Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ’un Harbiye’deki konuşması, daha ziyade ABD’ye PKK ve Kuzey Irak uyarıları içeren yönüyle kamuoyuna yansımıştı. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın Harp Akademilerindeki dersi ise DTP’ye yönelik mesajlarıyla öne çıktı.
Aslında komutanlar anayasa ve laiklik konularını da es geçmediler, ama gündem ağırlıklı şekilde bu hususlarda yoğunlaştığı halde askerin bunlara dair mesajları geri planda bırakıldı.
Bu tavrın arkaplanında yatan sebep, söz konusu tartışmaların asker desteğiyle yürütüldüğü imajının halk nezdinde ters teptiğinin nihayet anlaşılmış olması mı, yoksa medyayı böyle davranmaya yönelten başka saikler de var mı?
Bilmiyoruz, ama özellikle laiklik tartışmalarına askeri sokma alışkanlığı, hangi mülâhaza ile olursa olsun artık terk edilmeye başlanıyorsa, bu durum demokrasi açısından hayırlı bir gelişme.
Asker için de, gereksiz yere yıpranmasına yol açan bir kısır döngüden çıkıp kurtulma fırsatı.
Bu bağlamda, Büyükanıt’ın esas itibarıyla liderlik kavramı üzerine uzun ve detaylı bir tahlil niteliğindeki dersinde Atatürk için kullandığı “O kendisinden sonraya hiçbir ‘izm’ bırakmamıştır” ifadesi dikkat çekici. Bu söz, kimi sıkı Atatürkçülerin ağızlarından düşürmedikleri, son olarak Marmara Üniversite Rektörü Necla Pur’un “Asla hak ve özgürlüklerin engeli olarak gösterilemez” iddiasında bulunduğu “Kemalizm”e askerin sahip çıkmadığı anlamına mı geliyor?
Mâlûm, Türkiye’de Atatürkçülük ve Kemalizm genelde eşanlamlı olarak kullanılıyor. Ama görünen o ki, asker Kemalizm kelimesini tercih etmiyor, onun yerine son dönemde karar kıldığı “Atatürkçü düşünce sistemi” tabirini yerleştirmeye çalışıyor.
Belki “öz”de fazla bir fark yok. Ama “söz”de de olsa böyle bir farklılaşma oldukça ilginç.
Org. Büyükanıt’ın dikkat çeken bir başka değerlendirmesi de devlet-birey bahsine ilişkindi.
Bu fasılda “Bireyi yükseltirken devleti yıpratmak ne kadar demokratik ve akılcıdır? Devlet birey için var olan bir yapı değil midir? Devleti, bireyi ezen bir kurum olarak görebilir miyiz?” şeklinde sualler sordu Genelkurmay Başkanı.
Anlaşıldığı kadarıyla, son dönemde bireyi ve haklarını öne çıkaran yaklaşım etkinliğini arttırmış olmalı ki, Türkiye’de devlet denildiğinde ilk akla gelen kurum olan ordunun en tepe noktasındaki isim, bu soruları sorma ve cevap arama ihtiyacı duyuyor. Doğrusu, önemli bir gelişme.
Komutanın gündeme getirdiği soruların doğru cevapları ise, devlet-birey ilişkisinin insanî ve âdil bir dengeye oturtulabilmesiyle verilebilir.
Türkiye’deki uygulama, ne yazık ki başından beri devleti önceleyen ve bunu yaparken birey bir yana, halkın tamamını dışlayan dayatmacı bir yaklaşımın eseri olarak oluştu ve şekillendi.
Sıkıntıların en önemli sebeplerinden biri bu.
Devlet elbette ki gerekli ve yıpranmamalı. Ama bunun yolu yine bireyi yükseltmekten, hak ve özgürlüklerin en geniş anlamda yaşanır kılınmasından geçiyor. Bireyin devlet kaynaklı baskılar sebebiyle kendisini rahat hissetmediği bir ülkede devletin de yıpranması kaçınılmaz.
Son bir not: Çok farklı şartlarda söylenmiş olan “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünü bugüne taşıyarak ne yapılmak isteniyor?
06.10.2007
E-Posta:
irtibat@yeniasya.com.tr
|