"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Niçin istikbâle dâir farklı rivayetler var?

Abdülbakî ÇİMİÇ
10 Eylül 2018, Pazartesi
Peygamber Efendimiz (asm) istikbale âit hadisât ile ilgili teferruatlı haberler vermiştir.

Özellikle mesâil-i İslâmiyeye taalluk eden hadiseler ile ilgili ihbâr-ı gaybî cihetinden haberler vardır. Bu haberlerin en önemlileri istikbale âit ahirzaman ile ilgili verilen ihbârlardır. Ancak bu ihbârlar muhtelif olduğu için, hem çok iltibas, hem de hilâf-ı vaki vaziyetler olmuş. Elbette bunun çok hikmetleri ve sebepleri var. Meselâ ahirzaman ile ilgili hadisâta dair ihbârlar eğer tamâmen bedâhet derecesinde bir vukuat görülse, herkes tasdike muztar olsa, o vakit kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidatla beraber kalır. “Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zayi olur. İşte, bunun için, Mehdî ve Süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilâf olmuş. Hem rivâyât dahi çok muhteliftir; birbirine zıt hükümler olmuş.” 1 Bundan başka şu gelen esaslar da ihtilâfı daha da ziyadeleştirmiş ve bazen işin içinden çıkılmaz vaziyetler ortaya çıkmış. Ancak asrın ve asırların adamı müceddid-i ahirzaman evsafına haiz olan Bediüzzaman Hazretleri her meselede olduğu gibi ahirzamana dâir eşhas-ı mühimmeler ve vukuat-ı istikbale âit hadisâta dair muhtelif rivâyâtı tasnif ederek ümmeti ifrat ve tefritten uzak tutmuştur. 

Numune kabilinden bir kaçını özetle buraya alalım:

1. İslâmî meselelerin tabakaları vardır. Bir kısmı kesin delil istese de, diğer bir kısmı galip bir zan ile yetinir, başka birisi de teslimiyetle kabul eder, aklı ve idraki anlamasa da reddetmez. Öyle ise imânın esâslarından olmayan fer’î meseleler veya ileriki zamanlarda vuku bulacak olan hadisatın her birinde yakîn bir iz’an ve anlayış ile kesin bir delil istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemek yeterlidir.

2. Hâdis-i şerif râvilerinin bazı sözleri veyahut hadis metninden kendi çıkardıkları mânâlar, hadisin kendi sahih metninden telâkki edilmiş. Halbuki, insan hatadan hâli olmadığı için, vukuata aykırı bazı çıkarımlar veya sözleri hadis zannedilerek zaafına hükmedilmiş. Bundan dolayı da muhtelif ihtilâf vuku bulmuş.

3. Peygamber Efendimiz (asm) “Ümmetimin içinde muhaddesûn vardır.” 2 Yani “Kendilerine ilhâm olunan kimseler” sırrınca, bazı ehl-i keşif ve ehl-i velâyet olan muhaddisîn-i muhaddesun ilhâmlarıyla gelen bazı maânî (mânâlar), hadis telâkki edilmiş. Halbuki ilhâm-ı evliya, bazı ârızalarla hata olabilir. İşte, bu neviden bir kısım hilâf-ı hakîkat çıkabilir.” 3

4. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bu nevi sözleri, hikmet-i iphamdan ileri geliyor. Hem şu sırdandır ki, Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet “Onlar geçmiş” demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mânevîyenin takviyesine medâr olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaytlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müthiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşâd-ı umûmî zayi olurdu.

5. Şimdi, Mehdî gibi eşhasın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki: Ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbatlarına (kendi çıkarımlarına) tatbik etmişler. Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdîye veya Süfyâniyeyi, merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemâate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harîka çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. 4

6. “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz’î birer hâdise değil, belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz’î bir surette haber verir. Halbuki o hâdisenin müteaddit vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir. Hilâf-ı vaki gibi görünür.” 5

Böylece ahirzaman meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilâf olmuş. Hem rivâyât dahi çok muhteliftir; birbirine zıt hükümler olmuş. Şimdi hakîkat-i hal böyle olduğundan elbette ki asırlardır hem hâdis-i şerif râvilerinin, hem de ehâdisi tefsir edenlerin metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmelerinden dolayı rivâyetler muhtelif olmuş, hilâf-ı vaki vaziyet zuhur etmiş. Bundan dolayı da rivâyât dahi çok muhtelif; birbirine zıt hükümler olmuş. Ancak Bediüzzaman Hazretleri müceddid-i ahirzaman olarak bu hadisleri tasnif etmiş olup, tefsir ve tevillerini yaparak vasat yolu göstermiştir. Numune olarak Hazret-i Mehdîye dair muhtelif rivayetlere nasıl izah getirdiğine bakalım.

Bediüzzaman Hazretleri Mektubat’ta konuya şöyle bir izah getirmiştir: “Meselâ, Hazret-i Mehdîye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat başka başkadır. Halbuki, Yirmi Dördüncü Sözün bir dalında ispat edildiği gibi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mânevîye-i ehl-i imânı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nurâniyesi olan Âl-i Beyt’ine ehl-i imânı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beyt’ten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beyt’ten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş. İşte, büyük Mehdî’den evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl Mehdî’nin evsâfına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş.” 

Dipnotlar:

1- Sözler, s. 546. 

2- Buhari, Fadâilü’s-Sahâbe: 6, Enbiyâ: 54. 

3- Sözler, s. 547. 

4- Sözler, s. 551. 

5- Mektubat, s. 165.

Okunma Sayısı: 1998
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yusuf taha

    10.9.2018 11:21:46

    Rivayetlerin farklı olması normal.çūnkü rivayetler farklı şahıslardan ve hadiselerden bahsediyor.hatalar ise bir tek deccal,süfyan ve mehdi beklentisinden kaynaklanıyor.

  • A. AYDIN

    10.9.2018 09:55:40

    Maalesef şu makalede gayet veciz özetlenen meseleleri bilmeyen bir çok hoca, tearuz var zannıyla bu tür hadislerle ya amel etmiyor, ya da inkara yelteniyor. Demek R. Nur, hazineleri açacak anahtarların bir sandığıdır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı