Bir önceki Cuma akşamı AKP’ye açılan kapatma dâvâsıyla sarsılmıştı Türkiye. Bir hafta sonraki Cuma akşamının şok gelişmesi ise, İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmaları oldu.
Bu isimler içinde, durumu en çok nazara verilen ve hakkındaki gözaltı işlemine “83 yaşında, yeri yurdu belli, yanında devamlı iki koruma bulunan bir kişinin sabaha karşı evinde karga tulumba derdest edilmesi olacak şey mi?” söylemleriyle tepki gösterilen kişi İlhan Selçuk’tu.
Gerçi Selçuk’un kendisi evvelce mürteci saydığı kişilere yapılan çok daha ağır muamelelere duyarsız kalmayı, hattâ alkış tutmayı itiyad edindiğinin örnekleriyle dolu bir sicile sahip ve başına gelen olay kaderin yine adalet ettiğinin ibret verici yeni bir örneğini oluşturmakta.
Selçuk ve yoldaşları vaktiyle Bediüzzaman'a, nur talebelerine ve dindarlara yapılan haksız ve hukuksuz baskın, gözaltı ve tutuklamaları, aylarca hapiste tutmaları az mı alkışlamışlardı?
Şimdi aynı muameleye kendisi maruz kalıyor.
Sicilinde cuntacılığının kayıtları da mevcut bulunan ve son dönemde ulusalcı-kızılelmacı ittifakın başını çekenlerden biri olan Selçuk’un maruz kaldığı bu muamele, “Hukuk bir gün herkese lâzım olur” gerçeğinin yeni bir teyidi.
Ancak ne olursa olsun, hukuk herkesin güveneceği bir sığınak ise, bu çeşit şeyler olmamalı.
Ve Demirel’in demokrasiyi anlatırken Churchill’den aktardığı “Sabahın köründe kapınız çalınırsa, bunun sütçü olduğundan emin olmanın adıdır demokrasi” sözündeki anlamla çelişen ve ancak darbe dönemlerinde görülen olağanüstü baskın ve gözaltı uygulamalarının AB adayı 21. yüzyıl Türkiye’sinde kesinlikle yeri olmamalı.
Suçüstü durumu veya kaçma hali müstesna.
Eşzamanlı olarak yapılan sabah 04:30 gözaltılarının zamanlama gerekçesi hakkında farklı rivayetler var. Kimine göre, Perinçek ve Alemdaroğlu’nun yurt dışına gitmeleri söz konusuydu, bunu engellemek için o saatte gözaltına alındılar. Bir başka gerekçe ise, medyaya gözaltıları canlı yayınla aktarma fırsatı verip provokasyona açık bir zemin oluşmasını engelleme düşüncesi.
Ancak gerekçe ne olursa olsun, ortaya çıkan netice çok daha provokatif bir tabloya yol açtı.
Bakalım, Selçuk’un serbest kalması, sükûnete tekrar avdet edilmesine katkı sağlayabilecek mi?
Perinçek’in durumuna gelince. Hatırlayanlar belki olacaktır. 28 Şubat’ın başlangıç aşamasında süreç Perinçek çizgisiyle iyice örtüşen bir görüntü veriyordu. 1998’de Genelkurmay Başkanlığına Kıvrıkoğlu geldikten sonra yapılan ilk işlerden biri, İP liderinin gözaltına alınması oldu.
Ama bu sürpriz gelişme, “Acaba asker 28 Şubat’ı Perinçek çizgisinden çıkarmaya mı hazırlanıyor?” gibi yorumlara kapı aralayacak kadar uzun ömürlü olmadı; İP lideri kısa bir süre sonra serbest kaldı ve Kıvrıkoğlu “Gerekirse 28 Şubat 1000 yıl sürer” söylemleriyle yola devam etti.
Ve iyice keskinleşen 28 Şubat, hedeflerini daha da genişleten çok katı uygulamalarla sürdü.
Alemdaroğlu da 28 Şubat’ın simge isimlerindendi. Selçuk ve Perinçek’le birlikte gözaltına alınması ne demek oluyor? İdeolojik bir beraberlikleri olduğu kesin; ama bu müşterekliğin, Ergenekon soruşturması bağlamında gündeme gelen bombalar, provokasyonlar ve darbe hazırlıklarıyla nasıl bir ilişkisi olabilir? Ve Alemdaroğlu’nun da serbest bırakılmasının anlamı ne?
Şüphesiz, bunlar soruşturma ve yargı sürecinde cevabını bulması gereken önemli sorular.
Peki, süreci “AKP-çeteler çatışması” bağlamına oturtmak doğru mu? Bu yaklaşım operasyona fayda getirir mi, yoksa işi zora mı sokar?
Bilhassa şu gelinen noktada, sürecin gidişatına siyaset gölgesi düşürmemek için AKP'nin çok daha hassas ve dikkatli davranması lâzım.
25.03.2008
E-Posta:
irtibat@yeniasya.com.tr
|