"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hiss-i havf

Abdullah NURSÖZ
18 Ekim 2016, Salı
Risale-i Nur Külliyatı’nın Yirmi Dokuzuncu Mektup Altıncı Kısım Olan Altıncı Risalesi hiss-i havf ile ilgiliidir.

Bu kısmın ikinci desisesi ehl-i ilhadın korku damarıyla, ehl-i hakkı haktan çevirmelerine karşı, gayet güzel ve kat’î bir cevaptır.

Hiss-i havf, korku damarı, korku duygusudur. Aynı zamanda korkaklık, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi olan cebanettir. Cebanet, ürkeklik, ödleklik, yüreksizliktir. Hiç korkulmayacak şeylerden de korkmak, evhama kapılmaktır. İnsanda “kuvve-i gadabiye, hadd-i istikamet olan şecaati takip etmezse, ifratla çok zararlı ve zulümlü tehevvüre ve tecebbüre ve tefritle çok zilletli ve elemli cebanet ve korkaklığa düşer, istikameti kaybetmesinin, hatâsının cezası olarak daimî vicdanî bir azabı çeker.”1

Halbuki “Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir.”2 Özellikle bu zaman ve zeminde ehl-i ilhadın dalkavukları Müslümanları korkutmak ile kudsî cihad-ı manevîden vazgeçirmek için hücum ederler. Korku damarını işleterek çok fena şeyler yaptırırlar. Çünkü  “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havf’tır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.”3 Böylece hizmet-i imaniye ve Kur’âniyede bulunanları hiss-i havf ile evhamlandırarak kaçırıyorlar. Bilhassa hassas ve müteheyyiç mizaca sahip olanların hiss-i havf damarından çok istifade ediyorlar. Cenab-ı Hak havf damarını hayatı muhafaza etmek için vermiştir. Ancak dessas zalimler insanın bu havf damarını işleterek korkutuyorlar ve Risale-i Nur hizmetlerinden birçok insanı kaçırarak zararlara sokuyorlar.

İnsan öncelikle Allah’tan havf etmelidir. “Kâmil insanlar aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah’a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar.”4 

Pekâlâ, bu nasıl olur? Risale-i Nur’da bu mesele şöyle ifade edilmiştir: “Evet, Hâlık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta azîm bir lezzet vardır.

Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malûm olur. Hem Allah’tan havf eden, başkaların kasavetli, belâlı havfından kurtulur. Hem, Allah hesabına olduğu için, mahlûkata ettiği muhabbet dahi firaklı, elemli olmuyor.”5

Bediüzzaman Said Nursî “Dostlarımı hubb-i câh, tama ve havf ile aldatmak ve beni bazı isnadat ile çürütmek istiyorlar.”6 Der. “Halbuki, halktan havf ise elîm bir beliyedir.”7 Şu nokta önemle bilinmelidir. Ayrıca “Havf ve zaaf tesirat-ı hariciyeyi teşci eder.”8 Havf ettiğin ehl-i dalalet sana merhamet etmez, zayıflığını görünce daha şiddetle üzerine gelir. Zulmünün şiddetini daha da artırır. “Çünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez. Şu halde havf, elîm bir belâdır.”9  “Hem çok vicdansız insanlar var ki, garaz veya tamah veyahut havf cihetiyle nuru inkâr eder veya gözünü kapar.”10Gözünü kapayan gündüzü kendine gece yapar ve nuru inkâr eden nurdan mahrum kalır, zulümata düşer!

Son söz olarak Bediüzzaman Said Nursî derki: “Nasıl ki korku ve tamah ve şan ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü insanın en zaif damarı olan “korku” cihetinde bir halt edemediler, idamlarına beş para vermediğimizi anladılar.”11 Onların korku ve diğer desiselerine beş para vermeyen Said Nursî’nin yolundan gitmek Nur Talebeleri’ne yakışan bir duruş ve tavırdır vesselam!

Dipnotlar:

1- Şualar,971

2- Mektubat,s.705

3- Mektubat,s.704

4- Sözler,s.57

5- Sözler,s.575

6- Mektubat,s.711

7- Sözler,s.574

8- Mektubat,s.804

9- Sözler,s.574

10- Lem’alar,s.271

11- Emirdağ Lahikası-I,s.418

Okunma Sayısı: 930
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı