"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir zamanlar Kayseri

Abdurrahman Ceylan
16 Eylül 2018, Pazar 00:07
Merhum Ali Mutlu, Kutlular Ağabey’e hayrandı.

Cömertti. Hafta sonları çok zaman toplanır onun Hacılar’daki bağına giderdik. İsterdi ki herkes hakikatle arkadaş olsun. Dersler, yemekler, çaylar; mevsiminde kirazlar, erikler, kayısılar, üzümler, neler neler... 

Ne günlerdi o günler! Onun bu hasleti bizi kimlerle tanıştırmadı ki: Hasan Sarıoğlu, Halil Yeşilkaya, Emir Gürbüz, Sefer Akgül, Cevher İlhan, Mahmut Akgün, H. ibrahim Karahan, Sabri Yiğitoğlu, Murat Ergin, Mehmet Erkoç, Mehmet Gültekin, Ömer Erdem, Abdil Yıldırım ve daha nice gönül dostları...

Yakın vilayet ve kazalara zaman zaman derse iştirak ederdik. Marşlar söyleyerek yaptığımız şen şakrak yolculuklarımızdan kulaklarımızda o yankılar kaldı.  

Arada sert rüzgârlar esti. Olan biten ve hâlâ bitmeyen muhtıra ve darbelerden -bu da bir gerçek ki- dostluklarımız da nasibini alıyordu. Yani zaman zaman savruluyorduk. Mart’larda, Eylül’lerde, Şubat’larda, Temmuz’larda...

O zamanlar imkânlar çok kıttı. Arabası olan çok azdı. Fakat bir gayret vardı. Niyetimiz komşularla, esnaflarla tanışıp onlara dünyanın faniliğinden bahsetmek, çiçekten, böcekten söz açıp Sonsuz San’atkâr’a yolculuk etmek... Risalelerle yakını uzağı tanıştırmak... Çay içip kitap okumak... Hepsi bu ha! Başka ne niyetimiz olabilir ki... Dünyanın bir ânlık olduğunu anlatanlar makamla, parayla geçinebilir miydi! Bunlar ne kadar tatmin ederdi ki sonsuzluk yolcularını! Hiç işte!

Bu arada geceler, günler tertip ederdik. Kabiliyetler ortaya çıksın diye... Meselâ merhum Âşık Bilalî... Matematik öğretmeni Bilâl Işıklı yani... Sazıyla, şiirleriyle bizleri coştururdu. Güleç bir yüzü vardı. Meselâ Mehmet Topuzoğlu’nu da burada hatırladım.

“20. Asır Pantolon” isimli bir iş yerim vardı. Yıl 1967. Askerden yeni gelmişim.  

Buraya ağabey ve kardeşlerimiz gelir; Risale okur, çaylar demlenirdi. Muhabbet muhabbet içinde... Makine sesleri bir yandan, bir yandan da işte böyle Nurlu şeyler... Benim dünyam değişmişti. İstiyordum ki Kayseri Risale-i Nurlar’ı tanısın. Kayseri’yle kalmasın bu güzellikler her yanı yöreyi sarsın. Gençlik, heyecan, yeni yeni yüzler... Her ân yeni bir şey öğrenmek az şey miydi!

Bu iş yerine kimler gelmedi ki... 

Bekir Ağabey... Merhum Av. Bekir Berk... Ali Mutlu Ağabeyle gelmişti. Risale-i Nur’un mahkemesi için Kayseri’deydi. Uçağa yetişecek ve ona pantolon dikilecek. Fakat zaman çok kısa... Ben yetişmez ağabey diyorum -dinler mi hiç- o, yetişir, diyor. Yeni dikiş makineleri olsa iyi de... O eski ayaklı makineler... Evet ben de şaşıyorum; pantolon kısa zamanda hazır oluyor. 

Bir gün Mehmet Erdoğan, Tevfik Karakaş, Mustafa Uçar geldiler. Ellerinde İttihad... Haftalık gazete...  İttihad’ı tanıttılar. Abone oldum. Eee ben de başkalarına tanıtacaktım bu zor imkânlarla çıkan gazetemizi. 

Mehmet Keklik... Lokantacı... Beni bir gün derse dâvet etti. Gittim. “Kılnamaz Apartmanı...”  Daha sonra o dersaneye defalarca gidecektim. Şerafettin Kartal o tatlı şivesiyle ders yapıyordu. Ruhum aradığını bulmuştu. Nur kervanına katılmıştım ben de. 

Sonra Yeni Asya yayın hayatına başladı ve o gün bugündür gazetemle beraberliğim sürüyor.

Ali Mutlu, Celalettin İstanbullu, Ahmet Gazezoğlu, Osman Kaya, Mustafa Lülecioğlu, Ali Göllü, Hasan Sarıoğlu, Ömer Balıkçı, Halil Hakkoymaz ve daha ismini sayamayacağım niceleri hizmeti yüklenmişlerdi, bu hizmeti...

Kurdoğlu Dersanesi... Abdülkadir Taş... Dersaneyi pırıl pırıl temizler, yemek yapar, misafirleri memnun etmek için elinden geleni ardına koymazdı. Atölye buraya çok yakındı; ben de hem ders hem namaz için Kurdoğlu’na gelirdim. İkindi namazını müteakip esnaf dersleri olurdu. Yorgunluğumuzu unuturduk. Ders sonrası gazetemizden de bir köşe yazısı okurduk. Birçok Kayserili burada çorba, çay içmiş, ders dinlemiştir. Büyük oda şark usûlü döşenmişti. Sade bir halı, kenarlar yastık, gelsin çaylar, okunsun Nurlar... Heey, hey! O günler ne günlerdi... 

Zaman ne çabuk geçiyor. Bir hayal, bir masal, bir rüzgâr gibi geçti o günler; sonsuza kaydoldu. Ben Adana’ya yerleştim. Fakat kardeşlerim Hasan Sarıoğlu, Mehmet Erkoç, Ali Avşar, Emir Gürbüz, Paşa Kulak, İsmail Öztürk, Paşa Çimen ve daha niceleri Kayseri Nursuz kalmasın diye gayretle, fedakârlıkla çalışıyorlar. Hepsini muhabbetle kucaklıyor; Kayserili günlerimi unutmadığımı ilân ediyorum.

Selâm ve duâ ile...

Okunma Sayısı: 818
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Demokrat

    16.9.2018 21:34:42

    Çok hoş.O nurcuları cunta sevdalıları ve siyasal dinciler mahvettiler.Ülkeyi de...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı