"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çocuk garson olmaz!

Ahmet BATTAL
20 Mayıs 2017, Cumartesi
Hakikaten, çocuktan garson olmaz. Zira çocuk çocukluğunu yaşamalı. Çocuktan işçi de olmaz. Milletler arası anlaşmalar da kanunlar da yasaklıyor.

Çocuktan sadece öğrenci olur. Öğrenci belli vakte gelince staj yapar. Turizm okuyan çocuk, stajda garsonluk da yapar…

Şimdi yukarıdaki cümleleri Fransızcaya çevirelim.

Zorlanacağız. Zira Fransızcada garson (garçon) çocuk demek. Hatta delikanlı demek.

Bu garip girişi neden yaptık?

Bilhassa dinî metinlerde, tercümeye ve meale gereğinden fazla değer verenleri ikaz etmek için.

Bu bir furya, zaman zaman artıyor.

Kişi haddini bilse mesele yok da. Bu asırda hadler aşılmış. En az bilinen şey sınırlar.

Dil yaşayan bir varlıktır denir. Elbette doğrudur. Ama dil kendi başına bir varlık değildir. Her dilin kendisine ait bir sahipler kitlesi var. O sahiplerin bir düşünüşü ve tefekkürü var. Dilin de o tefekkürden çıkan bir kavrayış gücü var.

O sebeple denilir ki: “Bir dildeki bir kelime (kelâm) ile aynı dildeki ya da başka bir dildeki başka bir kelime (kelâm) asla tamamen aynı anlamlara gelemez. Gelebilecek olsaydı o kelimeye ihtiyaç olmazdı.”

Hatta bundan yola çıkarak ve belki abartarak bazıları diyorlar ki “yeryüzündeki insan sayısı kadar dil var, çünkü her insanın siması ve kalbi gibi düşünüşü de farklı”.

Malûm, Kur’ân’ın da bildirdiği üzere dil farkı da ırk farkı ve diğer fıtrî farklar gibi ve bu fark da Allah’ın âyetlerinden.

Fark aynı zamanda üstünlük müdür?

Meselâ kültürlerin birbirlerinden farklı olduğu söylenebilir. Ama bir kültürün diğerinden üstün olduğu söylense bile bu ikisi neye göre mukayese edilebilir ve aralarındaki üstünlük nasıl ispat edilebilir?

Dillerin birbirinden çeşitli ölçülere göre üstünlüğünden bahsedilse dahi bu üstünlük o dili konuşana bir üstünlük verir mi?

Ya da üstün bir dili bilmek bir üstünlük sebebi midir yoksa ağır bir sınav sorusu mudur?

Meselâ ağır sayılabilecek dinî metinleri ihtiva edebilen bir dili bilen kişiyi düşünelim. Bu kişi o dinî metinleri dinleyip okuyarak anlayabilir olunca bu onun için her halükârda bir kazanç mıdır yoksa bir sınav ve bir ek risk midir?

Meselâ o dinî metinleri okumaktan vazgeçerse, anlamada ve mânâda sığlaşırsa.

Meselâ dinlediklerine yanlış mânâ verirse.

Meselâ, öğrendiklerini, hazmetmek için değil de eleştirmek ve reddetmek için öğrenmeye başlarsa.

Zor değil mi?

O halde dille övünmeye gerek yok. “Dilimiz iyidir” o kadar.

Biz de iyi miyiz? O mizanda belli olur.

Okunma Sayısı: 1678
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı