"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir temsil ile ‘Haydar’ meselesi

Abdülbakî ÇİMİÇ
09 Ekim 2017, Pazartesi
İnsan bazen meramını kıssa, hikâye ve temsillerle anlatır.

Çünkü temsil, teshile vesiledir. Hakîkate ulaşmakta te’sirli bir yoldur. Temsil dürbünü, uzakta görülen ve anlaşılması güç olan meseleleri yakınlaştırır ve anlaşılmasını sağlar. Bir nevi temsil, hakîkate bizi çıkaran merdiven basamakları gibidir. Bediüzzaman’ın çokça istimâl ettiği bir metoddur. Bazı uzak ve yüksek hakîkatlere temsil dürbünüyle bakılabilir. Birçok Risâlede de Bediüzzaman temsil yolunu ihtiyar etmiştir. Meselâ “Sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakîkatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü’l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.”1 ifadeleriyle temsilin hakîkate ulaşmaktaki ehemmiyetine temas eder. Şimdi biz de, şu hikmet-i âliyeyi bir temsil dürbünüyle tarassut edelim.

Geçen hafta “Haydar Ağa, Haydo ve Haydar” başlığıyla yazdığımız yazı içtimâî ve siyâsî hayatta bir hakîkati ifade ediyordu. Elbette her müstaid, farklı temsillerle bu hakîkati hayata tatbik ve teşmil edebilir. Bu yazımızda bizler de farklı bir temsil ile meseleye yaklaşmaya çalışacağız inşâallah.

“Haydar Ağa, Haydo ve Haydar” meselesini şöyle fehme takrip edelim: Maharetli ve kitab-ı kâinatı tefsir ve tarif eden ehemmiyetli bir kitaba tabi olan bir çiftçi, meyvelerle dolu büyük bir bahçenin köşesinde bulunan bir ağaca yüz metreden teşhis koyuyor ve çiftçilik mesleğindeki ihtisasına istinaden bu ağacın ‘dağ meyvesi’ olduğuna karar veriyor. Bu karar veriş, birçok delil ve burhan ile mukayyettir. Bilirsiniz ki Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Dağ meyvesi acı olur. Amma hazmı sakildir (sıkıntılıdır).” 

İşte bizim tecrübeli ve mütehassıs çiftçimiz bahçedeki enva-i çeşit meyveler arasında boy geliştiren ve kendisini normal meyveler arasında gösteren dağ meyvesini teşhis etmiş ve kararını tâ başından beri vermiştir. Bediüzzaman’ın tabirince dağ meyvesine “Haydar” demiştir.

Ancak bahçeye yabancı olan ve çiftçilik mesleğinde de ihtisas sahibi olmayan ekserî bir topluluk, dağ meyvesinin etrafını sararlar ve hakîkî semeresi, uzun süre görülmeyen o ağacın sûrî cazibesine; dal, yaprak ve çiçeklerine aldanarak bu ağaca mecazî cihetten muhabbet ederek, ifrat derecede mübalâğa edip ağacın etrafını sararlar. Hatta dal, yaprak, çiçek ve meyvelerinden yararlanmak isterler. Zahiren acı olan bu yaprak, çiçek ve meyvelerden herkesin de istifade etmesini isterler. Yedikleri yaprak, çiçek ve meyvelerin hazmından sonra kendilerinden geçerler. Bu ağacın yaprak, çiçek ve meyvelerinin benzerinin olmadığını bütün dünyaya ilân ederler. Bu topluluk, ağacın dağ meyvesi olmadığına kanâat getirerek, ağacın dünyada eşi ve benzeri olmayan tûba ağacının bir numunesi olduğuna inanmaya başlarlar. Hatta çiftçiye de tavır koyarak o ağacı seveceksen tûba ağacının numunesi sıfatıyla sevilmesi gerektiği yönünde telkinlerde, hatta aşırı ısrarlarda bulunurlar. Ağaca dağ meyvesi demekten de vazgeçmesini telkin ederler. Bu ısrar ve tazyikattan dolayı çevre köylerle birlikte neredeyse bütün ahali ağacın tûba ağacının numunesi olduğuna inanmaya başlarlar. Ağaç ile aralarındaki mesafe ise neredeyse sıfıra iner. Bunlar, Bediüzzaman’ın tarifine göre “Haydar Ağa’cılar” konumundadırlar. 

Aradan zaman geçer kar, boran ve fırtına derken ağacın üzerinde ne yaprak, ne çiçek, ne de meyve kalır. Sonunda köyün âkîl adamları (!) kararını verirler. Ağaç ne dağ meyvesi, ne de tûba ağacıdır! “Bu ağaç, çok zararlı ve numunesi Cehennemde bulunan zakkum ağacının bir numunesidir.” derler. Bu ağacın derhal bahçeden çıkarılması ve yok edilmesi gerektiğine karar verirler. Tûba ağacı sevicilerin (Haydar Ağacı’lar) ekserisi ise bu sefer bahçenin de dışına çıkarak “zakkum ağacı”nın yok edilmesi, yakılması ve çok zararlı olduğuna inanmaya başlarlar. Bediüzzaman’ın tabirince “Haydo” derler. Halbuki ihtisas sahibi, işin ehli olan çiftçi ve o keyfiyette olanlar ise, aynı mesafede ve aynı kanâattedir. Bu ağaç “dağ meyvesidir.” Çünkü o keyfiyetli olanlar, kitab-ı kâinatı okuyan ve okutturan istisna bir kitaba sahiptirler. O kitapta küre-i arz bahçesindeki bütün bahçelerin faydalı ve zararlı meyvelerinin tarifi vardır. Onlar, o tarifi tâ başından beri okuyup tefekkür ettikleri için “dağ meyvesi” konusunda da yanılmadılar!

Dipnot:

1- Mektûbat, s. 640.

Okunma Sayısı: 1194
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı