"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir zamanlar Kayseri (2)

Abdurrahman Ceylan
14 Ekim 2018, Pazar
Meşhur Erciyes Dağı’nın eteğinde kurulmuş, pastırması ve sucuğu ile meşhur, diğer yanda mâneviyat sultanı Mevlânâ Hazretleri’nin hocası seyyid Burhaneddin Hazretleri’ni bağrında taşıyan bir şehirdir Kayseri.

Çalışkan ve tutumlu insanları ile de tanınmıştır. Sanki İktisat Risalesi’ni okumuşlar, fiilen yaşıyorlar gibi. Elbette böyle bir şehrin insanlarına, asrımızın ve gelecek asırların Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nurlar’ı gücümüz nisbetinde tanıtmak gerekiyordu. O zamanlar Kayseri’de Yeni Asya Bürosu yoktu. Terzihanemizde biz Yeni Asya Yayınları’nı ve Risale-i Nurlar’ı tanıtıyorduk. Şule Yüksel Şenler ve Hekimoğlu İsmail’in Minyeli Abdullah gibi kitaplarını, Haluk İmamoğlu ve Can Alpgüvenç arabayla getirirlerdi. 

Bir gece işyerimin camları bir öğretmen tarafından kırıldı. Beni yasak yayın propagandası yapıyor diye emniyete şikâyet ettiler. İş yerimde yapılan aramada buldukları Risale-i Nur eserlerini suç unsuru sayıp bizi siyasî şubeye götürdüler. Bir gece nezarette kaldık. Rahmetli A. Gazezoğlu Ağabey sabah namazı bizi ziyarete gelmişti karakola. Daha sonra mahkemede savcı; bu kitaplar kimin diye sordu. Ben de benim olduğunu söyledim. Mahkemeniz dışardan devam etsin diye beni serbest bıraktı, ben de aynı günün karlı bir kış akşamında yine derse gittim. 

O zamanki şevkler heyecanlar bir başka idi. 67 model tek kapılı bir araba 8-10 kişi binilir, derslere gidilir, marşlar ilâhiler derken kırmızı kitaplar ve kırmızı çaylar. Hele de o dönemde görev yapan öğretmen kardeşlerdeki şevk bambaşka idi. İhsan Özdemir’ler, Aşık Bilali’ler (Bilal Işıklı), Mehmet Topuzoğlu, Hasan Sarıoğulları gibi kardeşlerin hizmetleri unutulmaz.

Burada bazı zecir ve şefkat tokatlarından bahsetmek isterim:

Birincisi; benim terzihanemin camlarını kırıp beni şikâyet eden öğretmen, bindiği belediye otobüsünde cinnet geçirip akıl hastanesine götürülüyor. Demek ki Risale-i Nurlar sahipsiz değildir.

İkincisi; 71 Muhtırası’ndan sonra bir esnaf arkadaş evindeki Risale-i Nurlar’ı bir torbaya koyup toprağa gömdüğünü söyledi. O’na dedim; “kardeşim bu eserler yasak değil korkma ben sahiplenirim, eğer cezaevine gireceksek başka sebeplerden de gireriz. Ama bu eserlerle cezaevine girmek bir şereftir.” Tabi dinlemedi beni ve sonra silâh yakalatıp 46 gün cezaevinde hapis yattı.

Üçüncüsü; yine 71 Muhtırası’ndan sonra, maliyede memur bir arkadaş korkudan, evindeki Risale-i Nurlar’ı bir torbaya koyup bana getirdi. Dedim kardeşim korkma bu eserler yasak değil tokat yersin, ama dinlemedi bıraktı. Bir müddet sonra bu arkadaş cilt hastalığına yakalandı ve tanınmaz hale geldi. Sonra itiraf etti, “ben tokat yedim” dedi.

O dönemde derslerde lâtife yollu bazı sürprizlerimizde olurdu. Derse geç gelen kardeşlere tatlı alma cezası verirdik. Kim derse geç gelirse haftaya derse gelirken tatlı getirirdi ve espriler yapılırdı. O kardeşlerden isimleri hatırımda kalanlar; Münâzarât okuması ile meşhur Mahmut Akgün, ihtilâlci (!) Cevher İlhan, fıkraları ile meşhur Sefer Akgül, midesini çok seven Murat Ergin, güreşçi Emir Gürbüz, Sabri Yiğitoğlu, halim selim M. Ali Kaya, ağırbaşlı Mehmet Erbaş, Bünyamin Ortakaş, Ali Hakkoymaz, Adnan Gayberi, Nuri Olgun, M. Ali Pektaş, Bahaddin Yavuz, Abdullah ve daha isimlerini sayamadığım yüzlerce kardeş Kayseri’den mezun olup gittiler. Hepsine hayatlarında ve hizmetlerinde sadâkat ve başarılar diliyorum.

Bir gün terzihaneme bir müşteri geldi. Pazarören Öğretmen Okulu’nda öğretmen olduğunu söyledi. Ceketinin yan cebinde Cumhuriyet Gazetesi, malûm solcu öğretmenler, yazısı okunacak şekilde yan ceplerine koyarlardı bu gazeteyi. “Usta beni tanıdın mı?” dedi. Tanımadığımı söyledim. Bunun üzerine cebindeki Cumhuriyet Gazetesi’ni çıkardı, masamın üzerinde duran Yeni Asya’yı da aldı iki gazeteyi yanyana koydu ve “şimdi tanıdın mı?” dedi. Ben de; “şimdi çok iyi tanıdım, ikimizde aynı mezardan ahirete gideceğiz” dedim. Adam deliye döndü bırak şu ölümü yahu dedi. Ama gün geldi aynı okula gazetemiz Yeni Asya girdi ve bu sayede bir hayli Nur Talebesi yetişti Haza min fadli Rabbi...

Burada gazetemiz ve Nurlar’ın naşiri efkârı olan 50 yıllık arkadaşım Yeni Asya’ya da bir parantez açmak isterim. Allah’a hamdolsun 50 yıldır hiçbir zaman başımızı öne eğdirmedi. “Yeni Asya yazıyorsa doğrudur” parolası her zaman bize rehber oldu. “Asyanın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır”, tek adamcılık değildir. Hem de “edipler edepli olmalı, hem de edebi İslâmiye ile müteeddib olmalı”diyen Üstadımızın sözüne masadak oldu. Maalesef bizimle yola çıkıp bugün gazete aleyhine geçen arkadaşlar, ne değişti de siz bu hale geldiniz? Yeni Asya dün neyse bugün de odur. Ama kıskançlık ve haset bu kardeşlerimizi bu hale getirdi. Oysa ki gazetemiz lâhika görevi görüyor, nerede ne oluyor haberdar ediyor. İnşaallah daha nice 50. Yıllar diliyorum.

“Eyvah aldandık, şu hayatı dünyevîyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet şu güzeranı hayat bir uykudur bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr uçar gider.” diyor Üstadımız.

Cenâb-ı Hak bizleri hizmetten, istikametten, Yeni Asya’dan ve cemaatimizden ayırmasın. Burada hizmetimiz süresince misafirlerimizi ağırlayan ve bizleri hizmete teşvik etmede, çocuklarımızın da birer Nur Talebesi olmasında emeğini esirgemeyen 52 yıllık hayat arkadaşım eşim Fatma Ceylan’a da teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Okunma Sayısı: 2792
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı