07 Haziran 2011, Salı
Geçen gün, meslekî ve yarı bilimsel bir toplantıdaydım. Rekabet Kurulu üyesi M. Akif Ersin’in emekliliği münasebetiyle yapılan toplantıda Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun hikâyesi de anlatıldı.
Konuşmanın bir yerinde, salondakiler, bendeniz dâhil, kahkahalarla güldük. Ancak ben, kahkahadan hemen sonra, gülmek yerine ağlamak gerektiğini hissettim.
Bu gün, sizinle bu hissimi paylaşacağım.
Önce, bizi güldüren olay:
O yıllarda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan Ersen Yavuz anlatıyor:
Sene 1994, Bakanlığın hazırladığı “Rekabet Kanunu Taslağı” Bakanlar Kurulundan geçip tasarı olmuş, TBMM’deki komisyonlardan geçmiş, ama genel kurulda görüşülemiyor. Zira muhalefet partileri görüşmeleri uzatıp süreci olabildiğince tıkıyorlar.
Bir kanunun “makul biçimde” geçebilmesi için önce parti gruplarının mutabık kalması gerekiyor.
ODTÜ’lü genç bir mühendis olan ve “Ekonomik Demokratikleşme Paketi”nin de mimarı olan SHP’li (Sosyaldemokrat Halkçı Parti) bakan Mehmet Tahir Köse, muhalefetteki MHP’nin grup başkan vekiliyle görüşüyor ve onu ikna ediyor.
Ama Refah Partilileri ikna edemiyor.
Bir gün aklına bir çözüm geliyor:
Müsteşarı Ersen Yavuz’a diyor ki; “Gel bundan sonra meclisin mescidine Cuma namazına gidelim ki Refahlılarla arayı ısıtalım”.
Müsteşar, “Bu kanun için illa namaz kılınacaksa Bakanlığın mescidinde kılalım, duayı da buradan yaparız” deyip teklifi reddediyor.
Ama Bakan Köse çözümünü kendisi uyguluyor ve Mecliste kıldığı Cuma namazları sayesinde bir iki ay içinde Refahlıların gözüne girmeyi başarıyor.
Kanunu meclisten mutabakatla geçirme teklifini Refah’a yeniden iletiyor.
Refahın kurmayı Şevket Kazan konuyu değerlendiriyor ve kurmaylarına dönüp “‘Bu kanun memleketin faydasına olacak’ dediğine göre doğru söylüyordur, istediğini yapalım, Müslüman adam, yalan söyleyecek değil ya!” diyerek talimatını veriyor.
Kanun da Meclisten, yaklaşık elli milletvekilinin katıldığı görüşmelerde ve “oku-oyla” yoluyla üç saatte geçiyor.
Olayı dinleyen bizler de kahkahadan kırılıyoruz.
Sizce neden güldük?
Mesele sadece “yasama faaliyetlerinin kalitesi” ya da kalitesizliği mi?
Hayır, mesele dinin siyasette istimali ve istismarı. Hatta buna “Dinin siyaset için yeniden imali” de diyebilirsiniz.
İşte, siz de orada olsaydınız, bunu düşündüğünüzde, gülmelere ağlayacaktınız.
Bazılarınız “ne var bunda” diyebilirsiniz.
O zaman şunu da düşününüz:
M. Akif Ersin, bu kanunlaştırma sürecini hikâye ederken, Türkiye’nin önde gelen sanayi koçlarından olan bir grubun, bu kanunun mümkünse çıkmaması ve çıkacaksa da bu grup lehine bir kanun olarak çıkması için hayli gayret gösterdiğini anlattı.
Daha da ilginci, sekiz on milletvekilinin genel kurulda bu baskı grubu lehine değişiklik önergesi verdiğini yani Mecliste onların temsilcisi gibi hareket ettiğini de anlattı.
Kendisinin ve bir avuç bürokratın bu gayretleri teşhis edip mani olmaya çalıştığını ve hatta kısmen başardığını da nakletti.
Neden böyle oluyor?
Kanaatimce demokrasi eksikliğinden.
Eğer milletvekilleri ve siyasi partilerin yöneticileri demokrasiye değer veriyor olsalardı, Bakanları mescitte değil Mecliste ararlardı.
Eğer milletvekilleri demokrasiye değer veriyor olsalardı, ne “Köse Bakan”ın ağzına bakarlardı ve ne de “Şevket Kazan”ın “dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan” aklına uyarlardı.
Eğer milletin ekseriyeti sağlam demokrat olsaydı, ne onlara oy verirdi ne de onların torunlarına.
Böylece milletin kaderi hakkında söz söyleme işi, baskı gruplarından kolaylıkla etkilenen bir avuç bürokrata ve—bilinmez ne hatırına—onlara direnen diğer bir avuç bürokrata kalmazdı.
Elhasıl; kuvvet kanunda olmalı, kanun da milletin vekilinin kalbinden çıkmalı.
Ama bunun için, liderler ya da önderler değil, önce vekiller “milletin kalbinden” çıkmalı.
Ya şimdi nasılız? Kalbinizi yoklar mısınız?
Okunma Sayısı: 2641
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.