Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Hüseyin GÜLTEKİN

Maksat rızâ-ı İlâhî olunca



Öğretim yılı başındaki meslekî öğretmenler toplantısını, her zaman olduğu gibi yine cuma saatine denk getirmişlerdi. Namaz vakti girdiğinde toplantıya kısa bir ara verildiğinde, ben de bu fırsatla hemen yakınımızdaki bir camiye cuma namazına gittim. İki rekât farzdan sonraki dört rekât sünneti de kıldıktan sonra, hızlı adımlarla, devam etmekte olan toplantıya geldim.

Toplantı bitiminde, toplantı başkanı ilköğretim müfettişi benimle görüşmek istediğini söyledi. Beraberce bitişikteki odaya girdik. Bana hemen, niçin toplantıyı terk ettiğimi, yüksek bir ses tonuyla sordu. Ben de, toplantıya ara verildiği için cuma namazına gittiğimi söyleyince; “Senden başka Müslüman yok mu? O kadar öğretmenin içinde bir tek sen mi namaz kılıyorsun?” dedi. Ben de gerginliği daha fazla tırmandırmamak niyetiyle, hem de âmirim makamında olan zata karşı bir saygısızlık olmasın gayesiyle “Efendim, benden başka Müslüman pekçok. En azından ben herkese o gözle bakıyorum. Benden başka namaz kılan insanlar da pek çok” deyince, adam daha da sert bir şekilde ve sesini de yükselterek “O halde niçin toplantıyı terk ederek namaza gidiyorsun? Bunun suç olduğunu bilmiyor musun? Toplantıdaki diğer bazı arkadaşların da namaz kıldıklarını biliyorum. Onlar niye gitmiyorlar da sen gidiyorsun? Başına gelecekleri herhalde bilmiyorsun?” dedi.

Benim bu saygılı, yumuşak tavrımı bir zaaf, bir korku hâli olarak algılayan ve o celâlli hali devam ettiren müfettişe “Âmirlik makamında bulunmanız, size, muhatabınızı azarlama, onu tehdit etme yetkisini vermez. Bu tavrınızla asıl siz suç işliyorsunuz. Sizin anlayışınıza göre cuma namazına gitmem suç ise, yapacağınız iş, gerekli kanuni işlemi yapmaktır. Bir öğretmene böyle bağırıp çağırmaya hakkınız ve yetkiniz yoktur” deyince, o ana kadar kahramanlık gösterisi yapan müfettiş “Ben öyle demek istemedim, beni herhalde yanlış anladınız” diyerek geri adım atmak zorunda kaldı.

Yıllar sonra yine bir cuma saaatinde, yine bir meslekî öğretmenler toplantısı... Yine toplantının başkanlığını mânevî değerlere mesafeli bir müfettiş yapıyor. Ben de İlköğretim Müdürlüğü vazifesini deruhte ediyorum.

Yine toplantı devam ederken cuma saati geldi. Ben söz alarak, müfettiş beye hitaben, öğretmenlerin de duyacağı bir şekilde cuma saatinin girdiğini, cuma namazına gidebilmek için toplantıya kısa bir ara verilmesini söyledim. Müfettiş bana cevaben; kendisinin toplantıyı bitirip, hemen ile dönmesi gerektiğini, öğretmenlerin de aynı şekilde köylerine döneceğini, zamanın sınırlı olduğunu, dolayısıyla toplantıya ara vermenin doğru olmayacağını söyledi. Ben de, belki düşündüğüm yönünde bir çare olur niyetiyle bu durumu öğretmen arkadaşların oyuna sunmanın doğru olacağını söyledim. Müfettiş bey “Elbette olabilir” diyerek, cuma namazı için bu toplantıya ara verip vermemeyi oylamaya sundu. Ne hazin ki, hiç namazını geçirmeyen öğretmenler dahi cuma namazına gitme yönünde fikir beyan etmekten imtina ettiler. Ben de müfettişe “Öyleyse ben cuma namazına gidiyorum, siz toplantınıza devam edin” diyerek toplantıyı terk ettim.

Seneler önce başımdan geçen bu hatıralar nereden aklıma geldi ve bunları neden sizinle paylaşma lüzumu hissettim. Buradaki maksadım, kendimi anlatmak asla değil. İtiraf etmeliyim ki, beni gurura sevk edecek ne bir cesaretim, ne de bir başka özelliğim yok.

Otuz yılı geçen meslek hayatı boyunca şuna şahit oldum ki, rıza-ı İlâhî yolundaki yaşantımda azıcık bir gayretim, küçücük bir cesaretim, bütün engelleri bertaraf etmeye kâfî geldi. En zor, en tehlikeli şart ve zeminlerde dahi başta namaz olmak üzere, bütün dini vecibeleri yerine getirmenin mutluluğunu yaşadım. Böyle bir durumdaki muvaffakiyet, kişinin takvâ veya cesaretinden değil, muvaffakiyeti veren, mânileri def eden Yüce Allah’tan (cc) başkası değildir. Yeter ki Onun rızasını gaye edinelim ve o niyetle gerekli adımları atmasını bilelim.

25.03.2008

E-Posta: hgultekin@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (16.03.2008) - Başörtülü bir kızın serencamı

  (09.03.2008) - Kabahati üstlenebilmek fedakârlığı

  (02.03.2008) - İşini, maaşını dâvâsına feda etmek

  (24.02.2008) - Merdâne duruşların özlemini çekiyoruz

  (17.02.2008) - Riya marazı

  (10.02.2008) - Anne-baba hukukunu ciddîye almalı

  (03.02.2008) - Makam-mevkî uğruna verilen tavizler

  (27.01.2008) - Hem kayınpeder, hem ders arkadaşım

  (20.01.2008) - Hasta asrın hasta insanları

  (13.01.2008) - Nurlara muhatap olmak

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri