"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hızır’ı görmek isteyen adam…

Abdülbakî ÇİMİÇ
09 Nisan 2018, Pazartesi
Bu kıssa ehl-i zahir olan saf ve temiz bir zatın Hz. Hızır’ı bulma ve ona mülâkî olma arzusu ile ilgilidir.

Şöyle ki: “Vaktiyle, saf temiz bir adam, Hazreti Hızır’ı görmek derdine düşmüş. Bu aşk ile yanarken bir müddet sonra nurânî, mübârek bir zat ile karşılaşmış. Aralarında şöyle bir muhavere başlamış:

– Selâmun aleyküm.

– Aleyküm selâm.

– Hayırdır evlât, yolculuk nereye?

– Ben Hızır’ı görmek istiyorum. Bunun için çıktım yola.

– Peki Hızır’ı görünce tanıyabilecek misin?

– Ne olur Amca, duâ et ben Hızır´ı göreyim.

– Evlâdım inşallah sen Hızır’ı göreceksin.

Kendisini işaret ederek: Aynen böyle göreceksin. Dikkat et Hızır yerden böyle taşı alıp böyle elinde un gibi yapar. (Nuranî, mübârek Zat, o anda yerden bir taşı alıp ufalayıp un gibi yapar.)

İşte böyle bir adam görürsen bil ki o Hızır’dır.

Adam: Sağol! Amca dikkat ederim, Allah razı olsun diye cevap verir.”

Bu vaziyet “Basar masnûâtı görüp de, basîret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.”1 tarifine münasip bir vaziyeti gösteriyor.

Avam-ı nas, hayal ile tefekkür, gözü ile taakkul ettiğinden temsil onlara bürhan-ı nazarîden daha ziyade muknidir. Ancak temsilden hakikate intikal etmek ve hakikatin yolunu göstermek için ise tâbir ve tevil lâzımdır. Şimdi hakikat-i hâl böyle olunca Hz. Hızır’ı arayan adamın yanında baktığını gören, temsili tâbir ve tevil edecek müdakkik birisi olsa ve Hz. Hızır’ın işâret ve hareketlerinden “Kardeşim baksana adam kendini tâ’rîf ediyor; hem de işâret ve beşâretleri ile, hatta yerden taşı alıp un gibi yaparak kendisini anlatıyor ve gösteriyor” dese adam ayılacak ve hakîkaten aradığım ‘Hz. Hızır budur’ diyecektir. Ancak ne çare! Adam Hz. Hızır’ı aramak ve görmek için tekrar yola revan oluyor. Kanaatimiz odur ki, Bediüzzaman Hazretleri de Risale-i Nur’da epey sarîh taş ufalıyor. Ancak sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibham perdesi de halen devam ediyor.

’Ben Hz. Mehdi’yi göremeyeceğim, ama sen göreceksin’

Salih Özcan Ağabey anlatıyor: Üstad Hazretleri bana “‘Keçeli ben Mehdi’yi göremeyeceğim, ama sen göreceksin!’ dedi.“ Merhum Salih Özcan Ağabey Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nden dinlediğini söylediği bu ifadelere istinaden yıllardır Mehdi’yi göreceğini anlatmıştır. Salih Özcan Ağabey dar-ı ahirete irtihal ettiğine göre Hz. Mehdi’yi gördüğüne dair hiçbir ifadesi yoktur. Öyleyse Üstad’ın kendisine ifade ettiği “Keçeli ben Hz. Mehdi’yi göremeyeceğim, ama sen göreceksin!” ifadesinin farklı bir anlamı ve izahı olsa gerek. Âcizane biz, Üstad’ın Salih Özcan Ağabeye söylediği “Ben Mehdi’yi göremeyeceğim, ama sen göreceksin” ifadesinden şunu anladığımızı ifade edebiliriz: Bediüzzaman ile karşı karşıya oturan ve yüz yüze duran Salih Özcan’a Üstad: “Bak Salih, Benim gördüğüm şahıs (Sen) mehdi değil, senin gördüğün Zat Mehdi’dir.” Çünkü insan kendi yüzünü göremez, karşısındaki ise görür. Bediüzzaman Hazretleri sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibham hakikati ile meseleyi perdeleyerek “Keçeli ben Mehdi’yi göremeyeceğim, ama sen göreceksin” şeklinde ifade etmiştir. Madem Bediüzzaman Hazretleri Salih Özcan’a Mehdi’yi “Sen göreceksin!” dediyse ve hayatı boyunca Üstad bana “Sen mehdiyi göreceksin!” dedi diye defeatle Salih Özcan Ağabey anlattıysa, o halde dar-ı ahirete irtihal etmeden önce bu hadise vuku bulması lâzımdı ve beklenen Mehdi’yi Salih Özcan Ağabey bizzat görüp ilân etmesi gerekiyordu. Bildiğimize göre Salih Özcan Ağabeyin böyle bir beyanı olmadı. O halde “Keçeli ben Mehdi’yi görmeyeceğim, ama sen göreceksin!” ifadesindeki mânânın yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi olması akla, mantığa, sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibham hakikatine daha muvafık olduğunu düşünüyoruz.

