"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“3. Abdülhamid ve 2. Atatürk”

Ahmet BATTAL
09 Kasım 2017, Perşembe
Bir haber-yorum sitesinde Yeni Asya ve Köprü’nün eski yazarlarından olduğu halde sonradan Yeni Asya’ya son derece kaba ve uygunsuz tavırlar sergilemiş olan bir kişiyle röportaj yapılmış.

Bugün, o röportajdan bazı paragrafları verelim . 

«««

İktidar hesaplaşmayı ilkesel kaygılarla değil, kâr zarar hesabı güderek yapıyor ve bu süreçte kurduğu ittifaklar da öncekilerden daha sağlıklı değil.

Cemaat içinde yaşamak yaygın bir alışkanlık ve cemaat şeklinde yapılanmış durumdayız. Devlet bu gelenekte kapanın elinde kalan bir yapı.

AK Parti, Kemalist cemaatten iktidarı almak için Gülen cemaati ile dayanışarak bu seküler cemaate karşı bir kazanç elde etti. AK Parti bürokraside Fethullahcılarla birlikte kazandı. Sonra kendi içlerinde başlayan kavga hâlâ bitmedi…

… bu hareketin cemaat kısmında son tabakasında olan, gazetesini alıp, çocuğunu okuluna gönderen, hayır işlerine karışan insanlar. Burada en büyük bedeli bu en dış tabaka ödüyor. Bu dış yüz, örgütle asla ilişkisi olmayan devleti yıkmak gibi bir çaba ve eylem içinde olmayan ve kriminal işlere bulaşmayan insanlar. Bu insanların 15 Temmuz’da devleti yıkmak, ele geçirmek gibi bir misyonu varmış gibi bir süreç yürütülüyor şu anda. 

Diyelim ki bu bir tasfiye süreci, ama biz hâlâ devlette, toplumun bütün kesimlerine eşit, hakkaniyetli bir yapı kurulduğunu göremiyoruz. “Bizden olan ve olmayan” meselesinin aşılıp ilke ve ehliyet şartlarına göre konumlanışı hâlâ görmüyoruz. Tam tersine, AK Parti etrafında kümelenen unsurlar burada devreye giriyor. Bunlar devletteki bütün yapıya hükmetmek çabasıyla da kalmıyor, toplumu kendi tarzında yeniden biçimlendirmek istiyor.

… benim gördüğüm devletteki en güçlü cemaat, ülkücü cemaattir. Perinçek gibi unsurların temsil ettiği ulusalcı yapı da şu an çok güçlü konumda. Maalesef misyonları dışında (olmasına rağmen) dinî yapılar da devlette olmak istiyor, ama şu an Erdoğan’ın en yakınında ve ağırlıklı konumlanan bu ülkücü ve ulusalcı yapılar.

Son dönemde en çok din ve dinî duygular zarar gördü.

Siyasetçi pragmatisttir. Ortaklık edip yarın “ben kandırıldım” der geçer, ama din adamı için itibar her şeyin önündedir. Saygınlığını bir kez yitirdi mi biter.

… yaşanmış bir tecrübe varken de buna karşı hâlâ liyakatler üzerinden rollerin dağıtılmaması geleceğe dair umut vermiyor. “Hayır biz cemaatiz. Biz insanlara dini, imanı, güzel ahlâkı anlatmakla yükümlüyüz” deyip bu teklifi reddetmek gerekir. Devlet kademelerinde kimin istihdam edileceğine dair objektif kriterler vardır. İnsanlar pazarlık sonucu değil, hak ettiği için orada olmalı.

… (AKP’nin) kurduğu ittifaklara bakmak lâzım. Referandum sürecinde ve sonrasında gördüğümüz AK Parti ile MHP ittifakı devam ediyor. Paralelinde devlet içine baktığımızda bürokrasi ve yargı organları, milliyetçi - ulusalcı ittifaklarla ilerliyor. Buradan özgürlükçü ve kapsayıcı bir işaret veremez. Bunu bu ülke için hayırlı bir durum olarak görmüyorum. Bu ittifak kısa vadede AKP için devlet içinde bir hareket alanı sağlıyor belki, ama sağlıklı yapılar kurulmuyor.

