"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rol şaşıran, savcılaşan hocaya ikazımdır

Ahmet BATTAL
25 Kasım 2017, Cumartesi
15 Temmuz vesilesiyle açılan ceza dâvâlarında, masum olduğu açıkça belli kişilere, hem de adliyenin adalet levhası alet edilerek yapılan zulümler, tam gaz devam ediyor.

Bazı kararlar ümitlendiriyor, ama sadece tünelin ucundaki küçük ışık gibi. 

Bu haksızlıklara, hele bir de konuyla doğrudan ilgisi olmayan insanlar, korku belâsıyla ya da medya hipnozuyla neredeyse alkış tutuyor ya… Can sıkıcı. 

Ancak bir grup var ki konuyla ilgileri tamamen var ve üstelik bu konudaki görevleri savcının görevinin tam zıddı, ama savcı gibi davranıyorlar. 

İşte, asıl can yakıcı olan, bunların durumu.   Anlatalım: Savcı suçluya ceza ister. Delilleri bulur, mahkemeyi ikna eder ve suçlunun ceza almasını sağlar. Hukuk budur. (Bilinen hukuk elbette!).

Hüküm kesinleşir, ceza hapis cezası ise infaz başlar. Bu kere infazla görevli hâkimler, savcılar ve memurlar devreye girer ve cezaevindeki suçluyu ıslâh etmeye çalışırlar. Başarırlarsa, o eski mahkûm, artık tövbe etmiş bir masum olarak yeniden toplumun içine karışır. Ne mutlu onlara…

Peki, ceza infaz görevlileri “suçluyu ıslâh” konusunda kimden destek alacaklar? Elbette nasihatçilerden. 

En iyi nasihat ölüm. En iyi nasihatçi ise ölümü ve hesap gününü hatırlatan kişiler ya da şeyler. 

Resmî ve gayri resmî din görevlileri de mahkûmlara nasihat etmekle görevli. İhlâsla yaparlarsa hem kazanırlar hem de muhataplarına kazandırırlar. 

Nasihat için kitap okutmak isteseler en iyi kitap Kur’ân ve aktüel tefsirleri. Ve bilhassa Meyve Risalesi başta olmak üzere Risale-i Nur Külliyatı en mücerreb ilâç. 

Bunlar tamam, ama olaya bakalım:

On Beş Temmuz gecesi ne yaptığının farkında olarak yani kasten ve hatta taammüden millete kan kusturanlara, hak ettikleri cezayı kim verecek? Ve böylece mazlûm masumların intikamını millet ve Hak namına kim alacak? 

Adalet sistemi. Yani savcının talebiyle hâkim.  

Âlâ. 

Pekâlâ, ağır suçluların idamına hükmedilecek olsa infaz öncesi dinî telkini kim yapacak? Hocalar.

Peki, onlar müebbet hapis cezasına çarptırılacak olsalar cezaevinde ıslâhları için kim gayret edecek? Yine hocalar. 

Gerçekten suç işlemiş olan bu grubu şimdilik tümüyle bir kenara bırakalım. 

Halen önemli kısmı tutuklu olan asıl büyük kitle, terör örgütü üyeliğinden ya da yardım ve yataklık etmekten yargılanıyorlar. Ama bunlar aslında cemaat mensubiyeti sebebiyle suçlu oldukları “iddia edilen” kişiler.

Bunlar “biz mensubu olduğumuz yapının terör örgütü olduğunu bilmiyorduk, masumuz” diyorlar. Somut herhangi bir suça karışmış değiller. Israrla suçlu olmadıklarını savunuyorlar. (Önemli kısmı, cemaat mensubiyetini gösteren somut delilleri dahi ya inkâr ya da tevil ediyor ve bu zayıf tutumları bir çok kişinin hem canını sıkıyor ve hem de gıybete yol açıyor. Bu da ayrı mesele.).  

Ama yine de ceza alıyorlar. 

Şimdi soralım: Bir kısmı görev gereği ve mecburen ve bir kısmı da ihlasla ve dine hizmet düşüncesiyle yıllardır “adi suçluları” ıslâh için cezaevlerine giden hocalar ve onların meslektaşları, acaba bu “…öcü” dâvâlarının sanıklarına ve haklı/haksız mahkûmlarına, fikren ve fiilen nasıl davranacaklar? 

Elbette şefkat ve merhametle, kavlileyyinle. Nasihat budur ve bunu gerektirir. Zira mü’min hoca mü’min sanığı ve mahkûmu sever ve sevmeli. Tahakkümle değil lütufla ıslâhına çalışmalı. 

Oysa bazı hocaların, konuya, intikam duygusuyla ve maalesef savcı gibi yaklaştığını duyuyoruz. 

Üzülüyoruz, hem devlet ve vatan namına ve hem de din ve ahiret namına. Yazıktır. 

Ve buradan, Diyanet İşleri Başkanlığını bu konuda adım atmaya dâvet ediyoruz. 

Rica ediyoruz: Önce o “savcılığa kalkışan” hocaları ıslâh edin ki onlar da devletin suçlu dediği kişilere adam gibi muamele etsinler. “Devlet” olmaya kalkışmasınlar. Suçlu olanları ıslâh etmenin de masum olduğuna inananlarını teselli etmenin de yolu bu.

Aksi halde ceza ezaya (eziyete/işkenceye), adalet de zulme dönüşür. Sorumlusu da gözünü kapatıp kulağının üstüne yatan bütün yetkililer olur. Bizden söylemesi. 

Okunma Sayısı: 3821
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    25.11.2017 11:22:28

    Hukuk ve insani çerçevede yapılması gereken bunlar.Eğer bu yazılanlar tatbik edilirse,hem mağduriyetler azalır,hem de yanlış yapanlar yanlıştan döner ve kanayan bu yaraların kanaması da durur.Bu kritik devrede en az zararla atlatılmış olur. İçerdekiler insani davranışlarla muamele gördükleri için çıktıklarında devletine,milletine sevgi ve saygıyla dolmuş olarak çıkarlar. Yani insanlar kazanılmış olur.Faydalı birere uzuv haline gelir,ders alırlar.Aksi takdirde içine düşecekleri hali insan düşünmek bile istemez.Temennimiz; aklın.mantı- ğın,hakkın,hukukun,adaletin,vicdanın, sağduyunun hakim olmasıdır...

  • Zeliha ozpamukcu

    25.11.2017 02:07:54

    Sadece hocalar mı daha kimler savcıla ğa kalkışiyor maalesef.Korku insanları iyice hakkı göremez hale getirdi. Ama onlarda imtihan olduklarını unutmamalı değil mi?Yine o nasihatcilerede bir nasihatci lazım demek ki

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı