"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İştirak-i amâl-i uhreviye

Abdullah ŞAHİN
08 Temmuz 2018, Pazar
Ahiret yolcusu olan ve hızla kabre yaklaşan bir insanın en muhtaç olduğu şey Rıza-yı İlâhidir.

Ahiret yolcusu olan ve hızla kabre yaklaşan bir insanın en muhtaç olduğu şey Rıza-yı İlâhidir.

Milyonlarca ihtimal içinde, mevcudattan süzülüp seçilerek bir kan pıhtısından insan haline getirilerek, maddî ve manevî donanım ve nimetlerle şu dünyaya gönderilen ve insan denen bu asil ve aziz varlık, sahip olduğu bütün donanım ve imkânlarını kendisini böyle ulvî bir vazife için gönderen Zat’ın marziyatı ve isteği doğrultusunda kullanıp-kullanmama ölçüsünde bu yüksek hakikate mazhar olacaktır.

Burada akla şöyle bir sual geliyor: Her kul için Yaratan katında teşekkül edecek bu Rıza-yı İlâhiye ve Memnuniyet-i Mukaddesede bir sınır var mıdır?

Elbette Yüce Yaratan’ın kendisine ait esma ve sıfatlarının tecellisi ve bütün şuunatı ezelî ve ebedî olduğundan, bahsi geçen rıza ve memnuniyette ve onun karşılığında da bir sınır yoktur. Yani buradaki yüksek sırrı “Ebed’e ait olan, Ebed’e gider” hakikati ile izah edebiliriz.

Elbette ki Rabbimizin hoşnutluğuna ulaştıran bu güzel amâlin neticesi ve akıp gideceği saadet-i dareyn havzı da ebedî olacak ve emsalini hayal etmekte zahiri ve batınî hasselerin zorlanıp çaresiz kaldığı saadetler içinde, ebediyen sahibini manevî zevk ve saadete gark ederek; ebedler ülkesine akıp gidecektir.

Anlaşıldı ki her bir insan için kâinat kıymetinde olan bu ebedî dâvâyı kazanıp ebedîleşmek için yol uzun, engel ve maniler sayısız; zamansa bütün asırların dehşetle beklediği ahir zamandır.

Bu kadar dehşetli mâniler karşısında bu büyük dâvâyı kazandırıp, fırtınalı ve coşkun dalgalar içinde sahibini sahil-i selâmete ulaştırmada nimet-i İlâhiye olarak, şahs-ı maneviye iştirak-i amal-i uhreviye can simidi ile tutunma hasiyeti karşımıza çıkıyor.

Bu dehşetli zamanda nasiptar olarak bu şahs-ı manevinin en küçük bir azası olmak dâvâsını güden gönül erleri, dâvâyı boğup akim bırakmak için binler taraftan hücum eden günahlar ve mâniler karşısında, imanî ve içtimaî olarak her an şahs-ı manevî havuzunda kalabilmeli ve sahip olduğu bütün maddî ve manevî imkânlarını, gözünü kırpmadan Zübeyirler, Tahirler ve binlerce Saidler gibi bu havuzun muhafazası ve devamlı akması için sarf edebilmeli, havuzundan dışarı atlayan veya atılan balıklar durumuna düşmemelidir.

Ahir zamanda bu büyük dâvâyı kazandıracak sağlam bir dâvâ vekili olan Kur’ân hakikatleri Risale-i Nurlar’da bir Peygamber varisi olan büyük Üstad Bediüzzaman sahil-i selâmete kadar bu ulvî havuz içinde kalabilmenin sırlarını, Kur’ân ve Hz. Rasulullah’tan (asm) ilhamen yazdığı İhlâs Risalelerinin “Şahs-ı maneviye iştirak-i amâl-i uhreviye ile dahil olabilme” bahsiyle asrın idrak ve istifadesine sunmuştur. 

“Ahireti kazanma manifestosu” diyebileceğimiz bu sırlardan bir nebze aktararak yazımızı taçlandıralım:

“(...) Her ne ise, bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum Nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır..” (21. Lem’a, İhlâs Risalesi, Dördüncü Düstur’dan)

Bu engin denizin nuranî satırlarının ortamına girerken, sadece lâfta değil, hizmetin teşrik-i mesaisi içinde, bizi hizmete raptedip aidiyetimizi tescil edecek olan “Dâvânın bir nefer ve kara sevdalısı olmak” hasiyetimizi her an aklımızda tutmamız ve günlük ömür sermayemiz ve mesaimiz içinde ‘kablo’nun havuzda teşekkül eden manevî enerjiye takılı olmasını ihmal etmememiz elzemdir. Özet olarak bunun teyidini şu suale cevap vererek alabiliriz: Bana kâinat büyüklüğündeki bu ulvî dâvâyı kazandıracak bu kudsî hizmetin ben neresindeyim ve hangi köşesinden kavrayıp tutuyorum?

Lâakal her on beş günde bir okuyacağımız şahs-ı manevî havuzunda kalma sırlarını gösteren İhlâs Risaleleri’ni her okuyuşumuzda, nerede olduğumuz ve nerede durduğumuzun da muhasebesini yaparak okursak maksadın tahakkukunda daha çok yol alacağımız kanaatindeyim.

Ne mutlu bu diriliş ve sahiplenmede hissesi ziyade olanlara...

Okunma Sayısı: 2272
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı