"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Adalet istemek sizin işiniz mi” diyenlere

Ahmet BATTAL
02 Aralık 2017, Cumartesi
Bazı dostlar eksik-yanlış bilgilerle yanlış varsayımlar kurup yanlış sorular soruyorlar.

Soru yanlış olunca cevap da elbette yanlış olacak. O yüzden cevap yerine sorunun yanlışlığını göstermek gerekiyor. 

Önce iyi bilinen bir örnekle başlayalım:

Yeni Asya yazarlarının ve okuyucularının kendilerinin oy verdiği partiden başka bir partiye oy verdiğini gören bir kısım dindarlar şöyle derler: “Siz ‘şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ diyen bir ekolden geliyorsunuz, ama bal gibi siyaset yapıyorsunuz.”

Cümlenin anlamı anlayana nettir: Buradaki “siyaset yapıyorsunuz” cümlesi aslında kılıflı biçimde “siyasî tercihinizi beğenmiyorum” demektir. Yani bu bir hiledir.

Yeni örnek de şu: 

Bazı bilgisiz dostlar diyorlar ki “Bediüzzaman bugün yaşıyor olsaydı adalet isteyerek hükümetin işine mi karışırdı yoksa siyasetten uzak durup iman hizmeti yapmaya mı devam ederdi?” 

Bu soruyu soranların -güya- delili de Bediüzzaman’a sorulan bir soru ve onun verdiği cevap. 

Mealen şöyle: 

Sual: Sen tek parti iktidarı döneminde teklifleri kabul edip iktidarla işbirliği yapsaydın yani iktidara nasihat ederek yön verseydin veya iktidardakileri ikaz edip yanlışlara engel olsaydın o dönemde yüz bin adamın zulmen idam edilmesini belki önleyebilirdin. Neden müdahale etmedin? 

Bediüzzaman’ın cevabı: Evet, öyle yapsaydım belki bazı insanların dünyası kurtulurdu. Ama siyasetten müstağni kalamamış olacağım için, bu kere de başka bir zarar ortaya çıkardı; kuvvetli iman dersi vererek milyonların ahiretini kurtaran Risaleler meydana gelmezdi. Bu ise bir ahiret zararıdır ve dünya zararına nisbeten kıyas kabul etmez. 

Bu sual-cevaptan o bilgisiz dostların –bu dönemin de bir tür tek parti dönemi olduğunu itiraf edercesine- anladığı şu: 

“Bu zamanda da Bediüzzaman’ın takipçileri sadece iman hizmeti yapmalı. Siyaset ve devlet işleri hakkında fikir yürütmekten kaçınmalı. Hele muhalefetle beraber olup adalet istemeye asla kalkmamalı.” 

Ama bu mana doğru değil. Hatta çok yanlış.  

Şöyle: 

Öncelikle ezbere biliyor ve hep söylüyoruz ki asıl musîbet ve muzır musîbet insanın dünyasına gelen musîbet değildir. Dünyevî musîbetler hakikatte bir imtihan sorusudur. Sabreden ve hele şükreden kazanır. Zulmen hapsedilmek de böyledir. 

Dolayısıyla, yaşıyor olsaydı Bediüzzaman da masum ve mazlûm olanların makamını ve malını yani musîbetin dünyaya bakan yönünü düşünmezdi.

Ama asıl musîbet insanın ahiretine yani dinine ve inancına gelen musîbettir. Zira iman zaafı insanın ebedi hayatını mahveder. 

Şimdi soralım: 

Bilhassa dindarların iktidarı döneminde -hatta camilerdeki gizli toplantılarda alınan kararlarla- on binlerce masuma, görünüşte din adına, ama aslında iktidarı muhafaza arzusuyla yapılan zulmü gören vicdan sahipleri, bilhassa o masumların akrabaları ve dostları, bu zulüm yüzünden dinden soğurlar ve Allah’ın adaletine inançlarını kaybederlerse ne olur? 

Asıl muzır musîbet bu değil midir? 

Bediüzzaman ve Kur’ân talebeleri bu musîbete karşı sessiz kalabilirler mi?

Bediüzzaman, nasihatın mümkün olduğu her yerde ve dönemde bilhassa din hizmeti yapanlar için adalet istememiş mi? Mahkeme savunmaları neyi gösteriyor? 

Bediüzzaman bilhassa 1950-60 arasında Menderes iktidarını adalete dâvet eden ikaz ve nasihatlerde bulunmamış mı?  

Adalet istemek iman hizmetine mani mi? Öyle ise “bu kitapta indirilene iman edin” diyeceğiniz Kur’ân’ın dörtte biri neden adaleti emrediyor?

Bilhassa dindar görünümlü iktidardan samimî adalet istemek o iktidar döneminde iman hizmeti yapmak isteyenlerin hizmetine mani mi olur yoksa önünü mü açar? 

Yoksa aslında sizin meseleniz başka mı? 

Vicdan sızlatan bu gidişata “dur” diyenlerin sesi sizin de vicdanınızı rahatsız ediyor da nefsinizin konforunun bozulmaması için altınıza izolasyon maddesi mi arıyorsunuz? 

Boşuna. Bediüzzaman’dan sizin nefsinize minder de kılıf da çıkmaz. 

Zira o bir iman ve adalet abidesidir. Takipçileri de…

Okunma Sayısı: 4992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Osman Nuri

    3.12.2017 21:14:20

    Ahmet Hocam, Allah razi olsun hislerimize tercuman olan bir yazi. Bu kadar nurcu bu zulme seyirci ve hatta bazilari siddetli destekcisi ve taraftari iken kendimizden hatta risale i nurdan nurculardan suphe eder hale gelmistik. Yeni Asya nin ve şahsinizin, şahsi manevinizin; Hakk'kın hatirini ali tutan ve "hakiki nur talebelerini" "kendini nurcu zanneden çakma nurculardan" ayirmamizi da saglayan bu yazi icin binler tebrik ve tesekkurler. Rabbim ebeden razi olsun.

  • Abdullah

    2.12.2017 13:42:02

    Allah (CC) sizi bu hak yoldan biran bile ayırmasın inşallah. Amin

  • Demokrat

    2.12.2017 11:18:05

    Hem avama hem havasa hitap eden didaktik bir yazı...

  • Abdullah TUNÇ

    2.12.2017 11:18:02

    Risale-i Nurdan kaynaklanan ve tamamen Risale ölçü ve prensiplerine dayanan siyasi görüş ve düşüncelerimizi, beğenmeyip karşı çıkanlar;Risale-i Nur'un siyasi ve içtima-i meselelerini bilmiyorlar.Bunların ölçüleri Risale-i Nur'un düstur ve kaideleri değildir.Ölçü, indi ve hevesi görüşleridir. Bunlar Risale-i Nur'un siyasi ve içtima-i meselelerini okumuyorlar. İçma-i tavır ve söylemlerinden bunu rahatlıkla anlıyoruz. Eski said ve üçüncü said dönemi siyasi yazı ve beyanlarına bir baksınlar,dikkatla okusunlar, gerçeği göreceklerdir. Eski Said siyasilere daime,hak,hakikat ve adalet dersini vermiştir. Üstat,Üçüncü said döneminde rahmetli menderese adalet-i mahza dersini vermiştir.Ey siyasi ve içtima-i istikameti kaybedenler, kendinizi düzelteceğinize, müstakim olan insanlarla uğraşıyorsunuz. İftira ve karalamalarla Yeni Asya'nın mensuplarını lekelemeye çalışıyorsunuz.Sizlerden hayır beklemiyoruz. Gölge etmeyin yeter.

  • Gündüz Alp

    2.12.2017 11:10:53

    Tenvir edici, uyarıcı ve dahi (uyanırlarsa) uyandırıcı yazılarınız için teşekkürler muhterem hocam. Zorlama tevillerle hakikatin rengi de mahiyeti de değişmez. "Tebeddülü esmâ ile hakâik (hiç) değişmez." "Dindar iktidar" yahut "dindar görünümlü iktidar" argümanı ve siyasal İslâmcılık ideolojisinin derde deva olamayacağını (biliyorduk fakat yaşamak gerekiyormuş ki) menfi, menfaatçi ve merhametsiz düsturları ile bizzat yaşayarak da görmüş olduk. Maddi-manevi pek çok tahribatı netice veren "dindar iktidar" döneminin şu zulümlü ve vahim gidişatından hâlâ vicdanlar sızlamıyorsa söylenecek söz bulamıyoruz. Zira sözün bittiği noktadayız. Hem HERKESTEN EVVEL, HİZMET-İ İMANİYEDE BULUNANLARIN HAK, HUKUK VE ADALET TALEBİNDE HERKESİN ÖNÜNDE OLMASI gerekmez mi? Saygılarımla.

  • g@L!p

    2.12.2017 08:48:25

    İman hem nurdur hem kuvvettir. Allah kuvvetinizi daim etsin.

  • Ramazan çalışan

    2.12.2017 06:59:55

    Bugünlerde en çok düşülen hatalardan biri "YANLIŞ SORUYA DOĞRU CEVAP" Verme gayreti. Halbuki yanlış yoldan doğru hedefe varılmaz.hedefe ulaşmak için, doğru yolu bulmak lazım.Hedefe ulaşmak için yola çıkan niceleri vardırki,yanlış yollarda dökülüp kalmışlardır.Yarabbi bize dinini doğru anlayan,doğru yaşayan kullarından eyle.AMİN

  • Ali Tam

    2.12.2017 04:13:33

    Madem Dünya fanidir Dar-i Beka adalettir, zira adalet fani degildir daimidir. Tevhid Dini, Hanif Din, Ibrahimvari Lâ uhubbil afilini gerektirir. Hanifen Müslimen= Ha Mim Faniyim fani olani istemem hakikatidir temeli. Her Hutbede duyariz: Innallahe ye'muru bil ADL... ila ahir... Allah c.c beka yolcusunun yolunu bu emir ile tayin ediyor... Adaleti sec ki saadetli, faziletli, dogru yollu, adaletli bekaya eresin... Adalet talebine düsman olan basini örse vurup kiran bir AHMAKTIR! Basta Nur kizimiza sonra onunla beraber mazlum maznunlar icin ADALETi isteyecegiz.Insi ve cinni dilsiz seytanlarin serrinden Allaha siginiriz. Vallahi özellikle insanlardan ve sonra cinlerden olan seytanlardan zerre kadar korktugumuzdan degil Allah istiane/siginma istememizi emretti diye siginiriz diyoruz. Acziyet beyani veya korku olarak algilanmasin. Bütün korkusunu Allah'a harcayan bir Peygamber-i Zisan ASM'in has bir ümmeti neden korkabilir ki?

  • Cemil

    2.12.2017 00:06:53

    Dilsiz şeytan olmadığınıza şahit olduk. Mahkeme i Kubra da da şahitlik yapacağız.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı