"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risâle-i Nur’dan müsbet Avrupa’ya bakış (2)

Abdülbakî ÇİMİÇ
14 Ağustos 2017, Pazartesi
Müsbet Avrupa nâfi san’atları, adaleti ve mehâsin-i medeniyeti ızdıraren kabul edip tekrar beşeriyete hediye etmiştir.

Buradaki müsbet Avrupa’dan kastımız “İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimâîye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa”dır.1 

Medeniyetin heva ve hevese dayalı kısmına değil, beşere menfaatli kısmına muhatap olduğumuz bilinmelidir. Medeniyetten muradımız ise ”Biliniz ki: Bizim muradımız, medeniyetin mehâsini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehâsin zannedip; taklid edip, malımızı harap ettiler. Ve dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları, iyiliklerine galebe edip, seyyiatı hasenatına râcih gelmekle, beşer iki harb-i umûmî ile iki dehşetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zir-ü zeber edip öyle bir kusdu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı.”2 Yaşanan hadisât-ı âlem buna şahittir. 

Evet, medeniyetin güzellikleri ve beşere menfaati bulunan iyiliklerine talip ve müşteri olmak nazarlardan kaçırılmamalıdır. Zaten medeniyetin günahları ve seyyiatı içimize alabildiğince girmiş malımızı, mukaddesatımızı ve ahlâkımızı harap etmiş durumdadır. Ümitvarız ki; ”İnşâallah istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle, medeniyetin mehâsini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umûmîyi de te’min edecek.”3 Bediüzzaman müjde insanı olduğu için bu müjdeleri de rahmet-i İlâhiyeden ümit ediyoruz inşâallah.

Medeniyetin güzellikleri ve iyilikleri inhisar altına alınamaz ve mal-i umûmîdir. Buna işareten Bediüzzaman şöyle der: “Bunu da inkâr etmem, medeniyette vardır mehâsin-i kesire. Lâkin, onlar değildir ne Nasrâniyet malı, ne Avrupa icadı, Ne şu asrın san’atı. Belki umûm malıdır. Telâhuk-u efkârdan, semâvî şerâyiden, hem hâcât-ı fıtrîden, husûsî şer-i Ahmedî, İslâmî inkılâptan neş’et eden bir maldır. Kimse temellük etmez.”4 Demek ki medeniyetteki mehâsin-i kesire bir kavme, bir topluluğa, bir millete, bir kıt’aya münhasır değildir. Umûmun ortak malı olan mehâsin-i medeniyet denilen şeyler asırlardır beşeriyetin ortak aklının neticesi ve ürünüdür. Ayrıca medeniyetteki güzellikler ne Nasrâniyetin, ne Avrupa’nın ve ne de şu asrın san’atı ve malıdır. Bu güzellikler beşeriyetin umûmî fikirlerinin ve çalışmalarının mahsulü ve semeresidir. Asırlarca birbirine eklenen ve birbirini besleyen düşüncelerin mahsulüdür. Semavî şeriatların neticesidir. Ve insanlığın fıtrî ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Özellikle Peygamberimizin(asm) şeriatından ve İslâmîyetin getirdiği yeniliklerden doğan ve bütün insanlığa faydalı olan san’at, hak, adalet ve hakkaniyetin bir bileşkesi ve ortak paydasıdır. Yani insanlığın ortak ve umûmî malı olan medeniyetin kaynağı semâvî dinlerdir.

Öyleyse müsbet Avrupa’dan ürkmemek gerekiyor. Çünkü “Şeriat-ı Ahmediyenin (asm) tazammum ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki; medeniyet-i hâzıranın inkışaından (yarılmasından) inkişaf edecektir. Onun menfî esasları yerine, müsbet esaslar vaz’eder.”5 İşte medeniye-i hâzıra, İslâmî medeniyetin müsbet esasları ile tamir edilecek ve onun menfî esasları yerine müsbet esaslarını tekrar vaz’edecek ve beşeriyet sulh-u umûmîyi yaşayacaktır inşâallah.

Bediüzzaman’ın da dediği gibi “Evet, Avrupa’dan ahz-u iktibasa (aktarma yapmaya) muhtacız. İhtiyacımız idare-i mülk (kamu yönetimi) ve tanzim-i kuva-i harbiye-i bahriyeden (ordu ve deniz kuvvetlerinin düzenlenmesinden) ve fünun-i sanayiden (sanayi fenlerinden) işimize yarayanlarıdır (dinimizin emriyle). Avrupa da bizden yalnız adaleti ister ve medeniyeti bekler; tâ muvazenesi bozulmasın.”6

Avrupa ve Batıdan neye müşteri olduğumuzu bilmeliyiz. Müşteri olduklarımız esasta ve özde İslâmın malıdır. Malımıza sahip çıkacağız ve onu geri alıp istimal edeceğiz. Amma ecnebilerde müşteri olmadığımız günah ve kötülükler ise malûmdur. Onlar zaten büyük hatalar yapılarak içimizde epey müşteri bulmuştur. Onlara tekrar müşteri olmak ise ahmaklık olur. Bediüzzaman buna da şöyle işaret etmektedir. “Ecnebiyede terakkiyât-ı medeniyyeye yardım edecek -fünun ve sanayi gibi- maalmemnuniye alacağız. Amma medeniyetin zünub ve mesâvisi (günah ve kötülükleri) olarak bazı âdât ve ahlâk-ı seyyiye ki…”7 onları almayacağız.

Avrupa’nın güzelliklerinin tahsil edilmesinin zorluğundan dolayı, kolay taklit edilen günahlarını ve kötülüklerini aldığımız için kadınlaşmış erkek ve erkekleşmiş kadın durumuna düştüğümüzü de beyan eden Bediüzzaman; ”Biz ise aldığımız vakit sû-i tâlî cihetiyle ve sû-i intihap tarikıyla müşkilü’t-tahsil mehâsin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-i medeniyeti (medeniyetin günahlarını) kesbettiğimizden, muhannes gibi, yani erkekleşmiş kadın gibi oluruz. Kadın erkek gibi giyinse maskara olur. Erkek kadın gibi süslense muhannesliktir, yakışmaz. Mert ve âlihimmet, zîbüziverle (süs ve ziynetle) müzahref (geçici, aldatıcı şeyler ile süslenmiş) cilveli hanım gibi olmamalı.”8 tesbitlerinde bulunur.

Haftaya devam edelim inşâallah…

Dipnotlar:  

1- Lem’alar, 2005, s. 291

2- Tarihçe-i Hayat, s. 94.

3- Tarihçe-i Hayat, s. 94.

4- Sözler, 2004, s. 1163.

5- Sünûhat, 1996, s. 61.

6- Eski Said Dönemi Eserleri, 2009, s. 34.

7- Eski Said Eserleri, 2009, s. 174.

8- Eski Said Eserleri, 2009, s. 174.

Okunma Sayısı: 1286
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı