Sadece siyasî anlamda değil, ekonomik anlamda da bir krize sürüklendiğimiz anlaşılıyor. Zaten ekonomi ile siyaseti birbirinden ayrı düşünmek de mümkün değil. Açılan parti kapatma dâvâsıyla başlayan ‘ekonomik kriz’ beklentisi, piyasaları tedirgin etti. Açıklanan enflasyon rakamlarıyla da bu endişe iyice pekişti.
Gerek ekenomik ve gerek siyasî krizlerin bedelini çok küçük bir azınlığın dışında 70 milyon ödediği için, bir şekilde krizleri en az zararla atlatmaya gayret etmek gerekiyor. Krizi yaygınlaştırıcı ve derinleştirici her hareket, ödenen bedelin artmasına sebep olur.
Her zaman, herkes ifade ediyor, bir daha tekrar edelim: Ekonomik ve siyasî istikrarın sağlanması ya da bozulması tek bir sebebe bağlı değildir. Dünya küçülüp bir köy halini aldığı için, ‘komşu’larda yaşanan hadiseler de bizi etkiliyor. Günümüzde bu etkilenmeler de tabiî karşılanıyor. Dünyaya kapalı, onlardan etkilenmeyecek şekilde yaşamak mümkün değil.
Bu tesbitler, krizlere mecbur ve mahkûm olduğumuz anlamına da gelmez. Önemli olan, yaklaşan krizleri erken tesbit edebilmek ve mümkün mertebe az zararla bunları savuşturabilmektir.
Türkiye’yi idare edenler, her fırsatta ekonomi noktasındaki başarılarıyla övündüler. Hak, hukuk, adalet gibi konular hatırlatıldıkça, ekonomi konusundaki ‘başarı’lar sıralandı ve diğer eksiklikler gözden ırak tutulmaya çalışıldı. Oysa dünya şahittir ki, tek başına ekonomik refah, kişileri ve ülkeleri huzura kavuşturmuyor. Nitekim, “Çeyrek asırdır boğuştuğumuz enflasyonu yendik, tarih yazdık” denilen günlerde enflasyonun yeniden canlandığı görüldü.
Nisan ayı enflasyon rakamları, bilhassa ekonomiyi idare edenlerin uykusunu kaçıracak şekilde yüksek çıktı. Yüzde 2.2 nisbetinde gerçekleşmesi beklenen “Üretici Fiyatları Endeksi” (ÜFE,) yüzde 4.5 nisbetinde gerçekleşti. Yüzde 1.39 beklenen “Tüketici Fiyatları Endeksi” (TÜFE) ise, yüzde 1.68 oldu. Yılbaşında enflasyonda yüzde 4’ler hedeflenirken sadece Nisan ayındaki aylık ÜFE artışı yüzde 4.5’e sıçradı. (Akşam, 3 Mayıs 2008)
Bu rakamlar şu anlama gelir: Şu veya bu sebeple, ekonomiyi idare edenlerin çizdiği, tahmin ettiği enflasyon rakamları yüzde yüz farklı gerçekleşmiştir. Enflasyondaki yıllık tahmin yüzde 4 iken, bu rakam sadece bir ayda gercekleşti. Yüzde 2 tahmin edilen bir rakamın yüzde 4 çıkması büyük bir yanılmadır. Her halde sadece rakamlara bakıp, “2 olması gereken artış nisbeti 4 olmuş, ne önemi var” diye düşünülemez.
İş bu noktada kalsa yine iyi. “Önümüzdeki aylar yaz aylarıdır, sebze meyve ucuzlar, enflasyon da düşer” şeklinde düşünmek de yeterli güveni vermemeli. Evet, önümüzdeki aylar yaz aylarıdır, ama ondan sonra yine ‘kış’ ayları gelecektir! Bu bakımdan, ihtiyatlı ve tedbirli olmakta fayda var.
Hükûmetin ekonomik programına biz şekil vermeyeceğimize göre vatandaş olarak ne yapabiliriz? Asıl bunu düşünmeli ve buna göre kendi tedbirimizi almalıyız. Bugün ve yarın, her defasında yapmamız gereken şey; israftan uzak durmalıyız. ‘Kredi kartları’ tuzağına düşmemeli, kazamadığımız, bizim olmayan paraları harcama yanlışına düşmemeliyiz.
04.05.2008
E-Posta:
cakir@yeniasya.com.tr
|