"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Camideki savcıya ikazımızdır

Ahmet BATTAL
05 Eylül 2017, Salı
Son yazımızı, geleceğin Diyanet İşleri Başkanının dilinden personeline hitaben dökülmesini istediğimiz şu cümlelerle bitirmiştik:

“Bir de ey muhterem kardeşler, siz devlet değilsiniz, kendinizi de bizi de devlet yerine koymayın. Devlet suçluya ceza verir. Sizin vazifeniz ise devletin suçlu dediklerine ceza vermek değil başta nefsiniz olmak üzere herkesin ıslahını istemek ve bunun için gayret etmektir.” 

Bu yazıdan hemen sonra bir hayalî savcıyla camide hayalî bir sohbetimiz oldu. Islaha dair vazifeler konusunu, o sohbetten de faydalanarak, bazı sorularla açalım: 

Önce şunu düşünelim: Yukarıdaki cümlelerimizde yer alan tesbitlerimiz ve taleplerimiz doğru mudur? 

Adi ya da siyasi bir suç işlediği iddia edilen herhangi bir kişiye karşı devletin ve fertlerin bakışı ve yaklaşımı daima aynı mı olmak zorundadır? 

Devlet bu kişiyi suçlu bulup cezalandırınca devletin vatandaşları açısından da bu kişi her hâlükârda kesinlikle suçlu mu sayılır? Yani devletin hükmü hakkında tereddüt etmek yasak mıdır? Devletin hükmünü yanlış ya da haksız bulmak suç mudur? 

(Unutmayalım ki devletin “suçlu” dediğine “masum” deyip onun hakkını savunmakla, devletin “masum” dediğine “suçlu” deyip bizzat ceza vermeye kalkmak tamamen farklı iki duruştur. Birincisi devlette hukuk aramaktır, ikincisi ise devleti tanımamaktır. Bu arada Oscarlı meşhur “Yeşil Yol”u da hatırlatalım.). 

Devletin hükmünü doğru bulan bir kişinin devletin suçladığı kişiye karşı yapması gereken nedir? 

Mesela vatandaşın görevi o “suçlu”yu her gördüğü yerde suratına tükürmek midir? O “suçlu’nun her adı anıldığında hakkında hakaret ve gıybet etmek midir? 

Yoksa “mü’minler ancak ve sadece kardeştir” mealindeki İlahî ikazın gereği olarak ifade edilmiş olan şu hükme ve emre uymak mıdır:

“Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, lütufla ıslahına çalışır.”

Devletin suçlayıp cezalandırdığı kişi görünüşte mü’min ise, bizim, onun münafık olup olmadığını da araştırmak ve araştırmamız sonucunda verdiğimiz hükmü kesinleştirip genelleştirerek muhatabımızı münafıklıkla damgalamak hakkımız var mıdır? 

Damgalasak bile, münafık olduğuna vicdanen hükmettiğimiz bir kişinin kalbinin mühürlendiğine ve dolayısıyla ıslah kabiliyetini kaybettiğine mi inanacağız? 

Hem şu sorular da var:

Tahakküm (zor kullanmak) kimin yetkisi ve görevidir? Tahakkümle ıslah mümkün müdür? Islahı mümkün olan bir kişiye bugünkü devletin vereceği cezanın onu ıslah etme ihtimali ne kadardır? Bilhassa kendi kendisinin suçlu olmadığını bilen ve buna inanan bir kimse, hak etmediğine inandığı bir ceza ile ıslah olur mu? Devletin “suçlusun” dediği ama vicdanen mahkum edemediği bir kişi ıslaha muhtaç kişi midir?

Münafıkları bile ıslah ancak lütuf ve kavlileyyinle olacaksa, suçluları ıslah da vatandaşların onlara lütuf ile davranmasını gerektirmez mi? 

Hem, devletin kendince cezasını verdiği bir suçluya ayrıca bizim de intikam emeli beslememiz bize ve ona ne kazandırır? Bu duygu caiz midir? 

Görüldüğü gibi bu sorular aslında cevabı kolay olan sorulardır ve vatandaşın kendisini devletin yerine koymasının saçmalığını net olarak gösteriyor.

Şimdi de girişteki hükmümüze yardımcı olacak bir soru ile konuya devam edelim. 

Baştaki cümlede yer alan “kardeşler” kimlerdir? Yani kimlerin kendisini “devlet” yerine koyma riski vardır ve baştaki ikaza muhtaçtır? 

Mesela kızının ve damadının “...öcü” olduğuna inanan emekli avukat baba, -bir hukukçu olarak kafası ve gönlü tatmin olmasa da- devletin vereceği cezaya razı oldu diye aynı zamanda o evladını evlatlıktan reddetmek ya da ilelebet suçlu görmek zorunda mıdır?

Mesela başka bazı dindar hakim ve savcılarla bir camide bir sabah namazı sonrasında toplantı yaparak darbecilerle mücadelenin hukuki yolunun nasıl olması gerektiğini konuşan ve onları ikna eden dindar savcıya bakalım. O savcı başka bir yatsı namazından sonra, sizden duyduğu, “cami cemaatinin suçlular hakkındaki görevinin lütufla ıslaha gayret etmekten ibaret olduğu” fikrini reddederse ona ne demek lazım?

Şöyle desek:

“Çık camiden, gir devlete; çık devletten, gir camiye. Camide lütufkâr mü’minsin, devlette mütehakkim savcı. İkisini birbirine karıştırma. Adalet toplantısını da camide değil devlette yap. Hem dinini, mezhebini, cemaatini, fikrini beğenmediğin kişiye sırf bu gerekçeyle ceza veremezsin. Onunla fikren mücadele benim işim. O işe karışma. Beni de kendi işine karıştırma!”

Yaa, işte böyle, ey benim hayali arkadaşım...

Okunma Sayısı: 6047
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Adil Battal

    6.9.2017 20:27:15

    Yine hayal gücünüz, gündeme tam isabet etmiş. İnsanlar hapiste çürümektense, çocuklarını medya önünde evlatlıktan reddebilirler. Aynende, maneviyatını hapsetmektense, istifa edebilirler. Acı olan medyanın bunu ihlâslı ve ihlasla göstermesi. hakikati araştırmak yerine, gördüğüne inanıp taklit etmek bence taklidî iman gibi bir durum. Alışmışız belkide hayatımız boyunca taklit edip söz dinlemeye. Sizlerde olmasanız ...

  • A. AYDIN

    5.9.2017 14:00:43

    Ne kadar yerinde tespitler... Evet "El ile düzeltmek devletin, dil ile düzelmek alimlerin, kalben buğzetmek ise avamın vazifesidir" İ. Gazali. Hem tarihte nice büyük adamlar var ki (Hallacı'dan, Hazarfen'e) devletler idam etmiş, tarih ise onları yüceltmiştir. Demek devlet ile tarihin hükmü her zaman örtüşmeyebilir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı