Kızıl Ken Londra’nın ilk seçilmiş belediye başkanı idi. İkinci kez seçilmek ise Ali Kemal’in torunu Boris Johnson’a nasip oldu. Muhtemelen Boris herkese mavi boncuk dağıtan birisi, ama Yahudileri biraz daha fazla kayırıyor gibi. ‘Damarlarımdaki Müslüman kanımla iftihar ediyorum’ dese de konuşma ve açıklamalarında daha fazla İsrail’i gözettiği anlaşılıyor. Yahudilerin Kızıl Ken’le ise yıldızları hiç barışmamıştı. Suçlarının çetelesini tutmaktan bizar oldukları dahi söylenebilir. Bundan dolayı seçimleri kaybettiğinde derin bir iç geçirdikleri ve bir oh çektikleri şüphe edilemez. Zira Kızıl Ken onlara çok çektirdi. Haklarında demedik bırakmamıştı. 2005 yılında bitkisel hayata girmeden “Şaron’un yeri başbakanlık koltuğu değil, hapishane hücresi. Kodes. Adam savaş suçlusu” demişti. Aynen Senegal’de İKÖ’nün İsrail’i savaş suçlusu ilân etmesi gibi Kızıl Ken de Şaron’u savaş suçlusu ilân etmişti. Bu sözler yenilir yutulur cinsten değildi ve Yahudi belleğine kazındı ve büyük bir infial uyandırdı. Şimdi gidişini teşeffii gayz/hınç alma suretinde kutluyorlar.
Bunlara zafer sarhoşluğunu yaşatan da ‘bizim Boris’ veya namı diğer Osmanlı Boris. Nesi Osmanlı diye de sorabilirsiniz? Dedesi Mustafa Kemal’in muhaliflerinden olduğu için İzmit’te linç edilmişti. Bugüne kadar da ‘hain’ damgasından kurtulamadı. Şimdi Boris nedendir bilinmez, İsrail’e dost olmasından mı nedir bizim de dostumuz oluverdi. Vatan gazetesinin Boris’in zaferiyle alâkalı başlığı şuydu: “Dedesi hain, torunu Atatürk’e hayran...” Bu hayranlık her türlü kusurunu örtmüş olmalı. Zaferini İsrail basını da dörtköşe olmuş bir vaziyette izledi. Jerusalem Post gazetesinde Jonny Paul isimli muhabir Boris’in zaferini duyurmak için şu başlığı seçmiş: “Pro-Israel Conservative sworn as London mayor” yani İsrail yanlısı muhafazakâr Londra belediye koltuğuna oturdu. Gözümüz yok, otursun oturabildiği kadar, ama Yahudilerin o koltukta gözü olanlarda gözlerinin olduğu da bir vakıa. Zira Londra belediyesinin yıllık bütçesi 11 milyar sterlini buluyor da aşıyor bile. Küçük bir para değil.
***
Kızıl Ken ise Londralı aç gözlü bazı Yahudi işadamlarına zırnık koklatmamış. Bunlardan birisi de Saatçi-Saatçi kardeşlere benzeyen emlakçı iki Yahudi kardeş. Bunların kökeni de Hindistan ve Irak. Saatçiler gibi. Kızıl Ken “Emlakçı kardeşler bizim düzenimizi beğenmiyorlarsa ayetullahların ülkesinde şanslarını deneyebilirler” demişti. Bu sözler haliyle antisemitizm tarassutuna takıldı. Sen misin böyle konuşan? Ertesinde, “Ben bunu Yahudi oldukları için söylemedim. Böyle bir maksadım yoktu” dese de Yahudilerin zihninde yer etmeye yetti. Simon ve David Reuben’e yönelik bu sözleri Yahudi maşerî vicdanını derinden yaralamıştı. Emlakçı kardeşlere Irak’ın yerine İran’ı göstermesi de tepkileri teknik olarak haklı çıkarıyordu. Kendisinin Yahudi aleyhtarı olmadığını deklare etti. Yahudiler bu özrünü kabul etmekle birlikte kendisini ‘ağzına geleni söyleyen küfürbaz’ ilân ettiler. Bazıları daha da ileri giderek onu Nazi Propaganda Bakanı Josef Goebbels’e benzetti. Benzeri bir sahnede Evening Standart’ta çalışan bir Yahudi muhabiri için Nazi Toplama Kampı gardiyanı benzetmesinde bulundu. `Kızıl Ken` lâkaplı Belediye Başkanı Ken Livingstone’un seçim hezimetiyle, 1930`larda faşizme desteğinden ötürü nefret ettiği Evening Standard`ın Yahudi asıllı muhabiri Oliver Finegold`u `Nazi kampı gardiyanına` benzetmesinin bedelini ödediği de söyleniyor. Yahudileri kızdıran hususlardan birisi de istişhad eylemlerine fetva ile meşruiyet sağlayan Yusuf Kardavi’nin Kızıl Ken tarafından Londra’da ağırlanmasıydı. Fransa’nın İslâm’da Helâl ve Haram gibi kitaplarını dahi yasakladığı ve zaman zaman Tarık Ramazan gibi giriş izni vermediği bu zatı bağrına basıyordu. O sıralarda Yahudilere yakın basın ziyareti engelleme kampanya başlattı. Ama Ken Livingstone’un iradesini aşamadı. Bu da Yahudilerle Kızıl Ken arasındaki münasebetlerin biraz daha kırılmasını yol açtı.
***
‘Bizim Boris’ ise İsrail’in gönüllü avukatlığına soyundu. Münasebetli münasebetsiz “Ben sizin arkanızdayım” mesajı veriyor. Ne de olsa Muhafazakâr Patronu David Cameron da Yahudi o da Kardavi aleyhindeki kampanyaya iştirak etmişti. ‘Bizim Boris’ İngiliz akademisyenlerin (UCU) İsrail’in akademik kurullarını boykot etmelerini içine sindirememiş ve “İran’ı neden boykot etmiyorsunuz ve Chavez’i niye boykot etmiyorsunuz da illa İsrail’i boykot ediyorsunuz?” diye çıkışmıştı. 2004 yılında, İsrail’e yönelik Filistinlilerin eylemlerinden sonra da hedef alınan mekânları gezerek geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuştu. İsrail-Filistin barışını savunmakla birlikte İsrail’in güvenlik kaygılarını da sonuna kadar anlıyor ve anlayışla karşılıyormuş. Yani Filistinlilerin yaptıklarını onaylamıyor, onların güvenlik kaygılarını veya bağımsızlık arzularını paylaşmıyor ve onun ötesinde anlayışla karşılamıyor, ama İsrail’inkini geniş bir yüreklilikle anlayışla karşılıyor. Anlayacağınız ‘bizim Boris’ güçlüden yana ve güçlünün borusunu veya şaforunu öttürüyor. Belki de ondan dolayı Boris demişlerdir. Dedesi Ali Kemal Türkiye’nin kurtuluş savaşına, o da Filistinlilerin kurtuluş savaşına muhalefet ediyor. Soya çekim kanunu gereği şıp demiş dedesinin burnundan düşmüş anlaşılan. Dedesini linç eden Kemalistler bugün/şimdi torununa sahip çıkıyorlar. Garip bir dünyada yaşıyoruz vesselâm.
05.05.2008
E-Posta:
mustafaozcan@yeniasya.com.tr
|