“Sen benim siyasî damarımı oynatıyorsun”

Son Şahitler Üçüncü Cilt’te merhum Salih Özcan’ın Bediüzzaman’ı bir ziyaretinde içtimâî ve siyâsî mevzulardan bahis açtığında aralarında geçen muhavere şöyledir: “Bir ara ben, ‘Bu Menderes çok münafıktır’ diyerek aleyhinde konuşmaya başladım. Üstad hiddetle, ‘Sus, keçeli! Menderes’e böyle deme. O çok hizmet etmek istiyor. Fakat mâni olanlar var’ cevabını verdi. “Bunun üzerine ben, ‘Biz bir parti kuralım. Biz başa geçelim’ dedim. Üstad, ‘Eğer bugün Bayar bana dese, ‘Said gel, buraya otur,’ ben şiddetle reddederim. Bir cemiyette yüzde yetmiş dindar olmazsa, İslâmiyet nâmına başa geçmek cinayet olur.2…Biz bütün kuvvetimizle Menderes’i desteklememiz lâzım ki, Halk Partisi iktidara gelmesin. Halk Partililerin yüzde doksan beşi masumdur. Kabahat yüzde beşindir.’ “Üstad Millet Partisi’nden bahsederek, ‘O partide çok münafık var. Kuvvet dindarların elinde değil’ dedi. Üstad bunları anlatırken bana da takılıyordu: Sen benim yanıma geldiğin zaman, bütün siyasî damarlarımı oynatıyorsun.”3

Salih Özcan hayatı boyunca Bediüzzaman Hazretleri’nin asla tasvip etmediği “Bir kısım dindar ehl-i siyaset” vasfına sahip fikirler taşımıştır. Bediüzzaman bu fikri asla tasvip etmemiştir. Bir zamanlar “Bir kısım dindar ehl-i siyaset, dini siyaset-i İslâmiyeye alet etmeye çalışmışlardı. İslâmiyet güneşi yerdeki ışıklara alet ve tâbi olamaz. Ve alet yapmak, İslâmiyetin kıymetini tenzil etmektir, büyük bir  cinayettir.”4 demiştir. “Evet, dine imale etmek ve iltizama teşvik etmek ve vazife-i diniyelerini ihtar etmekle dine hizmet olur. Yoksa, ‘dinsizsiniz’ dese, onları tecavüze sevk etmektir. Din dâhilde menfi tarzda istimal edilmez.”5 İşte bu ve benzeri hakikatlere istinaden Bediüzzaman Hazretleri asla din namına siyaset yapmaya ve dini siyasete alet etmeye asla müsaade etmemiştir. O, dini siyasete alet değil, siyaseti dine alet ve dost yapmak mesleğinden gitmiştir.

Dipnotlar:

1- Mesnevî-i Nuriye, s. 333.

2- İttihad-ı İslâm partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır. (Emirdağ Lâhikası-II, s. 746). 

3- Son Şahitler, Cilt: 3, s. 238. 

4- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 345. 

5- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 498.

Okunma Sayısı: 4701
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ.Seyda

    9.4.2018 21:54:23

    Allah razı olsun, çok istifade ettik

  • Abdullah Tunç

    9.4.2018 10:48:58

    Bu hikayede hızırı görmek isteyen adam,uzun zaman beklerken;zihninde hayali bir hızır şekli oluşur.Artık bu adamın nazarında gerçek hızır hayalindeki hızırdır.Gerçek hızır karşısına çıkınca;hayalindeki hızırı esas kabul ettiğinden basireti bağlanıp hızırı tanıyamıyor...Zahirperestlik işte böyle bir şey.Hakiki din ile hayali dini binirinden tefrik edemiyor.Ve Üstadımız yüzeysellik elim bir hastslıktır diyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı