"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hem çukur, hem ambar!

Ahmet BATTAL
23 Şubat 2019, Cumartesi
Çoktandır biz yazmak istiyorduk. Ama meğer zaten yazılmış hem de akademisyen kalemiyle. O halde aktaralım.

Bianet.org’un haberinin bir kısmı şöyle: 

Akademisyen Aksu Akçaoğlu’nun kitabı “Zarif ve Dinen Makbûl: Muhafazakâr Üst-Orta Sınıf Habitusu”, AKP iktidarının inşa ettiği yeni muhafazakârlık kavramını, bu bağlamda orta sınıfın değişen hayat tarzlarını, sembolik ürünler piyasası ve muhafazakâr habitusun sosyal analizini ortaya koymayı amaçlayan, kapsamlı bir çalışma. Doktora tezinden kitaplaştırılan bu çalışmanın merkezinde, Ankara’nın sembolleşmiş mahallesi Çukurambar’ın dönüşüm süreci ve burada yaşayan muhafazakâr kesim yer alıyor. 

Bu yeni ve pek alışık olunmayan hayat tarzı en başından beri hem laik, hem de muhafazakâr çevrelerin eleştiri odağı oldu. Bu eleştiriler aşırı ve lüks tüketimle (lüks otellerdeki açık büfe iftarlar gibi) kadınların moda düşkünlüğüne yönelikti ve genellikle dindar toplumun özelliklerinden, dinî kültürden uzaklaşıldığı üzerinde duruluyordu… 

Muhafazakâr orta sınıfın bir diğer belirgin özelliği ise “devlet temelli düşünme” olarak ifade edilebilir. Bu bağlamda AKP ile aralarındaki kuvvetli bağa dikkat çekmek gerek. Erdoğan’ın güçlü liderliğine duyulan inanç ve bağlılık, onun sosyal kökeniyle de bağdaştırılabilir. “Siyasî çalkantılarla geçen son beş yıl, muhafazakârlığın güzergâhında dönüşüme yol açtı: Muhafazakâr demokrasi, muhafazakâr otoriteyle yer değiştirdi.”

“Zarif ve Dinen Makbul”, siyasal otoritenin yarattığı orta sınıf metamorfozunu göz önüne seriyor. Geçmişten günümüze uzanan süreçte muhafazakâr kesimin kültürel yabancılaşmasına tanık oluyoruz. Ortaya çıkan sosyolojik portrede, yıkıcılıkla gelen değişimin Yeni Türkiye’nin “Çukurambarlaşması” olduğunu görüyoruz. 

***

“Yıkıcılıkla gelen değişim”i tarif eden bu değerlendirmelerdeki iki hususa dikkatinizi çekelim: 

Birincisi “devlet temelli düşünme”. 

Yani muhafazakârlar sivil düşünme imkânlarını ve ortamlarını kaybetmişler. Devletleşmişler. 

Kendileri devlet mi olmuşlar yoksa devlet mi onları ele geçirmiş, o ayrı soru. Bu devlet bahçeli mi bahçesiz mi o da ayrıca tartışılır. 

Ama Çukurambar’dakilerin devleti nereye çektiğini göstermesi açısından semtin adı müthiş önemli.

İkincisi “Muhafazakâr demokrasi, muhafazakâr otoriteyle yer değiştirdi” iddiası.

Elbette “Muhafazakâr Demokrasi”nin kitabını yazan Bekir Berat Özipek gibi samimî dostlarımız, belki de, başka delillerin de yardımıyla, bu iddianın aksini de savunabilecektir. Okuyup göreceğiz. Ama bu iddia bizce de doğru.

Muhafazakâr demokrasinin muhafazakâr otoriteye teslim ve hatta kurban edildiği semtin adı ise büyük bir tesadüf (!) olarak Çukurambar.

On altı senede Türkiye’yi “çukur”daki bu “ambar”a tıkanlar da sebep olanlar da utansın bu sonuçlardan.

Not  1: On altı senede AKP’den de Çukurambar’dan da uzaklara -hatta İstanbul’a- kaçıp fikrini ve fikrin namusunu kurtaran Anayasa Hukuku hocasına ve dostlarına da buradan selâm olsun…

Not 2: 30 Eylül 2010 tarihli yazımız dindarların Ankara sevdası hakkındaki bu çukurlaşma risklerini anlatıyordu. Dileyenler bu linkten okuyabilir: 

http://www.yeniasya.com.tr/2010/09/30/yazarlar/butun.htm

Not 3: Yarın yani 24 Şubat Pazar günü saat 11’den itibaren İstanbul Yeşilköy’deki Havaalanı’nın yakınındaki Pullman Otel’de Yeni Asya’nın 100. yılına hazırlık programında tüm dostlarla ve onların dostlarıyla buluşmayı ümit ve arzu ediyoruz. Dâvetlisiniz.

Okunma Sayısı: 2057
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    23.2.2019 14:56:55

    Çukurambar'ı bilmiyorum. Hiç gitmedim. İktidarı ve gücün sayesinde lüks, israf, kibir, tahakküm...gibi menfi/olumsuz şeylerin neşvünema bulduğu bir yer ise 'mevcudu muhafaza' için 'muhafazakâr' olmaları gayet doğal. Zaten ülkenin, demokrasi ve hukukun öyle muhafazakârlara değil tam sivilleşmiş, demokrasi bilinci ve kültürüyle donanımlı vatandaşlara ihtiyacı vardır. Gerçi yeni sistemde makbul vatandaş, 'muhafazakâr' ve 'itaatkâr' olandır. Demek 'Çukurambar' bu anlamda sembol bir isim olmuş. Fakat ben, 'Çukurambar Türkiye'si değil, demokrasi ve hukukun bütün kurallarıyla ve uygulamalarıyla hakim olduğu, toplumsal barış ve huzurun, refah ve mutluluğun, adaletin, hürriyetin, insan haklarına riayetin olduğu, güçlü, saygın ve sözüne itibar edilir bir Türkiye istiyorum. Hem lüks, israf ve kibir ile terakki etmiş bir yönetim, millet ve ülke var mı? Varsa eyvallah!

  • Gündüz Alp-2

    23.2.2019 14:41:38

    Henüz sivilleşememiş, demokrasi bilinci ve kültürü yeterince oluşmamış bir toplumda, 'muhafazakârlık' ideolojisini dinin ve dindarın yerine ikame etmeye çalışmakla demokrasi ve hukukun üstünlüğünü devlet ve millet hayatında hakim kılmak bir hayli zor görünüyor. Delil mi? İşte yaşadıklarımız. Siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda nereye bakarsanız bakınız, 'iyi oldu' diyebileceğimiz bir şey kaldı mı? Demokratik parlamenter rejim, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, millet hakimiyetinin merkezi olan Millet Meclisi bile tekelci sisteme kolayca feda edilmedi mi? Üstelik bunu yaparken dahilden ve hariçten gelen onca ikazları, Uluslararası Rapor ve Endeks çalışmalarının sonuçlarını bile kaale almadılar. Fransız bilmem kaçıncı Lui'nin 'devlet benim!' demesi gibi kendini devlet ile özdeş gören bir ideolojinin taht-ı riyasetinde yol alıyoruz. Yanlışında bile 'hikmet' arayan, sararıp dalından kopmuş yapraklar misali iktidarın rüzgarına kapılmış kitleler.

  • Gündüz Alp

    23.2.2019 14:23:25

    Sayın Battal, 'Muhafazakârlık' bir ideoloji olarak kabul edilirse, onu doğrudan dindarlık, mütedeyyin olmak, Müslüman, Mümin gibi has isimlerle özdeş görmek ve göstermek biraz zorlama olacaktır. Zira özellikle antidemokratik şu süreçte gördük ki, 'muhafazakâr' kesimlerin demokrasi ve hukukun üstünlüğünden ziyade şahsa istinat eden sistemi muhafaza etmeye çalışmaktadırlar. İktidarın verdiği güç, gücün verdiği saltanatı kendi menfaatleri doğrultusunda ya da yaşam tarzlarını kaybetmemek için mevcut tekelci rejimi desteklemeleri onları 'dindar' ya da 'muhafazakâr' yapmaya yetmiyor. Muhafaza edilmesi gereken demokrasi ve hukuk olunca, hiç değilse bu kitlelerin açık yüreklilikle Bediüzzaman gibi "Dindar bir Cumhuriyetçiyim" yahut "Müslüman bir Demokratım" diyebilme cesaretini göstermeleri gerekir, diye düşünüyorum. Her yana çekilebilecek elastiki bir kelime ile her yerde olunabilecek bir tavır sergilemeleri ülkenin demokrasi ve hukuk devleti olmasına katkı sunmaz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı