Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 05 Mayıs 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

H. HÜSEYİN KEMAL

Derin devlet herkesi kullanır

Radİkal gazetesinde Susurluk üzerine yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çeken Belma Akçura’yla derin yapılanmaları ve Ergenekon’u konuştuk. Derin Devlet Oldu Devlet kitabıyla Türkiye’nin siyasî cinayetler tarihini mercek altına alan Akçura, halen Milliyet gazetesinde haber araştırma servisinde görev yapıyor. Ergenekon konusunda AKP’nin yanlış bir strateji izlediğini söyleyen Akçura örgütün bütün bağlantılarının ortaya çıkarılmasını istiyor. Ayrıca Akçura “Benim için gerçek vatan haini çevreyi kirleten, toplumsal kamplaşmaya neden olanlardır” diyor.

*”Derin Devlet Oldu Devlet” kitabınız var. Bu kitaptan sonra derin devlet yapılanmasını bize özetleyebilir misiniz?

Türkiye’de işlenen cinayetlere baktığınızda bize işaret edilen; derin ilişkiler ağıdır. Bu ilişkiler ağı sayısız cinayeti çözülmeksizin önümüzde biriktirdi. Ben ‘derin devleti’ araştırmaya Susurluk olayıyla başladım. Arşivleri incelediğimde gördüğüm şey; geçmiş olayların bir tekrarıydı. Sadece yer, zaman ve katledilenler farklı. Her faili meçhul olayda siyasiler aynı demeçleri vermişti. Örneğin Mesut Yılmaz “Bu işin sonuna kadar gideceğiz” demişse, aynı sözler Demirel ve Ecevit hükümetleri döneminde de tekrar edilmiş, otuz yıl boyunca aynı şeyler söylenmiş. Ancak siz bu olayların bir daha yaşanmaması yönünde bazı olayları gün yüzüne çıkaran haberler yapmaya başladığınızda otokontrol mekanizmasının devreye girmesi yüzünden her cinayet sadece tetikçilerle sınırlı kalmış…

*Bu nasıl bir mekanizma?

Bu derin bir yapılanma; içinde asker, polis, siyasetçi varsa ve siz de bunlarla ilgili haberler yapmaya başlamışsanız kurumların yıpratıldığı yönünde bir kanaat oluşturulması üzerinizdeki baskıyı arttırıyor ve sözkonusu olayların üzeri her defasında kurumları yıpratmamak amacıyla üstü örtülüyor.

*Ama Susurlukta siyasetçi de polis de sorgulandı değil mi?

Evet, ama Susurluk çok karışık, çok ayaklı ve çok komplike bir işti… Susurluk’ta siyasetçi, mafya, işadamı herkes yazıldı. Yazılmayan askerdi. Meselâ o dönemde de Veli Küçük’ün adı vardı, ama ifade bile vermedi. Bence bugün Ergenekon diye adlandırılan örgüt, yapılanma olarak farklılık gösterse de gerçekte ‘Susurluk’ zihniyetinin de bir devamıdır.

*Veli Küçük’ün gözaltına alınması bize ne kadar umut vermeli? Veli Küçük’ün bu olaylardaki yeri ne sizce?

İşin gerçeği şu; Veli Küçük’ün Ergenekon zinciri içerisinde çok önemli bir yeri olduğunu düşünmüyorum. Dink cinayeti öncesi Veli Küçük’ün adliyenin kapısına gitmesi, Muzaffer Tekin gibi adamlarla Dink’in üzerinde baskı oluşturmaları, derin devlet yapılanması içerisinde ancak en alttaki adamların yapacağı bir iştir.

*Ergenekon’un milliyetçi bir çizgide olduğu söyleniyor. Bu doğru mu?

Bu milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. Daha önceki ilişkiler ağında da milliyetçi bir yapılanma vardır, ama niyetler başkadır.

*Daha önceki yapılanmanın dışarıdan başka uluslar arası güç odaklarından destek aldığı söylendi, ama Ergenekon’un yabancı güçlere de karşı olduğu iddia ediliyor. Ne dersiniz?

Eğer bir ülkede kaos yaratmak, darbe yapmak, rejimi tehlikeye düşürmek gibi niyetleriniz varsa, dış güç odaklarıyla da ilişkiniz var demektir. Bu da sizi kimin niye hangi amaçla kullandığını çoğu kez bilmemeniz demektir. Siz ‘vatan millet’ için yaptım dersiniz, sizi kullanan güç odaklarının gerçeği ise başkadır. 12 Eylül öncesi yaratılan çatışma ortamının amacının, o çatışmayı isteyenlerin, o çatışma ortamını besleyenlerin amacıyla örtüşmemesi gibi.

*Peki Susurluk gibi yapılanmalar

Susurluk devlet içinde varlık gösteren bir yapılanmaydı. PKK’ya karşı bir yapılanma olarak gündeme geldi, ‘vatan millet’ diyerek eylemlerini sürdürdü, ama uyuşturucu, silâh, karapara gibi işlerin içerisine girince o yapı çöktü, kendi içerisinde meydana gelen yarılmayla da açığa çıktı diye düşünüyorum.

*Peki Ergenekon, devlet içinde varlık göstermiyor mu?

Bu devlet içinde varlık gösteren bir yapılanma değil bence; Bir ayak. Devletin göz yumduğu dışardan varlık göstermeye çalışan bir ayak. Bu yapılanmanın bugün asker ayağı var. Peki diğer ayakları nerede? Siyasetçi, polis, mafya, işadamı, bürokrat, vs… Bu ayaklar nerede? Özellikle politikacılar bu yapıyı her dönem farklı bir yerinden tutuyor. Bu böyle olunca da ‘derin devlet’ kavramı içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

*Ergenekon yapılanması devletin içinde değil diyorsunuz...

Ama o yapıyı koruyan birşey var. Türkiye’de derin devletin bir ‘ciddiyeti’ vardır. Derin devlet Veli Küçük gibi mahkeme kapılarında beklemez. Aslında bizde çözülmeyen bir durum yok. Bence her şey çok açık. Burada önemli olan yargının evrensel hukuk içinde hareket edip etmemesiyle siyasetçinin irade gösterip göstermemesiyle alâkalıdır.

*Sizce siyasî irade neden gösterilemiyor? Ya da en azından bugün gösterilmesi mümkün mü?

Türkiye’de siyaset hiçbir dönemde bu iradeyi gösteremedi. Bundan sonra göstereceğine benim gibi hiçbir şeye taraf olmayan birisi açısından inanmak zor. Susurluk yapılanması 2000’li yıllarda farklılık göstermeye başladı. AKP’nin iktidara gelmesi, rejimin sorgulanması, emekli askerlerin rejimin tehlikeye girdiği yönünde beyanlar vermesi, rejimi korumaya yönelik bir takım çalışmalar bizi Ergenekonla karşı karşıya bıraktı. Bu yapılanmanın içindeki insanlar ne amaçlıyor? Bunlar doğru ayaklar mı? Susurlukta insanlar aynı sesi çıkarırken neden aynı ses çıkmıyor? Bunlara dikkat etmek gerekir.

*Evet Susurlukta ışıklarını açıp kapayan insanlar ülkeden göçmüş gibi...

Susurluk olayından sadece Korkut Eken’in cezaevine girmesi insanları demokrasiye hukuka inanma noktasında yıldırdı. Ergenekon meselesinde de herkes olaya kendi penceresinden bakıyor. Kendine uygun olandan yakalamaya çalışıyor. Bir de “Ergenekon meselesi yanlış adamların elinde patladı” görüşünde olanlar var.

*Nasıl yani?

Yani doğru bir iş yanlış adamların elinde patladı diye düşünenler var. AKP iktidarında bu olayın ortaya çıkması bazılarını rahatsız etti. Peki iktidar bu operasyonda yapılması gereken kadarını mı yapıyor? Bence eksik ayağı var. Bence Ergenekon’u İlhan Selçuk’un gözaltına alınması bitirdi. Doğru bir ayak değildi. İlhan Selçuk bir düşüncenin kalemi olabilir, ancak bu tür yapılanmalar, örgütlenmeler o kalemler üzerinden şekillenmez. Bu tür örgütlenmelerin daha askerî, daha bürokratik kemiği vardır.

*Mafya, polis, siyasetçi ayağının ortaya çıkartılamamış olması da Ergenekon konusunda umutsuzluk oluşturuyor olabilir mi?

Elbette insanlar bu haberlerin belli düşünce ve sistematik bir şekilde istenildiği kadarının servis edildiğini düşünüyor. Ben ‘AKP içinde de Ergekoncular var’ söyleminin neye tekabül ettiğini görmek istiyorum. Bu insanlar kimler... Bu Ergenekon’un diğer ayakları nerede?

*Peki bunun yanında derin devlet yapılanmasını meşrulaştırmak isteyen insanlar yok mu?

Demirel’e göre; derin devlet askerlerdir. ‘Derin devlet oldu devlet’ diyor. Yani Cumhuriyeti ve laikliği tehlikeye düşüren durumlarda asker müdahale eder. Edebilir, ama Susurluk gayri ciddî bir yapılanmayı nasıl açıklayacağız peki? Çünkü bu yapılanmanın devletin menfaatleriyle ne ilgisi var.

*Peki bu bağlamda Ergenekon’u açıklayabiliyor muyuz?

