"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mevlânâ Hâlid’den Bediüzzaman’a intikal eden cübbe

Abdülbakî ÇİMİÇ
12 Haziran 2017, Pazartesi
Müceddidlik silsilesi hadis-i şerifle sabittir.

Peygamber Efendimiz (asm) “Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor.”1 buyurmuştur. Bu mânevî silsile mânen ve maddeten birbirleriyle mürtebittir. Bir önceki müceddid kendisinden sonra gelecek olan müceddidi hem müjdeler, hem de O’na nişan olacak bir emânet intikal ettirir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî de kendisinden sonra gelecek olan Mehdi-i Müceddid’e hem işaret etmiş 2, hem de cübbesini intikal ettirmiştir. Bedîüzzamân Hazretleri eserlerinde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den emânet gelen cübbe ile ilgili şu açıklamaları yapar: “Eski zamanda, on dört yaşında iken icâzet almanın alâmeti olan üstâd tarafından bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı... O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstâdlık vaziyeti değil, ya rakip veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için bana cübbe giydirecek ve üstâdlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azimeden dört-beş zâtın da vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstâdın elini öpmek, üstâdlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin kendi cübbesini, pek garip bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanâat geldi. Ben de o mübârek ve yüz yaşında 3 (Haşiye)  cübbeyi giyiyorum. Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum.”4 Görüldüğü üzere bu paragrafta iki yerde “yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin kendi cübbesini” ve “Ben de o mübârek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum.” ifadeleri Peygamber Efendimiz’in (asm) “Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor.”5 hadisinin bir teyidi ve Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin’den yüz sene sonra gelen müceddidin Bedîüzzamân Hazretleri olduğu açık olarak anlaşılıyor.

Bedîüzzamân Hazretleri ise müceddidlik meselesine şöyle bir izah getiriyor: “Hem bir kardeşimiz, bir hadisin hükmüyle ve Mevlânâ Halid’in (ks) hayatının dört cihetle bu biçare Saîd’in hayatıyla tevafuk etmesiyle “Risâle-i Nur dahi Mevlânâ Hâlid (ks) gibi bir müceddiddir” diye beyanı, benim benliğime ve şahsıma ve şahsiyetime verilmiş. Halbuki ben, bütün arkadaşlarımı işhad ediyorum ki; ben, benlik peşinde koşmuyorum ve reddediyorum. Ve bana, şahsıma karşı ziyade hüsn-ü zan edenleri men’edip hatırlarını çok defa kırıyorum.”6 Öyleyse bütün maharet ve meziyet Risâle-i Nur’un ve O’nun şahs-ı mânevîsinindir. Bu sırdan dolayıdır ki O gelecek zatı içinde gösteren ve müjdeleyen Risâle-i Nur için “Belki “Müceddiddir, onun pişdarıdır” denilebilir.”7 Her hal ve hareketiyle dikkatleri Risâle-i Nur ve şahs-ı mânevîye çeviren Bedîüzzamân, cübbeyi, sadece kendisi giymeyip, bazı has talebelerine de teberrüken giydirmiştir. Mevlânâ Halid’den sonraki ve son müceddid olan Bedîüzzamân, bu hareketiyle bir kez daha şahs-ı mânevîyi ön plana çıkarmıştır.

Mevlânâ Hâlid’den Bedîüzzamân’a cübbenin intikali

Bedîüzzamân Hazretleri Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin’in cübbesinin kendisine nasıl intikal ettiğini şu ifadelerle anlatır: “Risâle-i Nur şakirtlerinden ve âhiret hemşiremizden Âsiye namında bir hanımın eliyle o mübârek emâneti aldım.”8 

Hâdisenin tahakkuku ise şöyle vuku bulur: 

Âsiye Hanım’ın eşi Tahir Bey hapishane müdürüdür. “Tahir Bey Kastamonu’ya hapishane müdürü olarak atanır ve Kastamonu’ya yerleştikten bir süre sonra Tahir Bey gibi eşi Âsiye Hanım da bu şehre alışır ve şehri sevmeye başlar. Yabancısı oldukları bu şehre sürgün gelen Bedîüzzamân ve Risâle-i Nurlar, halk arasında konuşulmaktadır. Âsiye Hanım kısa sürede komşu hanımlarla samimiyet kurar ve bir ev ziyareti sonrası Ulviye Hanım vasıtasıyla Risâle-i Nur ile tanışır. Risâle-i Nur’u okudukça okuma açlığı daha da artar ve ruhunun derinliklerinde meydana gelen sarsıntılar hayatını alt üst eder. Her gün okuduğu farklı bir Risâleyle huzur okyanusunda yol alır. Risâleler yüreğindeki yaraları tedavi ettiği gibi ona yeni bir dünyanın kapısını da açar. Yıldızlarda gezinir gibi ruhu ve aklı huzur dolar. Kitapların satırları arasında gezinirken ruhunun mânevî merdivenlerden yükseldiğini hisseder. Kitaplardaki muhteşem anlatım ve ikna edici konular ise onu ondan alıp başka diyarlara götürür. Sanki zihnine takılan soruların cevaplarını sipariş etmiş gibi Risâlelerden cevaplarını alır. Âsiye Hanım, düşüncelerindeki değişikliği eşine ve misafiri olan babasına açar. Risâlelerdeki sorulara verilen cevapların sıradan cevaplar olmadığını, bu cevapların her cümlesinin aklında ve kalbinde şimşekler çakmasına sebep olduğunu söyler. Bu kitapları yazan zatı ziyaret etmek istediğini ve yıllardır sakladığı cübbenin sahibinin bu zattan başkası olmadığına inandığını söyler. Babasına: “Cübbeyi sahibine teslim edelim!” der. Babası ve eşi onu hayretler içinde dinler. Âsiye Hanım heyecanla bir bohça içine sarılı olan cübbeyi sandıktan çıkarır. Mutluluk dolu bir gülümsemeyle cübbeye: “Senin sahibini buldum!” deyip itinayla cübbeyi tekrar bohçaya yerleştirir. Âsiye Hanım ve babası Mehmet Bahattin Efendi, kendilerine dedesi Küçük Âşık’tan intikal eden cübbeyi Bedîüzzamân Hazretleri’ne vermek üzere yola çıkarlar. Âsiye Hanım, Bedîüzzamân’ın hediye kabul etmediğini bildiğinden cübbeyi ona teslim ederken: “Dedem Küçük Âşık’tan kalan bu cübbe sizde emânet olarak kalsın.” der. Bedîüzzamân cübbeyi kabul eder. Mehmet Feyzi cübbeyi yıkar suyunu mezarlığa döker. Sonra şeref duyarak cübbeyi Üstâda giydirir.”9

Dipnotlar:  

1- el-Hakim, el-Müstedrek, 4:522; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 2:281, hadis no: 1845.

2- Ki hattâ ba’zı zât keşf etdi Hâlid/Müceddid gayri yok, Mehdî müceddid. (Risale-i Kudsiyye adlı eserinin 331. beyt)

3- Haşiye: Risâle-i Nur şakirtlerinden ve âhiret hemşiremizden Âsiye namında bir hanımın eliyle o mübârek emaneti aldım.

4- Kastamonu Lâhikası, 2013, s. 124.

5- el-Hakim, el-Müstedrek, 4:522; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 2:281, hadis no: 1845.

6- Müdafaalar > Isparta ve Denizli Mahkemesi [1944] > Sirâcü’n-Nûr, s. 2301 (Müdafaalar, Isparta ve Denizli Mahkemesi [1944]).

7- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 2013, s. 20.

8- Kastamonu Lâhikası, 2013, s. 124.

9- http://www.yeniasya.com.tr/misbah-eratilla/bediuzzaman-ve-mevlana-halid-in-cubbesi_422351

Okunma Sayısı: 1955
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı