Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Mayıs 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

Faruk ÇAKIR

Camiler hayatın merkezinde

3 AMELİYATHANE HİZMETTE

İHH İnsanî Yardım Vakfı, Sudan’ın büyük dertlerinden biri olan ‘katarakt’ı önlemek için başşehir Hartum’da bir hastahane açmış durumda. Daha doğrusu, var olan bir hastahanenin bir bölümü, dünya standartlarında hazırlanarak 3 ayrı ameliyathane hizmete açılmış. Buradaki ameliyathanelerde, Sudan’lılar ameliyat edilerek ışığa kavuşturuluyor.

İHH, Mart 2008 sonunda kalabalık bir heyetle Sudan’a gitti. Biz de Yeni Asya’yı temsilen davet edilmiştik. Daha önce çeşitli Avrupa ülkelerine gitmiş, ancak Afrika’ya ayak basmamıştık. Bu bakımdan, Sudan’a vaki davet bizi heyecanlandırdı. 27 Mart 2008 Perşembe günü akşam üzeri İstanbul’dan hareketle Sudan’ın başşehri Hartum’a ulaştık. Hartum’da havanın sıcak olduğu söylenmişti. Aynı tarihlerde ise İstanbul’da havalar çok soğuktu. Biz de ‘tedbirli olmakta fayda var’ diyerek mevsimlik kıyafetlerle Hartum’a hareket ettik.

Hartum Havalimanına ulaştığımızda sıcak bir hava ile karşılaştık. Daha önce Mekke ve Medine’ye gitmek nasip olmuştu. Bu sebeple hava sıcaklığı bakımından Hartum’u oralara benzettik. Doğrusu Hartum Havalimanını, tahminimizden daha ‘iyi’ bulduk. Nisbeten bakımlı ve tertipliydi. Ancak bizden başka yolcu yoktu. Bu yönüyle, Anadolu şehirlerinden herhangi birine benzetilebilirdi.

THY, Hartum’a doğrudan uçuyor ve seferler de dolu gerçekleşiyor. Başlangıçta bir kaç günle sınırlı olan seferler, yolcu ilgisi sebebiyle artık haftada 6 güne çıkarılmış. Aynı uçak, Etiyopya’ya da gidiyor ve dönüşte yine Hartum üzerinden İstanbul’a ulaşılıyor.

FOTOĞRAF ÇEKMEK RİSKLİ

Hartum havalimanında pasaport kontrolünden geçip dışarıya çıktığımızda ilk dikkatimizi çeken şey, sere serpe yatan kişiler oldu. İHH kafilesini karşılamaya gelenler görevlilerle buluştuk ve otele gitmek için otobüsün gelmesini bekledik. O esnada, hepimiz için ayrı ayrı hazırlanan ‘fotoğraf çekme izin kartları’nı teslim aldık. Mihmandarlarımız, fotoğraf çekme konusunda dikkatli olmamızı her defasında ikaz ettiler.

Gazetecilere verilen bu ‘kimlik kartları’ her ne kadar fotoğraf çekme izni sağlıyorsa da, yine de dikkat etmek gerekiyormuş. Bilhassa devlet daireleri, asker ve polislerin fotoğrafını çekmek yasak. Sokaktaki Sudanlı da fotoğrafının çekilmesine pek sıcak bakmıyor. Nitekim, şehri gezdiğimiz sırada bazı Sudanlılar, fotoğraf çekmemize karşı elleriyle, kollarıyla itiraz ettiler. Neyse ki, ‘Ene Müslüm, ente Müslim’ diyerek idare etmeye çalıştık.

PARANIN GÖZÜ KÖR

Bizi, havalimanından otele götürecek otobüse bindiğimizde başka bir gerçekle daha karşılaştık: Sudan demek bir yönüyle de ‘toz’ demekti. Otobüs toza dumana boğulmuştu. Otobüsün perdeleri, sanki yıllarca yıkanmamış gibi ‘toz deposu’na dönmüş bir haldeydi. Elbette yıkanmıştı, ama demek ki, her rüzgârda havaya uçuşan tozları zapt-ü rapt altına almak, onlardan kurtulmak kolay olmuyordu. Tozlu hava, binaların dış cephelerinin de kısa sürede ‘eskimesi’ne sebep oluyor. 5 yıldızlı otellerin dış cephesi bile toza teslim olmuş durumda. Zamanında yapılan lüks oteller, imkân olmadığı için yenilenememiş, şu anda ‘eski’ otel görüntüsüne kavuşmuş.

NİL-İ MÜBAREK

Nil nehri denince aklımıza haklı olarak Mısır geliyor. Oysa Nil, Mısır’a ulaşmak için önce Sudan’ın başşehri Hartum’dan geçiyor. Hatta Nil’in iki ayrı kolu burada birleşerek Mısır’a doğru akıyor. Ancak Sudan, Nil’den yeteri kadar istifade edememiş. Nil’in kenarındaki otelimiz, bu bakımdan avantajlı bir yer. Sabah, kuş sesleriyle uyandık ve doğrusu köyümüzü, çocukluğumuzu hatırladık. İstanbul’un pek çok yerinde kuş sesini duymak neredeyse imkânsız. Hartum, Nil’e ev sahipliği yapması bakımından da cazip bir şehir.

BEYAZ NİL İLE MAVİ NİL’İN

KUCAKLAŞTIĞI YER

Nil nehri iki büyük kola sahip. Mavi Nil Etiyopya’daki Tana gölünden, Beyaz Nil ise Uganda’nın Viktorya gölünden doğuyormuş. Mavi Nil daha hızlı akıyor, beyaz Nil ise daha geniş bir alana yayılıyor. Bu iki büyük nehir, bu iki ülkeden geçerek Sudan’a giriyor ve bu ülkenin başşehri Hartum’da birleşiyorlar. Sonrasında Mısır’da süren bu uzun yolculuk Akdeniz’in sıcak sularında son buluyor. Sudan’ın Nil’den gerektiği gibi faydalanamadığı aşikâr. Doğrusu Nil’i görünce “Ah, keşke şuraya DSİ ya da İSKİ gelse” diye düşündük. Benzer bir düşünceyi de Afganistan seyahati esnasında hatırlamıştım. Orada da bir yandan dereler, çaylar akıp gidiyor öte yandan da bütün ülke sususluktan kıvranıyor çünkü.

HARTUM’UN GÜZELLİKLERİ

Hartum’a gece ulaşmıştık ve sabah erkenden kalkıp otelimizin önünden akıp giden Nil’i temaşa ettik. Sonra da İHH ekibiyle şehrin ‘tarihî ve turistik’ bölgelerini gezmeye çıktık. ‘Tarihî ve turistik’ deyişimiz lâfın gelişi tabiî. Hartum’da en azından ‘merkez’inde öyle ‘turistik’ yerler yok. Biz de zaten turistik yerleri değil, milletin hayat tarzını merak ediyorduk. İlk olarak ‘tarihî’ bir köprüyü gezdik. Anlatıldığına göre bu büyük çelik köprü, Hindistan’dan sökülerek buraya getirilmiş. “Ne alâka?” denilecek olursa, alâkası şu: Bir zamanlar Hindistan da İngilizlerin sömürgesiymiş, Sudan da. Eh, Hindistan’da işi biten köprü ‘çöp’e atılacak değil ya! İngilizler, kocaman köprüyü söküp, Sudan’a, Hartum’a taşımışlar. Hartum bir yönüyle de ‘köprü’ şehri. Nil’in üzerinde çok sayıda yeni ve eski köprü hizmet veriyor. Yeni bir köprünün yapıldığına da şahit olduk.

CAMİLER HAYATIN MERKEZİNDE

Hartum’u gezdiğimiz ilk gün Cuma’ydı ve bu sebeple programımızı Cuma namazı kılacak şekilde yapmıştık. Namaz vakti yaklaşınca ‘Sudan Millet Meclisi’nin yanındaki bir camiye gittik. Niyetimiz namazı orada eda etmekti. Ancak, bu caminin daha sonra gideceğimiz yere uzak olması sebebiyle şehrin merkezindeki bir camide namaz kılmamızın daha doğru olacağına karar verildi.

Hartum’un merkezinde yer alan ‘Büyük Cami’ye gittiğimizde caminin tamamen dolu olduğunu gördük. Cemaati rahatsız etmeyecek şekilde bir kaç fotoğraf da çektik ve ezan okunmasıyla birlikte namazı eda ettik.

Caminin imamı Arapça olarak hutbeyi okudu. Mihmandarlarımızdan aldığımız bilgiye göre, imam efendi, ailedeki bozulmadan yana şikâyet etmiş ve cemaati ‘medya’ya karşı dikkatli olmaya çağırmış. Demek ki dert her yerde aynı. Maalesef medya, Sudan’da da Türkiye’de de ‘kötülükleri yayma vasıtası’ olarak kullanılıyor.

İHTİDAYA ŞAHİTLİK ETTİK

Cuma namazı sonrasında bir sürprizle karşılaştık. Hıristiyan olan bir genç, Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu. Bizdeki ihtida ‘tören’leri genellikle müftülüklerde olduğu için bu hareket özellikle dikkatimizi çekti. Hıristiyanken Müslüman olan gencin Kelime-i Şehadet getirmesi camide bulunanları şevke getirdi. Öğrendiğimize göre her hafta bu şekilde ihtida edenler oluyormuş. Camideki cemaat bir yandan İslâma teslim olan genci tebrik ediyor, öte yandan da kalbini İslâma ısındırmak için bahşiş veriyordu. İhtida eden genç, “Niçin İslâmı seçtin?” sorusuna, “İslâm aklı ikna eden bir din. Müslümanların hayat tarzı beni etkiledi. Ben de Müslüman olmaya karar verdim” diyerek cevap verdi. Sudan’da yüzde 10 nisbetinde Hıristiyan var ve bu şekildeki ihtidalar her zaman yaşanıyormuş...

—Devami Yarin—

Faruk ÇAKIR

06.05.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (05.05.2008) - Çöl doktorları ‘Kara Kıt'a’ya ışık oldu

  (18.04.2008) - Üreticiye verilecek en iyi teşvik, bakım teşvikidir

  (17.04.2008) - Popülizm, birliklere zarar verdi

  (16.04.2008) - Zeytinde ağaç başına elde ettiğimiz verim çok düşük

  (11.04.2008) - Alt yapı sorunları çözülürse KİT’lere gerek kalmayacak

  (10.04.2008) - Tarımda AB ile rekabet için, iyileştirme şart

  (09.04.2008) - Türkiye Ziraatçiler Derneği Raporu: AB’deki Türkiye muhalefetinin sırrı tarım politikalarında gizli

  (08.04.2008) - ‘IMF, Türk tarımını tasfiye etmek istiyor’

  (07.04.2008) - Eşit şartlarda rekabete hazırız

  (04.04.2008) - Hacı ve Mehmi'ye dayanan akrabalar