Ergenekon Türkiye’de derin ayrılıklar yaratma ve bölme peşinde olan bir yapılanma. Bence Ergenekon Susurluktan yapısal olarak farklılık gösteren bir yapılanma. Derin devlet ile devletin hesaplaşmasıdır. Bu seninle, benimle, komünistle, şeriatçıyla değil, devletle hesaplaşmadır. Taraflar açıktan açığa savaş halindeler. Biz demokrasi ve hukuk düzlemi üzerinden değerlendirdiğimiz için kullanılan farklı silâhları görmüyoruz.

*Yani TC’nin değişen yönetim anlayışına karşı bir çatışma öyle mi?

Devletin içinde varlık gösteren farklı bir yapı, iktidar ve güç odakları kaybetti. Ben Deniz Baykal’ın “AKP kendi derin devletini yaratmak istiyor" ifadesini çok önemsiyorum. Bugünkü çatışmanın geri planını anlatan bir ifadedir bu. Bu şu demektir aynı zamanda: CHP derin devlet yapılanmasını doğruluyor. Demek ki bu ülkede herkes kendi derin devletinin peşinde. Onun için de olayları çözemiyoruz.

*İktidarlar bu yapılanmayı istemedikleri için mi çözemiyor, yoksa iktidarın bile elini kolunu bağlayan çok daha büyük bir yapı mı var?

Hrant Dink dâvâsında hükümetin daha baskın davranması beklenirdi. Çünkü ilk defa bir hükümet bir cinayet karşısında taraf değildi. Bu iktidar da bu cinayetleri çözemiyor. Şemdinli, Danıştay, Dink, Malatya…. Sanıklar ne zaman bu tür cinayetleri ‘Devlet için işledik’ dese süreç tıkanıyor.

*Ergenekon tartışmasında toplumu nasıl buluyorsunuz?

Ulusalcıların tavrını eleştirdiğinizde “AKP’li misin?” AKP’yi eleştirdiğinde “Darbeci misin?” deniyor. Herkesin her şey olduğu bir dönemden geçiyoruz; Herkes biraz kemalist, biraz İslâmcı, biraz AKP’li biraz CHP’li... Ben hiçbir şeyim. Yani demokrasi ve insan haklarının, hukukun dışında hiçbir şeye taraf olmadım. Ben elimin altındaki bilgi ve belgelere bakarım. Ergenekon işi yanlış tarafa gidiyor. Bence bu süreç AKP’nin aleyhine sonuçlanabilir.

*Toplumun hassasiyetinin bu süreçlere yansıdığını düşünüyor musunuz?

u ülkenin bir evsahipleri var. Bir de misafirleri. Biz misafiriz. Hayatımın hiçbir döneminde kendimi bu kadar yalnız hissetmemiştim. Ne zaman toplumsal sürece düşünceleriyle katılmak isteyen biri çıksa sürekli olarak “Sus, konuşma, otur oturduğun yerde, sen şunu diyeceksin, sen bunu bileceksin, sen anlamazsın” diyorlar. Bu nasıl bir ülke ki ağzını açan herkes vatan haini.

*Derin devlet, kimi ya da kimleri kullanıyor bu durumda?

Derin devlet herkesi kullanır. Eski istihbaratçılardan Hanefi Avcı “Herkes kendine ayrı bir hava verse de aslında herkes aynı adamları kullanır” demişti. Örneğin Danıştay olayında Alparslan Aslan bizlere ulusalcı, dinci, laik, vatansever güçbirliğiyle ilişkili, Susurlukçularla görüşen birisi olarak tanıtıldı. Bir insan bu kadar kimlik taşıyabilir mi? Olayın hangi elden çıktığının anlaşılmaması için insanı çok kimlikli yaparlar ve gerçekle yalanı ayırt edemez hale gelirsin. Nitekim bu adamın ne oldu hâlâ anlaşılamamıştır.

28 ŞUBAT'IN VALİSİ İLE

VELİ KÜÇÜK'ÜN ORTAK ŞİRKETİ VAR

*Hrant Dink olayını nasıl değerlendiriyorsunuz? İlginç bağlantılar var mı?

Sadece Dink dâvâsında değil, bu tür olaylarda tetikçiler, kaçıranlar, saklayanlar o kadar çok, o kadar kalabalık ki yukarıyı görmeniz mümkün olmuyor. Bu tıpkı piramitin altı genişledikçe tepesini görememeniz gibidir. Bu Abdi İpekçi cinayetinde de böyle olmuştur, Uğur Mumcu cinayetinde de böyledir… Gerçek faili olmayan dâvâlar nasıl sonuçlanıyorsa bu dâvâ da böyle sonuçlanacaktır.

*Dink dâvâsında adı geçen, ama dosyada yer almayan birçok isim kamuoyunda zikredildi. Yargı bu isimleri neden dikkate almıyor?

Çünkü delillendiremiyor. Çünkü mevcut deliller yargıdan saklanıyor, imha ediliyor. Devlet sırrı gerekçesiyle yargıya sunulmuyor. Ama derin devlet birbiriyle teması, birbirleriyle fotoğraflar çektirmeyi, iş kurmayı sever. Sorgulanmayan bir dâvâ benim için dâvâ değildir.

*Siz bir toplantı da, derin ilişkiler ağı içerisinde yer alan bir tablodan bahsettiniz. Bu tablo bize neyi resmediyor.

Sizin görmek istediğiniz kadarını resmediyor. Bakın Veli Küçük kimdir? Susurluk olaylarında adı geçen emekli asker. Ne yapıyor? Trakya Dergisi çıkarıyor, özel güvenlik şirketi var. Bu şirketin bir şubesi Trabzon’da. Şirketin ortağı eski İstanbul Valisi Erol Çakır. Erol Çakır kim? Dink olayında ihmalkârlıkla suçlanan dönemin Trabzon emniyet müdürü hakkında sicil raporu tutmuş biri. Burada duruyorum neden çünkü bu ilişkiler ağı böylece uzuyor, emniyetler arası bir savaşa dönüşüyor.

Bilgi belgeyle delillenmeyince bir anlam ifade etmiyor elbette.

*Trakya Dergisi nasıl bir dergi? Kimler yazıyor?

Veli Küçük’ün dergisinde yazı yazanlardan biri emekli bir albay, Mümtaz Bayazıtoğlu. Dink dâvâsının dosyasında yer aldı. Ancak dâvâda bu albayın dinlenmesi gerektiği halde dinlenmediği ortaya çıktı. Haydar Baş’ın da konuşmalar yaptığı bir televizyon kanalında program yapan biri. Bir toplantıda “içimizdeki Ermenileri temizleyelim” dediği öne sürülen bir albay.

Dergi de yazan bir diğer kişi de Trabzon’da bir dönem gümrük müdürlüğü yapmış biri. Bir emniyetçi “Bir olayı çözmek istersen para ayağını takip et” demişti. Trabzon, Kafkasya’ya açılan bir kapı. Azerbaycan’a gidenler arasında Dink cinayetinde yargılanan Yasin Hayal var. Danıştay cinayetinden yargılanan Alparslan Aslan, Azerbaycan’a gitmişler. Ayrıca Erhan Tuncel ve Alparslan Arslan Elazığ’da okumuş. Erhan Tuncel’in Muhsin Yazıcıoğlu ile Alparslan Arslan’ın da Veli Küçük ile fotoğrafları var…

Ben bir gazeteci olarak bu tabloya bakıp hiçbir iddia da bulunamam. Ama fotoğraf bu. Bu tür olaylarda birini görüp, diğerini yok saydığınızda bu işleri çözmek mümkün olmuyor elbette.

*Veli Küçük’ün özel güvenlik şirketi olduğunu söylediniz. Bu tür yapılar sizce tehlikeli mi?

Türkiye’de önüne gelen bir özel güvenlik şirketi kurdu. Bu şirketleri masaya yatırdığınızda asıl tehlikenin oralarda olduğunu da görürsünüz. Bu şirketlerin sahipleri de genellikle emekli asker, polis ve valilerden oluşuyor. 

*Abdi İpekçi cinayetine ilişkin bir belgesel hazırladığınızı biliyorum. Ulaşabildiğiniz yeni bir bilgi var mı?

Evet örneğin gerçekte İpekçi cinayetinin işleneceği yere bir başka ekibin daha gönderildiğini, işin tesadüfe bırakılmaması gerektiğini öğrendik, Çatlı’nın hiç bilmediğimiz başka cinayetlerinin olduğunu da…  

H. HÜSEYİN KEMAL

05.05.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (28.04.2008) - Bediüzzaman Said Nursî, dini devlete muhtaç görmüyor

  (23.04.2008) - “Zübeyir Gündüzalp” kitabının yazarı İbrahim Kaygusuz: Hafız Ali, Hoca Sabri, Hulusi Efendileri de y

  (21.04.2008) - İstanbul, depremde su sıkıntısı çekebilir

  (20.04.2008) - AB için kararlı adımlar atılmalı

  (15.04.2008) - ‘Said Nursî'nin fikirleri çok orijinal’

  (14.04.2008) - Demokrasi yolundan dönüş yok

  (13.04.2008) - Tekstil sektöründe kan kaybı devam ediyor

  (12.04.2008) - Hasan Yalçın: Zübeyir Ağabey yap demez, yapardı

  (07.04.2008) - Onun dünyası, Üstad ve Risâle-i Nur’du

  (06.04.2008) - Zübeyir Ağabey, çok iyi bir eğitimciydi

 

Bütün haberler