Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 28 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kadir AKBAŞ

Anayasa yargısının fonksiyonu



Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasanın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliğin iptali talebiyle dün Anayasa Mahkemesine gitti.

Türk hukuk sistemine 1961 Anayasası ile giren Anayasa Mahkemesi bir kez daha tartışmaların odağında yer alıyor.

1961 Anayasası'na hakim olan ve “halka ve halkın seçtiklerine güvensizlik” olarak tanımlanabilecek olumsuz genel ilkenin bir sonucu olarak, yasama organı, Senato ve Meclis olarak ikiye bölünmüş, hükümete kanun hükmünde kararname yapma yetkisi tanınmamış ve bu durum ortaya yönetilemeyen bir ülke çıkartmıştı. Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş amacının da “halka ve halkın seçtiklerine güvensizlik” duygusunun sonucu olarak, doğrudan seçimle gelenlerin gücünü sınırlamak olduğu hep söylendi. İtiraf edelim ki, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği tartışmalı kararlar, bu yargıyı haklı çıkardı, güçlendirdi.

“Anayasa yargısının varlık sebebinin, kanunlar ile anayasa arasında hiyerarşi olduğu ve anayasa yargısının da fonksiyonu bu hiyerarşinin müeyyidelendirilmesinden başka bir şey olmadığı” kabul edilmektedir.

Anayasa Mahkemesini tartışmaların odağına taşıyan olgu, öncelikle hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmayan ve anayasa metinlerinde yer verilmemesi gereken, hukuk alanında belirsizlik ve keyfî yorumlara imkân veren kavramların anayasa metinlerinde yer alması ve mahkemenin tartışılan kararlarını, hukuk alanında tanımlanması güç ve hukuk dışı kavramlara dayandırması oldu.

Yaşanan bu olumsuzluklarda Anayasa Mahkemesinin oluşumuna ilişkin düzenlemenin payı inkâr edilemez. Bu sebeple, yeni Anayasa Taslağında on yedi üyeden oluşması öngörülen mahkeme'nin sekiz üyesini TBMM'nin seçmesine dair düzenleme toplumla mahkeme arasındaki kırılmayı zamanla hafifletecektir.

Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin sınırlandırılarak, “İnsan Hakları Yüksek Mahkemesi” olarak yapılandırılmasına ilişkin öneriler ise tartışılmayı hak ediyor.

Anayasa Mahkemesinin, özellikle “laiklik” ilkesi sözkonusu olduğu zaman ortaya koyduğu yorumlar, dinî duyarlılığı olan vatandaşlar açısından ürkütücü sonuçlar öngörüyordu.

Dinin fonksiyonunu, bireyin manevî hayatıyla sınırlayan ve dinin kişinin manevî hayatı, vicdanından çıkarak sosyal hayattaki hertürlü tezahürünü dinin kötüye kullanılması ve sömürülmesi olarak değerlendirerek anayasanın laiklik ilkesine aykırı kabul eden ve kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla bu tezahürleri ortadan kaldırmayı öngören bir laiklik yorumunun sürekli tartışma konusu olması kaçınılmazdır.

28.02.2008

E-Posta:


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (21.02.2008) - Anayasa Mahkemesi yol ayrımında!

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri