Dışarıda ve içeride yapılan aleyhte propagandalar sebebiyle, dünya nezdindeki imajımız ve itibarımız neredeyse tâmir edilemez bir hale gelmiş. Bu imaj bozulmasında kabahat elbette sadece ‘imaj bozan propagandacılar’da değil. Kabahatin büyüğü Türkiye’yi idare edenlerde. Çünkü art niyetli olanlara, istemedikleri kadar ‘malzeme’ veriliyor.
Her ne kadar ‘reform’lar yapılsa da ‘hür dünya’ seviyesine çıkabilmiş değiliz. Bunun bir sebebi de, yersiz ve gereksiz, belki de hayalî korkularımız. Hürriyet ve demokrasi yolunda atılmak istenen her adımı, ‘bölünme ve parçalanma’ sebebi sayan bir anlayışla karşılaşılıyor.
Ne yazık ki, imajımızın bozuk olmasını da ‘normal’ karşılar hâle geldik. “Burası Türkiye, her şey mümkün” anlayışı, genel kabul gören bir tesbit gibi anlaşılıyor.
Geçenlerde, çeyrek asra yakın yurt dışında yaşayan ve ‘vatanî görev’ini yerine getirmek için 3 aylığına Türkiye’ye gelen bir arkadaşımızla sohbet etme imkânı bulduk. “Yıllar sonra Türkiye’yi nasıl buldunuz?” diye sordum. Verdiği cevap, imaj bozulmasının geldiği noktayı anlamak için ibretlik: “Burada doğmuş ve liseyi de burada okumuş birisi olarak Türkiye’ye gelmekten korkuyordum. Çünkü televizyonlarda izlediğimiz Türkiye çok değişikti, çok korkunçtu. Her gün kavga, çatışma, anarşi olan bir ülke gibi gösteriliyor. Bu endişe sebebiyle Türkiye’ye geldiğimde ilk günlerde sokağa çıkmaya korkuyordum. Sonra yavaş yavaş alıştım ve televizyondan yansıyan Türkiye’nin gerçek Türkiye olmadığını anladım. Her ülkede olan hadiseler burada da oluyor, ama medyaya yansıması çok farklı.”
Dikkat edelim, bu sözleri söyleyen bir ‘yabancı’ değil. İstanbul’da doğmuş, burada okumuş ve çalışmış. Bir vesile ile yurt dışına çıkınca, yeniden Türkiye’ye gelmekten korkar hâle gelmiş. İçimizden birileri, doğup büyüdüğü şehre gelmekten korkar hale gelecek kadar bir ‘imaj bozukluğuna’ şahitlik ediyorsa, ‘yabancı’lar ne düşünmez?
Elbette Türkiye’nin ciddî sıkıntıları var. Fakat bu sıkıntılar çözümsüz değil. İyi niyetle çalışılırsa, kısa sürede düzlüğe çıkma imkânı var. Bunun için medyaya da önemli görevler düşüyor. İzlenme payı savaşı uğruna hâdiseleri abartmak, sanki her gün, her saat kavga ve kargaşa yaşanıyormuş gibi yayın yapmak Türkiye’ye fayda vermez. Her şeyi olduğu gibi tarif etmekte fayda var.
Bununla birlikte, asıl yorumluluk ‘siyasî iktidar’ındır. Sözkonusu imaj bozukluğunu telâfi etmek için, gerekli olan adımları bir an önce atmalıdır. Problemlerin çözümünün ertelenmesi, sadece birikime sebep olur ve çare bulmak zorlaşır.
Bir noktada daha yanlış adım atılıyor: İmaj düzeltme çalışmaları sadece ‘para’ harcayarak olmaz. Türkiye’yi idare edenler bunu da hatırda tutmalı. Dışarıdaki bazı kuruluşlara milyon dolarlar ödeyerek ya da ‘reklam’ vererek imajı düzeltmek kolay değil. Bunun için yapılması gereken ilk iş, kendi vatandaşına ‘insan’ muâmelesi yapmaktır.
Önce kendi nezdimizdeki imajımızı düzeltebilirsek, ‘yabancı’lar nezdindeki imajımız da beraberinde düzelir. Bunu yapmadıktan sonra imajımızın düzeleceğini beklemek hayalden öteye geçmez.
Kendimize kötülük yapmaktan vazgeçelim...
25.03.2008
E-Posta:
cakir@yeniasya.com.tr
|