Kendi hayatımı dindar olarak yaşamaya çalışan bir insan olarak, siyasî tercihte otoriter bir yapıya karşı daha özgürlükçü daha seküler bir yapıda yaşamayı tercih ederim. 

AK Parti, 2002’de verdiği sözleri, demokratikleşme yolunda kurumsal adımlar atmış bir parti olmasına rağmen unuttu. Özgürlük, adalet perspektifini kaybetti.

Bizim artık kişi kültlerini aşmamız lâzım. Dindar ve seküler iki otorite arasında seçim yapmamamız lâzım. Türkiye’de siyaset yapmak için ortaya çıkmış bir liderin artık üçüncü Abdülhamid ya da ikinci Atatürk olma vaadinden vazgeçmesi lâzım.

Kamu kelimesinin anlamını tekrar tekrar okuyup, kavramın hakkını veren, herkesin “benim de orada yerim var, ben orada itilen ya da kayırılan değilim” dediği bir yapıya ihtiyaç var. Toplum çok yoruldu, toplumun arzusu budur.

«««

Röportajdan seçtiğimiz yukarıdaki tesbitler, biliyoruz ki bu kişiye münhasır değil. Risalelerden beslenen ve AKP’ye başında destek vermiş olan çok sayıda isim, benzer görüşlere ve hatta daha sert ve net fikirlere sahip. Ya seslerini duyuracak bir mecra bulamadıkları için sesleri gür çıkmıyor ya da şimdilik kamuya konuşmayı doğru bulmadıkları için kendi seslerini kendileri kısıyorlar. 

Ama o susanlar da eninde sonunda konuşacaklar. Zira maslahat bir zaruret fetvasıdır ve maslahat gereği susanlar ilelebet susamazlar. 

Okunma Sayısı: 2671
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cemal özkaya

    9.11.2017 16:01:30

    Birgün herkes yeni asyacı olacak

  • Abdullah TUNÇ

    9.11.2017 11:19:23

    Kendisiyle röportaj yapılan bu yazar bu kafa yapısıyla hiç bir zaman siyasi alanda istikameti bulamayacaktır.Bey efendi kendisine göre yeni yeni ölçüler çıkarıyor.Dindar ve seküler yapı,zihniyet...Kendi görüşüne göre seküler olanı tercih etmeliyiz düşüncesinde. Sekülerizmi, dünyevileşme,dünya hayatını ahiret hayatına tercih olarak biliyoruz.Bu sözde siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışan kişi ifrat ile tefritten kurtulmayacaktır.Bu kişi, Körü 'de bir zamanlar yazı yazdığına göre Risale-i Nurdan haberi var demektir.Nasıl oluyor ki Nur'un şaşmaz ve şaşırtmaz ölçülerini göz ardı edipte kendi sönük fikirlerini ileri sürebiliyor. Maharet ve sa lahat karmalarını nasıl görmezden geliyor. Bu iki temel kavram asrı saadetten günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar devam edecek olan ölçü ve istikamet rehberleridir. Diğer adıyla ehliyet...Bütün mesele bu...

  • Emin

    9.11.2017 01:25:49

    [İnsan şüphesiz ki çok zalimdir. (İbrahim Suresi: 34)] ayetine en a’zam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından, onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acip zulümlere bakmak da caiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zalim olur, meyletse [Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur. (Hûd Suresi: 113.)] ayetine mazhar olur.

  • Emin

    9.11.2017 01:18:56

    Bu hasta ve gaddar ve bedbaht asrın belâ ve vebasından ve zulüm ve zulmetinden en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nur’un mizanları ve muvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğunu kırk bin şahit vardır. Demek Risale-i Nur’un dairesine yakın bulunanlar içine girmezse, tehlike ihtimali kavîdir. Evet [Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler. İbrahim Suresi: 3] işaretiyle, bu asır hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâma da bilerek, severek tercih ettirdi. (Kastamonu Lâhikası, s. 78)

  • Emin

    9.11.2017 00:58:13

    Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Âhireti bildikleri ve iman ettikleri halde, dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi bâki bir elmasa, bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akibeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem zehirli lezzeti, ileride bir batman safî lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı ve musîbetidir. O musîbet sırrıyla, hakikî mü’minler dahi bazan ehl-i dalâlete tarafdar olmak gibi dehşetli hatada bulunuyorlar. (Tarihçe-i Hayat, s. 481)

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı