’den (asm), din olarak İslâm’dan, kitap olarak Kur’ân’dan râzı kıl! Bizi kemâle erdir! Bizi hakîkate erdir! Bizi Cennetine eriştir! Bizi rüyet-i cemâline kavuştur! Âmîn.

Süleyman KÖSMENE

06.10.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri