Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 05 Mayıs 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Hello demokrasi! See you istibdat!

Başlık İngilizce-Türkçe miks oldu. Umumî temayüllere uygun hareket edelim dedik, biz de kaptırdık kendimizi Tire İngilizcesine. Amerikan İngilizcesi, Avustralya İngilizcesi ve Tire İngilizcesi olmak üzere üç çeşit İngilizce konuşuluyor Melbourne’da. Burada yaşayan Türkler İngilizceyi monotonluktan kurtarıp çok renkli bir dil haline getirmişler. Nasıl mı?

“Next hafta, rubbish poşeti (çöp poşeti), çok busy (çok meşgulüm), check et (kontrol et), şoping yaptım (alış veriş yaptım)…vs. Bir zamanlar İngilizce antipatisi olan bir insan olarak bayağı hoşnut oluyorum bu durumdan. Ortaokul ve lisede zoraki çalışıp geçtiğim, üniversitede zorlandığım—Allah affetsin. İnşallah İngilizce hocam bu yazıyı okumaz—şu İngilizceyi öğrenmeye gün gelip mecbur kalışım beni epey sarstı. Türkiye’de okuduğum okullarda “Ne gereği var? Ne işimize yarayacak? Malayaniyat ile iştigal“ olarak düşündüğüm İngilizce derslerine şimdi minnettarım. Yıllarca öğrendiğim “What is your name? How are you? Where are you from? What time is it? How old are you?“ sonunda işe yaradı.

Ama yeterli değil tabiî bu kadar bilmek. “Her müstaid kendi nefsi için içtihad yapabilir” sırrınca, İngilizceyi öğrenmemin farz olduğu hususunda içtihad yaptım. İçtihadımı teşri etmemin bir mahzuru olmasa gerek.

İngilizceyi hafife alışımın, ihmalimin ve çektiğim kopyaların faturasını ağır ödüyorum şimdi. Türkçenin hiç bilinmediği ve konuşulmadığı, tamamen İngilizcenin hakim olduğu bir kursta İngilizce öğrenmeye çalışıyorum. Hoca hep İngilizce konuşuyor. İlk hafta sadece tebessümle anlaştık. Bence ortak dil, yani dünya dili tebessüm. İkinci hafta “yes, no, okey, sorry, thank you, hello, by by” kelimeleriyle idare ettik. Bu hafta Allah Kerim. Sınıfımda tek Türk arkadaşım var. O da ablam. Türkçe esprilerimi anlayan ve karşılık veren biri var yanımda çok şükür. “Elhamdülillahi haza min fazli Rabbî.”

Kursumuzda Vietnamlı, Makedonyalı, Pakistanlı, Çinli, Etiyopyalı arkadaşlarımız var. Kurs ortamımız çok sıcak. Herkes birbirine karşı son derece yardımsever ve duyarlı. ”Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” deyip herkesle diyalog kurmaya çalışıyoruz.

“Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir” âyetinin hakikatini yaşamaya çalışıyoruz. “Husumet ve adavetin vakti bitti” diyen Üstadımıza “belî” diyoruz.

Teneffüslerde elimizle kolumuzla kıt İngilizcemizle sohbet ediyoruz arkadaşlarımızla. Pakistanlı Amina teyzemiz “I like Muslims” diyor sohbet arasında. Makedonyalı arkadaşımız Stalinka ve kızı Jasminka Ortodoks. Geçtiğimiz hafta Ortodoksların özel bir günü olması hasebiyle bize o güne has yiyecekler ikram ettiler. Hoşgörü ve diyalog var kursumuzda. Herkes çok rahat. Kimsede kompleks yok, inancından dolayı. Kimse kimseyi aşağılamıyor inandığı değerlerden ötürü. Başörtüsü yasağı da yok bu kursta. Hatta burada yaşayan, ama kursa gitmesine çoluk çocuk gibi manileri olan Türklerin—başörtülü de olsa—evine devlet İngilizce öğretimi için öğretmen gönderiyor. İlk gün hocamız bizi başörtümüzle tanıtıyor arkadaşlarımıza.

Melbourne’da demokrasi mânâsız, lâfızdan ibaret bir rejim değil. İsmiyle ve mânâsıyla yaşanan bir demokrasi. Yıllardır ülkemizde adını duyup mânâsını istibdat olarak yaşadığımız “sözde demokrasi”nin mağduru olduk. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyen Üstadımıza iktidaen haklarımız uğrunda bir demokrasi mücadelesi verdik. Ama bir türlü istibdadı aşıp demokrasiyle tanışamadık.

Yâ Rab! O ne büyük özlemdi, hürriyete karşı duyduğumuz. ”Bazen zulüm içerisinde adalet tecellî eder.” ”Beşer zulmeder, kader adalet eder.” İsmiyle ve resmiyle hakikî demokrasinin yaşandığı topraklara sevk eder. Ve özlem sona erer. İşte demokrasi...

Ülkemde ise hâlâ cehaletin yadigârı istibdat hükümferma. 2009’un baharında bizden önce Türkiye’ye gelir mi demokrasi?

RUHAN ASYA

05.05.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri