Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığının hutbe işleri ilgililerini ve bizzat Muhterem Başkanı tebrik ediyoruz.
Önceki gün camilerde hutbe makamında ve saatinde okunan metin yıllardır özlediğimiz ve beklediğimiz ve maalesef yeterince göremediğimizi düşündüğümüz türden bir nasihat oldu. Keşke her iki haftada bir aynı metin okunsa.
Öncelikle linkini verelim:
https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/35759/cuma-hutbesi-sakin-incitme-bir-cani
Başkasını yutmakla beslenen türden milliyetçiliği kökünden kesip atan hadis-i şerif ve ayet-i kerime ile başlayan hitap öncelikle en mühim sosyal yaramızı teşhis ve tedavi reçetelerini verdi.
Camilerimiz ırkçılık belası ile malul zihinlerle dolu. Bunu sosyal hayatta ve siyasette de görebiliyoruz.
Bu kısmı dinlerken çevremize baktık. Bazılarını boynu bükük ve mahzun gördük. Belki de mahcubiyetleri yüzlerine de yansımıştı.
Ardından şu metin okundu:
“Cenâb-ı Hak Kur’an’da beş defa ‘Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez.’ buyurmaktadır. Kur’an-ı Kerim’i kendisine rehber edinen bir mümin, suçun şahsiliği ilkesini unutmaz. Aile, etnik köken, inanç ve mezhep gibi aidiyetleri kötülük işleyenle bir tutmaz. İşlenilen suçu genelleştirerek hiçbir masum cana kıymaz.”
Evet, suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi bu ayetin en önemli manalarından biri.
Hutbe makamındaki vaazda kavgaları kitleselleştirmeyi ve kan davalarını engelleyen bu ayet hatırlatıldı ve suçu genelleştirerek masumların canına kıyma işini yapan kişiler hakkıyla ikaz edilmiş oldu.
Ama bu ayet sadece cana kıymayı değil aynı zamanda bu gerekçeyle yapılan her türlü hak ihlalini de yasaklıyor.
Dolayısıyla suçu genelleştirerek masumların hakkını ihlal eden ve bunu siyaset ve iktidar hatırına yapan adliye mensupları ve onlara bu yolu gösterip dayatan yüksek yargı mensupları da bu ayetin muhatabı.
Ve metni hazırlayanlar ve onaylayanlar dahil herkes biliyor ki yedi senedir “cemaat eşittir terör örgütü” formülü ile cezalar veriliyor. Bir cemaate mensubiyeti gösteren ve tek tek bakıldığında hiçbiri suç olmayan fiiller birleştirilip teröristliğin delili sayılıyor ve zulmediliyor. Üstelik Hür Dünya’nın ve AİHM’nin konuya bakış açısı da belli.
Metni hazırlayanların, dinleyiciler arasında o cezaları veren hakim ve savcıların da olacağını hesaba katmış olmasını isterdik. Zira onların da vicdanı vardır ve belki ayet onları da harekete geçirip “biz ne yapıyoruz, gelin vazgeçelim” dedirtebilir.
Metnin devamında “Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırtınızı dönmeyin. Birbirinize kin ve nefret beslemeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” ayeti de okundu ve şunlar ifade edildi:
“O halde birbirimizin hak ve hukukuna saygı gösterelim. Farklılıklarımızı en büyük zenginliğimiz bilelim. Ülfet ve muhabbet bağıyla birbirimize bağlanalım. ‘Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.’ ayetinde buyrulduğu üzere yıkıcı değil, yapıcı olalım. Ayrıştırıcı değil, birleştirici olalım.”
Bizim gibi memleketlerde cami cemaatinin farklılıkları kültürel ve siyasi farklılıklarıdır.
Siyasi farklar ve bilhassa terörist damgasının rastgele kullanılması yüzünden kardeşin kardeşle bağının kesildiğini herkes biliyor.
“Madem kardeşsiniz, öyleyse dargın kardeşlerinizin arasını düzeltin” manasındaki ayetlerin emrini bilhassa bu dönemde bu dindarlar arasında kim yerine getirecek?
Cami imamlarına ve din görevlilerine cemaati barıştırma vazifesini bu ayetler vermiş.
Demek Diyanet İşleri Başkanlığına düşen, cami görevlilerinin bu emrin gereğini yerine getirmesi hususunda takipçi ve projeci olmak.