MAYIS SAYISINI MARKA ESARETİNE AYIRAN GENÇ YAKLAŞIM’A KONUŞAN REKLÂMCI ALİ SAYDAM’A GÖRE TÜRKİYE’NİN MARKASI MODERNLİKLE İSLÂMIN BULUŞTUĞU BİR SENTEZ OLMALI.
Mayıs sayısını marka esaretine ayıran Genç Yaklaşım dergisinin “Modernlikle İslâm’ın buluştuğu bir sentez Türkiye’yi marka yapabilir mi?” sorusuna reklâmcı Ali Saydam, “Türkiye’nin marka vaadi aynen bu olmalı. Moderniteyi görmek isteyen biri Avrupa’ya, İslâm’ı görmek isteyen biri de Suudi Arabistan’a gider. Ama Türkiye bunları birleştiren tek ülke. İşte bunu marka yapacak bir zihniyet olmalı” dedi.
İşte, H. Hüseyin Kemal imzalı o röportajdan bir bölüm:
*Marka bazıları için sürüden ayrılma gibi görünse de yeni bir sürü oluşturma değil mi?
Tabiî dediğin doğru. Marka giyen bir katman oluşuyor. Neden ismi duyulmamış bir kolayı içmiyorsun da Coca Cola içiyorsun? Çünkü içinden yabancı bir şey çıksa kıyameti koparırsın ve binlerce dolar tazminat alırsın.
*Peki, ‘marka’nın boş bıraktığı bir alan var mı?
İnsana yatırım yapmıyor; kurumlarda çalışanlara kaç saat eğitim veriliyor? Pazarlamaya yatırım yapmıyor. Araştırma geliştirmeye yatırım yapmıyorlar. Son olarak teknolojiye yatırım yapılmıyor. Bir de bazı yaklaşım tarzları marka olmanın önünde engel. Bunlar birincisi “Teknen varsa kıçında, işin varsa başında dur” yaklaşımı. Eğer her şubenin ve işin başında durmaya kalksan kendini büyütemezsin. Rahmi Koç, Beko’nun İngiltere şubesinin başında kalmaya kalksa, bu günlere gelemezdi. İki; “Ayağını yorganına göre uzat” yaklaşımı. Bu da kredi kullanma, borçlanma demek. Üçüncüsü; “Ayağını yorganına göre uzat ve satılan mal geri alınmaz.”
*Türkiye’nin ülke markası nasıl?
Türkiye’nin markası yönetilemiyor. Turizm için yapılan yatırımlar Türkiye markasına yatırılıyor zannediliyor, bu çok yanlış. Sizin vaat ettiğiniz şey Yunanistan’da da var. İstanbul’un medeniyeti nerede? Selçuklu’yu sunabiliyor musunuz? Son günlerde yavaş yavaş Mevlânâ gündeme geliyor.
*Herhalde modernlikle İslâm’ın buluştuğu bir sentez marka olması gerekir...
Seni tebrik ederim. Bu işin başına getirsek çözeceksin bu işi. Türkiye’nin marka vaadi aynen bu olmalı. Moderniteyi görmek isteyen biri Avrupa’ya, İslâm’ı görmek isteyen biri de Suudi Arabistan’a gider. Ama Türkiye bunları birleştiren tek ülke. İşte bunu marka yapacak bir zihniyet olmalı. 11 Eylül’den sonra böyle bir avantaj vardı ancak başarılı olunamadı.
*Neden peki?
İslâmî bilgi deyince akla El Ezher akla geliyor da, Konya Selçuk’un İlahiyat Fakültesi gelmiyor. Çünkü yatırım yapmamışsınız. Süleymaniye Kütüphanesinde 60 bin el yazması kitap var, ama bundan çoğu kimsenin haberi yok. Bunun dışında okuyamıyoruz, tarihimizden kopmuşuz. Biri bana İslâm da felsefe var mı, diye sordu çok sinirlendim. Kant’a bakarsan öğretilerini Gazali’den, Tufeyli’den aldığını göreceksin.
*Geçmişimizin yok sayılmasını isteyen devlet anlayışı var ama...
Kimlik meselesi diyorsun. Biz markayı oluştururken önce kimliğinden başlarız. Sizin söylediğiniz gibi Türkiye’nin kimliği üzerinde mutabık değiliz. Millî yazarlarımız konusunda bile mutabık değiliz. Bir Alman’ın böyle problemleri yok. Sağcısı da solcusu da millî yazarlarını sayarlar. Biz de solcuların, sağcıların, dindarların millî yazarları ayrıdır. Bunun için kimlik mutabakatı oluşturmadan marka olamayız. Bu mutabakatın sağlanması için büyük istek var. Burada “Müslüman, Cumhuriyetçi, Demokrat, Laik” prensiplerde mutabakat gerekli.
Genç Yaklaşım’da başka neler var?
PSİKOLOG Belkıs Ertürk’ün, “Hayatımız kaç marka eder?” yazısında, markanın bizi nasıl şekillendirdiği anlatılıyor.
Marka Yönetim Danışmanı Hakan Kahraman’, markayı ve markalaşmanın ne olduğunu yazıyor.
Mustafa Gökmen’in “Propaganda, reklâm, marka = Esaret” başlıklı yazısı da yine kapak dosyası ile ilgili.
Araştırma grubu da bir reklâm arası verdiriyor okuyucularına ve “Şimdi reklâmlar!” diyor.
Muha1’in teybinde gençlerin marka düşünceleri yer alıyor.
Kapak dosyamızın dışında; Mehtap Yıldırım “Feth-i Mübin” diyerek, Fethi ve Fatih’i yorumluyor.
Tuba Nur Arıcan’ın kaleminden, Yassıada ve Adnan Menderes’le ilgili yakın tarih notları yaşanan acıları bir kez daha yaşatıyor adeta.
Sürüden ayrılma zamanında içimizi ferahlatacak bir yazıyla Levent Bilgi, “Güneşle göz arasında yalnız Sen varsın” diyor.
Faruk Saim Akhan “Futbolda endüstrileşme ve köle ticareti” başlıklı yazısında futbolun farklı bir yüzünü gösteriyor bize.
Kültürel Yaklaşım’da Kadir Karaca, ‘Semum’la bizi Türk sinemasının korku türü filmlerinde yolculuğa çıkarıyor.
|