|
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz
Ülkemizde artık—ne yazık ki—bayram ve benzeri günler, bir kucaklaşma günleri olmaktan çok kriz üretilmesi gereken günler olarak algılanıyor.
Bunun son örneği, 1 Mayıs 2008 günü İstanbul’da ve kısmen Ankara Sıhhiye meydanında gözler önüne serilen tablo. Bu tablo öyle bir netice veriyor ki hani “İki yanlıştan bir doğru çıkmaz” sözünü teyit edercesine birçok yanlıştan doğru çıkmaz şekline bürünüyor.
Öncelikle hepimiz belki de vicdanlarımızı sızlatan aykırı olay ve görüntüleri daha kolay hatırladığımız için 1977 yılı 1 Mayıs gösterilerini hatırlıyoruz. Hatta 1 Mayıs olayları deyince müstakil olarak 34 kişinin öldüğü vahim olayı hatırlıyoruz. Fakat, 1976 yılının 1 Mayıs’ını neden hatırlamıyoruz. Beğenelim beğenmeyelim, ideolojisine katılalım katılmayalım, olaysız fakat en geniş katılımlı ve Taksim’de yapılan 1 Mayıs gösterisi olduğunu unutuyor, gözden kaçırıyoruz. Dönemin olağanüstü ve her yönü ile depolitize olmuş, kamplaşmış sivil toplum eylemini daha iyi tahlil etmek gerekiyor. Fakat bu gün asıl konumuz bu değil.
Hem devlet, hem millet ve hem de sivil toplum olarak 1 Mayıs 1977’de yaşadığımız travmadan çıktığımız söylenemez. Bir taraf (devlet) “benzer bir provokasyon ve saldırı olup, yeniden o kadar insan telef (evet, 28 kişisi ezilerek ölmüştü) olursa” diyor. Aşırı bir tedbir ve teyakkuz hali ile her şeye ve herkese karşı tehdit algılaması geliştiriyor. Bir taraf ise (millet) çoluğu çocuğu İstanbul’da ise, evden çıkmamaya veya Taksim’den geçmemeye endeksli bir hayat düzeni kuruyor. Öyle ki, hergün trafiği alt-üst olan İstanbul’da bir çok cadde ve sokak trafiğe kapatıldığı halde, insanlar tedbirli davrandığı için trafik sıkıntısı yaşanmıyor.
GELELİM SİVİL TOPLUM CENAHI
OLAN SENDİKALARA;
İstanbul görüntüleri o kadar medyayı kapladı ki, Ankara Tandoğan’da veya İzmir’de yapılan kutlama ve gösteriler sanki yapılmamış gibi kaldı. Öyle ki, İstanbul’dan DİSK Genel Merkezinde toplanan göstericilere bina dışına çıkarmadan Napolyon usulü müdahale, tarihte az görülür bir başarı oldu (!).
DİSK, Taksim’deki son 1 Mayıs gösterilerinin de düzenleyicisi olması sebebi ile orada bir şov yapmayı kendisi için varlık sebebi gibi görüyor olsa gerek. Bunu tembel, yaramaz, haşarı, öğrencinin kendisini öğretmene fark ettirmek için yaptığı disiplin suçları gibi görmek gerekiyor. Bu öğrenci daha önce de okuldan uzaklaştırma almış ve ikiz kardeşi olan KESK’i de aynı yolun yolcusu yapmak istediğini bilelim.
Bir şekilde 1 Mayıs tatil olsa ve Taksim tedrici olarak açılsa, bunların varlık sebepleri sorgulanır hale gelebilir. Tabiî, marjinal gruplar hariç. Bu sendikaların taleplerinin kökünü demokratik bulmakla birlikte, her işlem ve eylemlerinin öyle olduğundan emin değilim. 1977’de ölenlerin hâlâ faili meçhul kalması ile ilgili bir talebin seslendirilmemesini yadırgıyorum. Kurumsal olarak laiklik ilkesine hassasiyetleri malûm, fakat bu ölenleri anmak ile ilgili bir programda duymuyorum. Tek duyduğumuz Taksim, Taksim, Taksim… Provokasyona karşı nasıl bir tedbir alabileceksiniz sorusunun sendikalar açısından cevabı da yok.
Hükümet öncelikle, ideolojik olarak da herhangi bir sıkıntıya sebep olmayacak, AB konusunda ve içerde de müsbet karşılanacak “1 Mayıs Çalışanlar Bayramı” olarak kutlanması ve tatil olmasını gerçekleştirebilmeli. Bundan ancak derin ve hükümetin herkesle kavgalı görüntü vermesini isteyenler rahatsız olacaktır. Üstelik bu bayramı kendini işçi dostu ilân edenler vermezken, gösterilere gitmeye tenezzül etmeyenler veya solculuğu kimseye bırakmadığı halde gidemeyenler varken, bu hükümet yapmalıdır.
Özgürlükler konusunda hükümete yapılan bir eleştiri de “yalnız türbana özgürlük istiyor” şeklinde olduğu düşünülürse... Türban konusunda yapılan tüm düzenlemelere karşı ortamın netleşmediği ve fiilî durumun ağırlıklı olarak devam ettiği ortadadır.
Açılacak özgürlük alanlarına temelde, 28 Şubat’a taraftar ve millet karşısında yer alan yozlaşmış sivil benzeri kurumların değil, milletten yetki alan parti ve hükümetlerin ihtiyacı olmaktadır. Bugün işinizi zorlaştırıyor gibi görünen işler, özgürlük ve demokrasi alanının genişlemesi ile milletin güven ve takdirini kazanan işler olarak geri dönecektir.
Hükümetin ilk yaklaşımı Taksim’e sınırlı bir ziyarete izin vermek şekline girmiş ise de, DİSK ve KESK aşırı inatlaşmasından hayırlı bir neticenin çıkması başka bir bahara kalmıştır.
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz, ama iki noktadan bir doğru geçer.
|
|
EMİN TALHA KARAMUSA
05.05.2008
|
|
|
9 Mayıs Avrupa Gününde panel
TÜRKİYE Avrupa Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü işbirliği ile 9 Mayıs “Avrupa Günü” “İnişli çıkışlı AB: Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen nokta” konulu bir panelle kutlanacak. Programın açış konuşmalarını Bilgi Üniversitesi Rektörü Aydın Uğur ile Türkiye Avrupa Vakfı Y. K. Başkanı Ziya Müezzinoğlu yapacak.
Moderatörlüğünü Prof. Dr. İlter Turan’ın yapacağı panelde yer alan konuşmacılar şöyle:
•Mehmet Ali Birand, Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni,
•Doç. Dr. Emrah Oder, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi,
•Soli Özel, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü,
•Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı,
•Volkan Vural, Emekli Büyükelçi,
9 Mayıs 2008 tarihinde Bilgi Üniversitesi -santralistanbul- Enerji Müzesi salonunda düzenlenecek olan panel saat 14.30-16.30 arasında yapılacak.
|
|
05.05.2008
|
|
|
Afrika serinleyecek
CANSUYU Derneği, susuzluk ve kuraklık sebebiyle ölümlerin yaşandığı Afrika için kolları sıvadı. Daha önce Kamerun ve Çad’ın en kurak 33 bölgesine su kuyusu açan Cansuyu, Afrika’nın susuzlukla mücadele eden diğer bölgelerini suya kavuşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Cansuyu’nun hayırseverlerin desteğiyle açtıracağı su kuyuları Mayıs ayı içerisinde hizmete girecek.
Genel Sekreter Muhammet Polat, susuzluk sebebiyle hayatın durma noktasına geldiği Afrika’ya yönelik su kuyusu açma çalışmalarına hız verdiklerini açıkladı. Daha önce Afrika’nın en kurak 33 bölgesine su kuyusu açtıklarını kaydeden Polat, Mayıs ayı içerisinde Kamerun’un susuzlukla mücadele eden bölgelerine su kuyusu açacaklarını ifade etti. Hayırseverlerin desteğiyle bölgede sondaj çalışmalarının devam ettiğini belirten Polat, toplumda su konusuna gösterilen hassasiyetin kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Afrika’da açacakları her kuyuya bağışı yapan hayırseverin isminin verileceğini ifade eden Polat, insanların hayata tutunmasına vesile olan bu dayanışma duygusunun yaygınlaşması temennisinde bulundu.
|
|
05.05.2008
|
|
|
Romanlar ayrımcılığa karşı örgütleniyor
TÜRKİYELİ Romanlar bir süredir her alanda uğradıkları ayrımcılığa karşı örgütleniyor, haklarını savunuyorlar. Birkaç yıl öncesine kadar “insan haklarına kuşkuyla baktıklarını” ifade ederken, bugün bir arada davranmayı ve diğer hak mücadelesi yapan gruplarla temasa geçmeyi konuşuyorlar.
Edirne Roman Kültürünü Araştırma Geliştirme ve Yardımlaşma Derneği (EDROM) Başkanı Erdinç Çekiç 2004’ten bu yana Romanların haklarını arayabilir hale geldiğini, Türkiye’deki Romanlarla ilgili bilgi üretildiğini söyledi; “Roman hareketinde birlik sağlanmalı. Kadınları, gençleri yanımıza almalıyız. Yoksa sürdürülebilir olamayız; ‘ben’ bir işe yaramaz, ‘biz’ çok şeyi çözer” dedi.
Avrupa Roman Hakları Merkezi (ERRC), Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD) ve EDROM’un ortak projesi “Türkiye’de Romanların Haklarının Geliştirilmesi”nin 25-26 Nisan’daki değerlendirme toplantısında Ankara’da bir araya gelen Roman dernekleri, akademisyenler ve hak savunucuları Romanların sorunlarını ve hak mücadelesinin geleceğini tartıştı.
Toplantıda, Romanların eğitim, barınma konusundaki sorunlarının nasıl çözülebileceğine dair atölye çalışmaları da yapıldı. Proje Türkiye’deki Romanlarla ilgili bilgi üretmeyi, Romanların kendi hak savunucularını oluşturmasını, hak ihlâllerine karşı örnek dâvâlar oluşturmayı amaçlıyor.
Yrd. Doç Dr. Suat Kolukırık, Roman hakları konusunu tek başına sahiplenmenin, merkezleştirmenin bu alana zarar verdiğini altını çizerek “Çok kültürlülük perspektifiyle, bir demokratik gelişim ve insan hakları hareketi olarak algılanmak zorunda” dedi.
HYD’den Emel Kurma da bundan sonra Roman hakları mücadelesini açıklığa dönüştürmek, benzer hak mücadelesi yapan gruplarla temas, öğrenme ve işbirliği ilişkisine dönüştürmek gerektiğini vurguladı.
Türkiye’deki Çingene gruplarından Diyarbakırlı Domların kurduğu derneğin başkanı Mehmet Demir, Domların ciddî bir yoksulluk içinde olduğunu, birliğe, dayanışmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Adrian Marsh’ın araştırmasına göre Domlar ağırlıkla Kurmanci, Zazaca ve Türkçe konuşuyor. Anadilleri Domari’yi (Domca) grup içinde gizli bir dil gibi konuşmayı sürdürüyorlar.
Romanların uğradığı ayrımcılık ve haklara erişimlerinin engellenmesiyle yoksulluk arasında doğrudan bağlantı var. Marsh, bu ilişkinin iki yönlü işlediğine, yoksulluğun hak ihlâllerini, hak ihlâllerinin de yoksulluğu sürekli büyütüşüne dikkat çekti.
Roman örgütlerinin temsilcileri sorunlarını belirlediklerini artık çözümlerin konuşulması gerektiğinin altını çizerken, umutları eğitimde ve gençlerde. Bu sebeple üniversitede okuyan gençlere ve Romankara gibi genç Roman hak savunucularının örgütlerine iş düşüyor. Selçuk Karadeniz ve Remziye Umunç da Roman gençlerin örgütlenme sürecini anlattı.
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Hasan Fendoğlu da, Romanların örgütlerinin güçlenmesi, insan hakları, demokrasi ve özgürlük amaçlarına ulaşabilmek için diyalog gerektiğini söyledi. Fendoğlu, 14 Mayıs’ta yapacakları insan hakları danışma toplantısına EDROM’u davet ettikleri bilgisini de verdi. (bia)
|
|
05.05.2008
|
|
|
Kamu-BİB 10. kez Antalya’da toplanıyor
TÜRKİYE Bilişim Derneği’nin Kamu-BİB toplantısı, bu yıl 21-25 Mayıs 2008 tarihleri arasında Antalya Kemer’de yapılacak. 10’uncusu yapılacak olan Kamu-BİB faaliyeti, kamu kurum ve kuruluşları bilgi işlem yöneticilerinin yanı sıra üniversite ve özel sektör temsilcilerini de bir araya getiriyor. Bu yılki faaliyete 500’e yakın katılım olması bekleniyor.
Türkiye Bilişim Derneği bünyesindeki en eski çalışma gruplarından biri olan ve kamu bilgi işlem yöneticilerinin tabiî üyesi bulunduğu Kamu Bilgi İşlem Yöneticileri Birliği (Kamu-BİB), kamudaki verimlilik çalışmaları kapsamında kurumlarında yaptıkları bilişim çalışmalarını tartışıyor ve belirledikleri sorun alanlarına ilişkin çözüm tekliflerini de içeren raporlar oluşturuyorlar. Her yıl belirli dönemlerde bir araya gelerek bu raporları gözden geçiren grup, yılda bir kez de ‘Kamu Bilişim Platformu’ faaliyetinde sonuç raporlarını katılımcılar ve kamuoyuyla paylaşıyorlar.
Kemer Limra Otel’de yapılacak olan ‘Kamu Bilişim Platformu’nun bu yılki teması, Kamu-BİB’in dünyada örneği olmayan, gönüllü ve geniş bir katılımla onuncu yılına girecek olan değerli çalışmalarını vurgulayan ve iz bırakacak bir tema olarak “Kamu-BİB ile 10 Yıl” şeklinde belirlendi. Kamu-BİB in 1999 yılından beri düzenlediği bütün verimlilik toplantılarının değerlendirildiği “10. Yıl Çalışmaları” grubunun hazırladığı rapor, Kemer’deki toplantıda sunulacak. Ayrıca bu yılki toplantıda ‘Bilişim Teknolojilerinde Yönetişim’ ve ‘Kişisel Verilerin Korunması’ gruplarının çalışmalarının sonuçları da ele alınacak. Toplantıya katılan geniş bir kesimle paylaşılarak son haline getirilecek olan bu raporlar, daha sonra başta kurumlar olmak üzere ilgili tüm kesimlerle paylaşılacak.
|
|
05.05.2008
|
|
|
Batman esnafının isyanı
BATMAN'DA 4 yıl önce yaşanan patlamada mağduriyetlerinin giderilmediğini öne süren Toptancılar Sitesi esnafı eylem yaptı. Patlamanın 4. yıl dönümünde bir araya gelen site esnafı, patlamada vefat edenlerin anısına dükkânların önüne karanfil bırakıp, mağduriyetleri giderilmediği gerekçesiyle vergi levhalarını yaktı. Harabe halindeki dükkânların önüne karanfil bırakan site esnafı daha sonra basın açıklaması yaptı. Toptancılar adına basın açıklaması yapan Dernek Başkanı Hüseyin Kara, 4 yıllık zaman zarfında herkesin kendilerine nasihat verdiğini, kimsenin soruna çözüm getirmediğini belirterek cehennemi andıran patlama ve akabinde çıkan yangının acısını hâlâ yüreklerinde taşıdıklarını söyledi. Başka yerlerde benzeri olaylar meydana geldiğinde yaraların derhal sarılıp zararların karşılandığını belirten Kara, toptancı esnafı olarak yıllardır kaderlerine terk edildiklerini ifade etti. Büyük acılar yaşadıklarını belirten Kara açıklamada, “Arkadaşlarımızı yitirdik dükkânlarımız mallarımız yandı. Uzun süre işsiz kaldık. Çoğumuz hayatımızda ilk kez icra daireleriyle tanıştık. Sıkıntıya göğüs geremeyen arkadaşlarımız kalp kriziyle can verdi. Yargı sürecinde çok ilginç gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Ağır ceza mahkemesindeki dosyamız kaybedildi. Hukuk mahkemelerindeki dosyalarımız Yargıtay’ın tek bir dairesine gitmesi gerekirken farklı dairelere dağıtıldı. Farklı kararlarla karşı karşıya geldik” dedi.
|
|
05.05.2008
|