Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 05 Mayıs 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Nimetullah AKAY

Düşüncelerin en asili



Sadece Celâl sahibi olan Allah’ı düşünmek, sadece O’nun için düşünmek... O’nun büyüklüğünü, kudretini, Rahman ve Rahîm oluşunu düşünmek... O’nu düşünmenin ve O’nun rızasına uygun bir hayat yaşamanın dünyanın en huzur verici bir hâleti olduğunu anlayabilmek... İnsanoğlunun varabileceği en yüksek mazhariyettir bu tür düşünmeler...

Kâinatın Yaratıcısı dışındaki her şey teferruâttır. Her şey ve her hadise bize O’nu hatırlatmalı. Aksi takdirde en yakınlarımızda olanlar bile bizlere üzüntüler yüklemekten başka bir işe yaramayacaktır. Ölümlü dünyada dünyanın sultanı olsak kaç para eder? O ihtişam içinde yaşayan insanlar kendilerini ölümün pençesinden kurtarabildiler mi?

Yaptıkları kahramanlıkları öve öve bitiremediğimiz insanlar şimdi berzah âleminde ancak bu dünyada yaşadıklarının karşılığı bir değerle yaşayabilmektedirler. Bu dünyada bıraktığı eserleri ahirette kendisine yar olmayanların pişmanlıkları hiçbir fayda temin etmemektedir.

Rabb-i Rahîmi düşünmeden, varlıkların yaratılış hikmetini anlamadan bu dünyada yaşamak insanoğlu için hiç de cazip değil, olsa olsa azaptır. İnsanoğlu Rabbini tanımak ve emirlerine uyarak yaşamak üzerine programlanmışken, bunun aksini yapıyorsa elbette huzuru bulamaz. Allah’ı tanıdığımız ve emirlerine boyun eğip, yasaklarından kaçındığımız zaman insan olmanın güzelliklerini ancak o zaman yaşayabilme imkânına kavuşabiliriz.

O’nun isteği ve rızası dışındaki her düşünme ve davranış, insanın kayıp hanesine yazılmaktadır. Bu sebeple aklımız başımızda olsaydı ve elimizden gelseydi, O’na yönelik olmayan bütün düşüncelerimizi aklımızdan siler, bütün davranışlarımızı iptal ederdik. Tıpkı Risâlet Güneşi olan Resûl-i Kibriya (asm) ve onun etrafında pervane olan sahabileri gibi... Dünya onlar için bir oyun ve oyuncaktan ibaret idi. Dünyanın insana oldukça tatlı gelen servetlerini, hem de tonlarca mallarını Allah’ın rızası için gözlerini kırpmadan veriyorlardı. İnsanın bu dünyada en tatlı bir varlığı olan canlarını bile hiç çekinmeden feda edebiliyorlardı.

Her yerde hazır ve nazır olan Rabbimizi, gaflet perdesinin oluşturduğu karanlıklardan dolayı düşünemediğimiz için, dünyanın fani değerlerinin cazibesine kendimizi kaptırıyoruz. Oysa biliyoruz ki, dünyanın cazibesine kapılan gafil ve şaşkın insanların akıbeti korkunç olacaktır. Hazır zevk ve lezzetlerin geçici olduğunu bile bile kanabiliyorsak şeytanların aldanmalarının etkisi altında yaşıyoruz demektir.

İman hakikatlerinin nurlarıyla dünyalarını aydınlatanları ve dünyanın dünyaya bakan yönüne beş para ehemmiyet vermeyen gerçek kahramanları düşünmemiz gerekmektedir. Dünyanın geçici değerleri için hayatlarını geçirenler de, ebedî hayatı düşünerek dünyanın sıkıntılarına katlanmayı zevk bilenler de öldüler. Şu kadar var ki, dünya için yaşayanları dünyadakiler hiç iyi yâd etmemektedir. Ama dünyayı ahiretin bir mezrası görenler ve bu dünyada bir misafir gibi yaşayanlar bugün gönüllerde yaşamaktadırlar.

Aklı başında olan insana ya dünya küsmeli veya o dünyaya küsmeli değil midir? Çünkü ebedî olarak kazançlı olabilmek için ihlâslı bir hayata ihtiyaç vardır. Yapılanlarda sadece Allah’ın rızası düşünülmeli, dünyadaki menfaatler davranışların muharriki olmamalıdır. Allah’a kul olmakla dünyanın efendisi olmak varken, neden kula kul olmanın yolu olan küfür ve fıskın yolunu tercih ediyor insanlar? Buna şaşmalı ve kendimize gelmeliyiz.

Dünyada güzel yaşamak, makam ve mevkilere kapılmak birer tuzaktır insanlar için. Güzel yaşayıp tuzaklara düşmemeyi garanti edebiliyorsak, makam ve mevkileri Allah’ın rızası dairesinde kullanabiliyorsak, o zaman ne mutlu bize... Aksi takdirde yaşadıklarımız hesap gününde soruşturmamızı uzatacak, bizlere zor ve korkunç anlar yaşatacaktır.

Başkalarına değil kendimize bakmamız gerekir. Başkalarına acımak yerine kendimize acıyalım. Başkalarına burun kıvırmak yerine kendi gururumuza burun kıvıralım. Cahilliğimize yanalım, günahlarla düştüğümüz zavallı hallerimize acıyalım. Başkalarının hallerini araştırmakla zamanımızı kaybetmek akıl kârı değildir elbette. Unutmayalım ki, her an nefis ve şeytanın tuzaklarına düşme tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktayız.

05.05.2008

E-Posta: akay@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (28.04.2008) - Güvenmek ve güvenilmek

  (21.04.2008) - Yükselmeler ve alçalmalar

  (15.04.2008) - İnsanî münasebetlerle imtihanımız

  (07.04.2008) - İmtihan süresi dolunca

  (01.04.2008) - Adil olmak veya olmamak

  (31.03.2008) - Yazmak veya yazamamak

  (25.03.2008) - Geçen onca yıllar

  (18.03.2008) - Sürekli mücadele

  (17.03.2008) - İnsanlık Muhammedî aydınlığa muhtaç

  (11.03.2008) - Husûmet askerleri

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT