"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân hakikatleri sulh-u umumîyi temin eder

Abdullah ŞAHİN
04 Mayıs 2018, Cuma 00:21
Bütün insanlar, Allah tarafından yaratılıp donatılmışlar ve Allah’a kulluk vazifesiyle tavzif edilmişlerdir. Bu durum, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem’den kıyametin kopacağı vakte kadar böyledir.

Bu tavzifin umumî olması hasebiyle İslâmiyet’in sorumluluklarını yerine getirebilecek özellikleri haiz (akıl baliğ olmak gibi) hiçbir insan bu mükellefiyet ve sorumluluklardan ve onların müeyyidelerinden kendisini kurtaramaz. Bu insana Kur’ân’da apaçık bir şekilde emredilmektedir. Kur’ân şahsa hitab ettiği gibi, muhtelif hitapları münderecatında ihtiva etmektedir.

“Ey insanlar” hitabı genellikle Mekkî (Mekke’de nazil olan) sûrelerin başında yer alır. Medenî (Medine’de nazil olan) sûrelerde ise bu hitabla birlikte genelde “Ey iman edenler, ey inananlar” hitabı vardır.

Bunun yanında Kur’ân’da “Ey İsrail oğulları” gibi bir kavmi hedef alan umumî hitaplar da mevcuttur. Bu husustan Kur’ân’ın bütün asırlara ve gelmiş geçmiş bütün asırlara hitap ettiğini anlamaktayız. Kur’ân Allah’ın kelâmı ve tecelli-i Esması olması hasebiyle, hitabı ve muhtevî olduğu hakikatler açısından zaman ve mekânla mukayyed değildir. Asırlar geçse de o ilk günki tazeliğini muhafaza etmektedir.

Hucûrat Sûresi 13. Âyetinde ifade edilen, “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.” hakikatini büyük Kur’ân müfessiri Bediüzzaman, “Yani: “Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinizle muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husûmet ve adavet edesiniz değildir!” (Mektûbat) şeklinde tefsir etmiştir.

Hızla gelişen teknolojik imkânlarla, iletişim araçlarının gelişip artması ile bir köy kadar küçülen dünyamız ve içinde yaşayan insanlar, bugün her zaman olduğundan daha fazla birbirine muhtaçtır.

Muhtaçlara maddî ve manevî yardımın götürülebilmesinin ön şartı ise dünyanın her yerinde elzem olan sûlh-u umumî hakikatidir.

Millet olarak bin yıl bayraktarlığını yaptığımız Kur’ân’ın yüce değerlerine bu sıkıntılı zamanlarda daha sıkı sarılmalıyız. Zira kanaattimce sair milletlerin İslâmiyeti tanıyıp anlaması noktasında önemli bir rol oynamaktayız. Bilhassa Ortadoğu’da yaşanan bunca elîm hadise ‘Müslüman’ modelini bu denli zedelemişken...

İnsanlık böylesine zarar görmüş, Müslümanlar böylesine zor günlerden geçerken bizler vazifemizi yapıp vazife-i İlâhîye karışmayarak tam bir ümitle Kur’ân’ın fecr-i sadığını beklemekteyiz.

Kur’ân’ın fecri ise onun hakakikının insanların kahir ekserisi tarafından kabul edilip hükümferma olmasıyla olur. Bu da inşaallah sûlh-u umumîyi meyve verir.

Rabbim bizleri, bu güzel meyveyi verecek olan hakikatları bu zamanda en güzel şekilde beyan eden Risale-i Nur eserlerini okuyup anlayarak sûlh-u umumîye katkı sağlayanlardan eylesin.

Okunma Sayısı: 1646
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı