Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere, yurdun çeşitli yerlerinde 1 Mayıs günü yapılan gösterilerin maddî faturası çok ağır oldu. Yaşanan bu büyük tahribatın bir de siyasî boyutu ve manevî faturası var ki, onun bilânçosunu çıkarmak çok daha müşkildir.
Bu ağır faturayı sadece işçilere ve sendikalara yüklemek insafsızlık olur. Yasakçılık kulvarında dolu dizgin at koşturmaya yönelen iktidar partisi ile yetkisini haydi haydi aşan bazı güvenlik görevlileri de, işlenen günahın ortağıdır.
Burada, iktidar partisinin tavrına hayret etmemek elde değil. Kendisi de yasakçılık zincirinin merhametsiz kıskacı ve kuşatması altında olduğu halde, tuttu aynı yasakçılık zincirine yeni bir halka daha taktı.
Esasında, böyle yapmakla kendini daha da sıkıntıya soktu. Oysa, tedbirini alarak daha hür, daha özgürlükçü bir tutum sergileyebilirdi. Ama yapmadı, yapamadı.
* * *
Hadisenin bir başka veçhesini "mâlûm medya" ile muhalefet partilerinin söz ve tavırları teşkil ediyor.
Bu veçhede, tam bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük hali görünüyor.
Zira, yanlış bir karar olsa bile, meselâ Taksim Meydanında gösteri yapılması yasaklanmıştı. Ancak bu yasak, bile bile ve bağıra bağıra çiğnenmek ve yok sayılmak istendi. İşte, bu da ikinci bir yanlıştı ve iki yanlıştan bir doğru çıkmazdı.
Malûm medya ve muhalefet sözcüleri, tutturdular bütün suçu, günahı, kabahati hükümete ve emniyete yüklemeye çalıştılar. Tam bir insafsızlık örneği.
Bu insafsızlığın bir diğer yüzünde ise şu samimiyetsizliği görmek pekâlâ mümkün: 1 Mayıs günü yapılan bunca gösteri "dindar ve mütedeyyin" diye bilinen vatandaşlar tarafından, meselâ "başörtüsüne yapılan baskıları kınamak" için yapılmış olsaydı ve bunca tahribata onlar sebebiyet vermiş olsaydı şayet, acaba kartel medyası ile anamuhalefet partisinin tavrı, yaklaşımı nasıl olurdu?
Emin olun, öyle bir irtica yaygarası kopartacaklardı ki, bir küçük kıyamete belki de eşdeğer olacaktı.
Yani, dindarlar seslerini yükseltip haklarını aradıkları zaman, hiçbir zarar-ziyan olmasa bile, bu çevreler hemen teyakkuza geçiyor ve habbeyi kubbe yapacak bir neşriyat bombardımanını başlatıyor. Bu da yetmez, "zinde kuvvetler" başta olmak üzere, bütün devlet birimlerini de göreve çağırıyor.
1 Mayıs'taki olaylarda ise, hepimiz gördük ve şahit olduk ki, bu samimiyetsizler hükümet ile emniyet kuvvetlerini suçlamakla kalmadılar, ortalığı harabeye çeviren göstericilere de arka çıktılar.
Buna göre, yapılan onca tahribata onlar da ortak olma durumuna düştüler. Bakalım, bu günahkâr medya, düşmüş olduğu bu fecâatten ne zaman kurtulacak.
Tarihin yorumu
Kızılay Meydanında ihanet provası (555K)
Ankara Kızılay Meydanında düzenlenen bir miting, gizliden yürütülen bir ihanet planıyla tam tersi bir yöne çevrildi ve DP iktidarını protesto anlamını taşıyan bir gösteriye dönüştürüldü.
Oysa, başlangıçta düşünülen gaye farklıydı. 555K parolasıyla, 5. ayın 5. günü saat 5'te Kızılay'da yapılmak istenen bu mitingin esprisi, başta medya ve üniversiteler olmak üzere, DP iktidarını kasten yıpratmaya çalışan çevrelere bir cevap vermekti.
Ne var ki, meşrû iktidarı devirmeye ve bir darbe yapmaya niyetlenen karanlık mihraklar, gizlice ve ayrı bir koldan faaliyet yürüttüler ve mitingin maksadını provoke etmeye koyuldular.
Harbiyelilerin ve bir askerî cuntanın da işin içine girmesiyle, bu ihanet plânı uygulamaya konuldu ve hedefine ulaşmış oldu.
Mitingin yön ve mahiyet değiştirmeye başladığını haber alan Başbakan Menderes, yakın arkadaşlarıyla birlikte Kızılay'a geldi ve uzaktan da olsa olup bitenleri anlamaya çalıştı. Gösterinin iktidar aleyhinde bir protesto gösterisine dönüştüğünü görünce de, şaşkınlığını gizleyemedi.
Ancak, yine de bu gösterilerin darbeciler tarafından planlandığına bir türlü ihtimal veremedi. Ne var ki, aradan sadece üç haftalık bir zaman geçtikten sonra, çok zalimane yöntemlerle yapılan bir kanlı ihtilâlin çirkin çehresiyle yüzyüze geldi.
05.05.2008
E-Posta:
latif@yeniasya.com.tr
|