Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 08 Ekim 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Hakan YALMAN

Gölcük ve tevhid modeli



Son günlerde ülkemizde yaşanan olaylar, artık değerler etrafında bütünleşmemiz gerektiğini ve ortak geleceğimiz açısından refah, huzur, birlikte yaşayabileceğimiz kadar medeniyetin hakim olması hangi din, ırk ve sosyal tabakadan olursa olsun insan olan herkesin hakkına saygı ve insanlığın kılık kıyafet ayrımına feda edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Milletin ve Meclisinin iradesi bu yönde tecellî etmiştir. İşin güzel yanı, dünya genelinin bu değerler ve kurallar etrafında halka olan iradeye destek olması ve bu anlamda dini bir siyaset aracı olmaktan çıkarıp, Haçlı zihniyeti ile değil, insanlık merkezli tepkiler sergilemesidir. Eşinin tesettürü sebebiyle ya da namaz kıldığı için bir şahsın cumhurbaşkanlığına karşı çıkmak, artık dünyanın geldiği noktada, zihnen çok geri olmak ve ırkçılığa benzer ilkel insan reflekslerinden kurtulamamak anlamına gelmektedir ve gerçek anlamı ile irticadır. Artık aydın insan, kendi gibi düşünenlerin olduğu bir dünya değil, her düşünce ve inancın tam serbestiyet içinde yaşanabildiği bir dünyayı hedeflemektedir. Bu medenî yaklaşımın gerisinde kalan zihniyet, çok güçlü gelen insanlık rüzgârı önünde savrulmaya ve yok olmaya mahkûm olacaktır. ‘Muasır medeniyet seviyesi’nden dem vuranlar şu an dünya insanlığının yakaladığı ve tarafgirlikleri, milliyetleri ve inançları ahenk içinde bir arada bulundurma potansiyelinde ve merkeze insanlığı, insanı koyan medenî seviyenin gerisinde kalmak riski ile yüz yüzedirler. Bu durumda, mahalle baskısı gibi tanımlarla dinî hassasiyeti olanlara karşı çıkmak, aslında medeniyetten uzaklaşmaktır. Belki de gerçek medeniyet, her türlü farklılığa açık olmak ve bunların hürriyetine en az ferdî hürriyeti kadar sahip çıkmaktır.

Geçen Cumartesi akşamı Gölcük’te farklı dinî ekollerden insanlarla tevhid konusunu paylaştık. Buradaki samimî topluluk, bu günün dünyasına bazı sosyal meseleleri çözmekte zorlanan sosyologlara örnek olan bir tablo sergiliyorlardı. Birlik ve beraberlik ruhu içinde iftarda bir araya gelip, Ramazan ayını, gönüllere yansıttığı beraberlik mânâsını derinden hissettiklerini ortaya koyan bu insanları bir araya getiren Risâle-i Nur’un nuranî hakikatleri idi. Tevhide susamış bu gönüller, bir saati geçen bir süre boyunca, iftar sonrası rehavete rağmen, Risâle-i Nur’dan paylaştıklarımızı pür dikkat dinlediler. Bu tablo, aslında insanları huzur ve barış içinde bir araya getirmek isteyenlere örnek bir tablo sunuyordu. Dünyanın çıkış yolu bu olmalıydı. 17 Ağustos depreminin bölgelerinde, hanelerinde ve gönüllerinde açtığı derin yaralara rağmen, tamamen toparlanmış ve ilçelerini yeniden imar etmiş olan bu insanlar, hayatı bütün şevkleri ile yaşamaya başlamışlardı. Elbette, geçmişin hatıraları hafif buruklukla zihinlerine kazınmış gibiydi. Ancak bu ağır psikolojik travmadan ruhen ve manen çok güçlenmiş olarak çıktıklarının işaretleri de yüzlerine yansımış müthiş şevkten okunuyordu. Bu tablonun aslında bütün dünyaya ulaştırılması ve mahalle baskısı gibi garabetlerin ülke gündeminden çıkması için örnek bir model olarak yaygınlaştırılması düşünülmeli. Bu toplulukta müthiş bir dayanışma ve en ağır travmalardan birlik ruhu ile çok başarılı çıkabilme potansiyeli var. Deprem sonrası Gölcük’e psikolojik yardım amacı ile giden psikolog, psikiyatrist ve sosyologlar bu kadar kısa zamanda madden ve manen toparlanmış Gölcük modelini incelemeli, bunun alt yapısını oluşturan manevî damarları keşfedip bütün dünyaya mal etmelidirler. Bu, aslında ülkemize de bir örnek olmalı ve çıkış yolumuzun birlik ve beraberlik ruhu olduğu herkes tarafından kabul edilmelidir.

Ülkemizde, dönüm noktası anlamına gelecek tarihî günler yaşanmaktadır. Artık kavgaları ve gereksiz suçlamaları bir tarafa bırakıp, memleketin selâmeti için birleşmek ve dayanışmak zamanıdır. Bunun en uygulanabilir şekli hukukun ve kanunların hakim olmasıdır. ‘Kanunlar bana yaradığı sürece uygulansın, aksi takdirde suyumu bulandırıyorsun muamelesi yaparım’ şeklindeki bedevî ve vahşî yaklaşımların dünyadaki ömrü bitmek üzeredir. Zaman vahşet ve bedeviyet zamanı değil, insanlık ve medeniyet zamanıdır. Şu zamanlar ülkemizin bu anlamda bir imtihandan geçtiği zamanlardır. Rabbimizden azametli ve bahtsız milletimizin talihinin açıldığı günler olması ve istikbal inkılâbâtı içinde ortaya çıkacak en yüksek gür sedânın insanlığa duyurulacağı bir basamak olmasını niyaz ediyorum. Gelişmeler nasıl olursa olsun neticede hak galip olacaktır.

08.10.2007

E-Posta: hakyalman@yahoo.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.10.2007) - Kültürler arası köprüler

  (24.09.2007) - Oruçla kazanılan dünya

  (17.09.2007) - Ramazan ve birlik ruhu

  (10.09.2007) - İnsanlığın yolunu aydınlatan nur

  (03.09.2007) - Varlığın gerçek anlamı

  (20.08.2007) - Cumhuriyet, cumhur ve başkanı

  (06.08.2007) - Kader algısı ve insanlığın geleceği

  (30.07.2007) - Muhabbet fedailiği

  (23.07.2007) - Millet iradesi ve İlâhî murad

  (16.07.2007) - Fikri hür olmak

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri