Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Mayıs 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Vazife ve netice



Ehl-i hizmeti “zindan-ı atalet”e düşüren sebeplerden yedincisini Üstad Bediüzzaman, “Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman” olarak teşhis ve tesbit edip, bu sebebin yaptığı tahribatı “Himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder” sözüyle dile getiriyor.

“Allah’ın vazifesine müdahale” bahsi, Risale-i Nur’da en fazla dikkat çekilen hususlardan biri.

Çünkü ehl-i hizmet ekseriyetle farkında bile olmadan bu çok tehlikeli vartaya düşebiliyor.

Sebep de çoğu zaman, yapılan hizmet ve çalışmaların semere ve neticelerini bir an önce görme arzusundan kaynaklanıyor. Ve bu çerçevede, meselâ anlatılıp tebliğ edilen hakikatlere daha fazla insanın kulak vermesi ve “manevî fütuhat”ın artarak ve yayılarak devam etmesi isteniyor.

Oysa ehl-i hizmete düşen, kendi üzerine terettüp eden vazifeleri bihakkın ve ihlâsla yerine getirmekten ibaret. Netice, yani başarılı olup olmamak tamamen Cenab-ı Hakkın takdirinde.

Başarının ölçüsü de, yerine getirilen vazifenin niteliğine göre değişiyor. Meselâ Üstadın verdiği Celâleddin Harzemşah örneğinde, bu muzaffer kumandanın çevresindekiler ona şöyle diyor:

“Cengiz’in ordusuna karşı verdiğin mücadelede zafer senin olacak. Allah seni galip edecek.”

Buna karşı Harzemşah şu cevabı veriyor:

“Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmekle vazifeliyim. Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmam. Zafer veya mağlûbiyet Onun takdiri.”

Üstadın verdiği bir başka örnek, hakkı tebliğ ettikleri insanlar içinde kendilerine birkaç kişiden başka kimsenin kulak vermediği bazı peygamberlerin de, yaptıkları kudsî vazifenin sonsuz ücretini alacak olmaları. Demek ki, mesele hakkı dinleyip ona tâbi olanların azlığı-çokluğu değil; asıl mesele Allah’ın rızasını kazanmak.

Onun için Üstad, “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, siz istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir. Onları da razı eder” diyor.

İşin püf noktası da burada. Kalblere hükmeden ve hidayeti veren, Allah. Bizim vazifemiz, sadece ve sadece tebliğ etmek. Ve bu tebliği yaparken, işin içine kendi heves ve arzularımızı, hırslarımızı karıştırmamak; tamamen ahirete ve rıza-yı İlâhîye endeksli bir hizmete başka mülâhaza ve hesapların gölgesini düşürmemek. Bu hatalara düştüğümüz takdirde, işin tılsımını bozmuş, o hizmeti dünyevîleştirmiş, ihlâsını kırmış ve dolayısıyla netice vermesini de engellemiş oluruz.

Oysa araya başka hiçbir şey katmadan sırf Allah'ın rızasını gözeterek vazifemizi yapsak, böylece ihlâs sırrını elde etsek, neticenin çoğu zaman beklentilerimizi dahi aşan boyutlarda gerçekleştiğini görürüz. Zira ihlâs: “en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd”dır.

Nitekim Üstad, Harzemşah’ın da harplerden harika bir şekilde çok defa zaferle çıkmasını, bu ince teslimiyet sırrını anlamasıyla izah ediyor.

Ve insanlar Risale-i Nur’a iltihak yönelince şevkleri artıp gayrete gelirken, dinlemedikleri zaman kuvve-i maneviyeleri kırılan ve şevkleri bir derece sönen ehl-i hizmete, “İnsanların çekilmesi ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş” dediği Peygamberimizin (a.s.m.) tavrını örnek göstererek ders veriyor.

Ve “Zindan-ı atalet” bahsinde, şevke binmiş himmetin önündeki engellerden yedincisi olarak zikrettiği “Allah’ın vazifesine müdahale” hastalığına karşı iki prensibi dikkatlerimize sunuyor.

Biri: Hud Sûresi 112. âyetinde beyan edilen “Emrolunduğun gibi dos doğru ol” emr-i İlâhîsi.

Diğeri, “Efendine amirlik taslama” düsturu.

Demek ki, diğer engellerde olduğu gibi, burada da çözümün anahtarı bizde. Biz hakta sebat edecek, istikamet üzere yürüyecek ve üzerimize düşen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olup neticeyi Allah’a bırakacağız ki...

Şevkimiz kırılmasın ve atalete düşmeyelim.

04.05.2008

E-Posta: irtibat@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.06.2008) - Keşke haklı çıkmasaydık

  (11.06.2008) - Hep aynı yanlış

  (10.06.2008) - Buraya nasıl geldik?

  (08.06.2008) - Risale-i Nur’da yoğunlaşmak

  (07.06.2008) - Gerçek demokrasi

  (06.06.2008) - AİHM çarpıtmaları

  (05.06.2008) - AİHM kararı

  (04.06.2008) - AKP de vebale ortak

  (03.06.2008) - Çoğunluk özgür mü?

  (01.06.2008) - Risale-i Nur kâfidir

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Kutlu Doğum Haftası Pdf

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır