"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur gözüyle kalb

Ahmet DEMİRDÖĞMEZ
14 Ocak 2016, Perşembe
Kalb, vücudun kan dolaşım merkezi. Yürek. Gönül. Her şeyin ortası. Bir halden bir hale çevirme.

Değiştirme ve imanın mahalli1 gibi birçok mana taşıyan çok mühim bir âzâmızdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’da, kalbi “imanın mahalli olan latife-i Rabbaniye”2, “insanın çekirdeği”3, “âyine-i Samed”4 ve “ebedü’l-âbâda açılmış bir pencere”5 olarak nitelendirerek, kalbin çok geniş ve câmî mahiyette olduğunu beyan etmektedir.

Risale-i Nur’da, kalbin tarif ve mahiyeti kısaca şöyledir: “Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı gibi) bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma’kes-i efkârı, dimağdır. Binaenaleyh o latife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o lâtife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet, nasıl ki bütün aktâr-ı bedene mâü’l-hayatı neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesi ile kàimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar. Kezalik o lâtife-i Rabbaniye, âmâl ve ahval ve maneviyatın heyet-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle mahiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır.”6

Risale-i Nur’un bu ifadelerinden anladığımız özet mana şudur:

“Çok câmî ve Allah’ın muhabbetine mazhar olacak kadar nahif ve lâtif bir mahiyette ve ruhun bir duygusu olan kalb, fizikî bedenimizdeki çam kozalağını andıran bir et parçasından ibaret değildir. Kalb, Allah’ın bir ihsan ve ikram eseri olarak bize verdiği vicdandan gelen hissiyat ile dimağdan yani akıldan gelen fikirlerin depolandığı ve şekillendiği bir lâtife, bir duygudur. Kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak iki kanal, iki kutub vardır. Biri, yaratılışta insana takılan hakkın ve doğrunun kıstaslarını taşıyan, hislerin toplamını temsil eden vicdandır. Bu vicdandaki hakka ve doğruya pusula olan hisler, kalbe uzanan ve onu besleyen ana damardır. İkincisi ise dimağdır. Yani hakkı bâtılı, doğruyu yanlışı, zararı ve menfaati temyiz ve tefrik eden ve bunu fikir olarak kalbe ulaştıran ikinci ana damar dimağdır. Kalb doğuşta boş bir sayfa iken, bu sayfayı dolduran iki kalem gibi çalışırlar; vicdan ve dimağ.”7

İnsanın en mühim cihazı olan kalbde en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazifesi vardır. Bu vazife ise iman-ı tahkîkiyle kalbi parlattırmak ve “kalb bir kumandan gibi, insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâif askerleriyle kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakîkat cânibine sevketmek kahramanane maksada yürümektir.”8 Daha öz ifadeyle, iman-ı billâh, marifetullah ve muhabbetullahda terakkî ederek kalbi işlettirmektir. Ve “âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden ‘Lâ İlahe İllallah’ kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir.”9 Yani, “Cüz-i iradenin sarfından sonra insanın kalbine Cenâb-ı Hak tarafından ilka edilen iman nuru”10 kalbi ışıklandırıp kuvvetlendirmesiyle, “bütün mahlûkat üstünde bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i Rabbanî olmaktır.”11

“Aslen ebed için yaratılan ve âyine-i Samed olan”12 “insanın kalbi, Sani-i Kâinatın en münevver ve en câmî bir âyinesi”13 olduğunu beyan eden Risale-i Nur, “Kalbin ihtiyâcât saikasıyla âlemin enva’ıyla, eczasıyla pek çok alâkaları vardır. Esmâ-i Hüsnanın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri, hem de düşmanları vardır. Ancak, Ganiyy-i Mutlak ve Hâfız-ı Hakikî ile itminan edebilir. Ve keza, kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vâhid-i Ehad’den başka merkezinde bir şeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekàdan maada bir şeye razı olmuyor.”14 diyerek, bu büyük kabiliyeti yerinde, veriliş gayesine göre kullanıp onu bir kara kutuya değil, bir pırlanta haline getirerek saadet-i ebediyeye yüzünü çevirmek elzemiyetininin mesajını vermektedir. Çünkü “Merhametsiz siyah bir kalb; kâinatı ağlar, çirkin, zulüm ve zulümat suretinde görür.”15 “Zulmet-i kalb ise, ruh sıkıntısının menbaıdır.”16 Bu sebeple, “İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâmiyet ile iskà edilmekle imanla intibaha gelirse, nurânî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki; onun cismânî âlemine ruh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâb edinceye kadar ateş ile yanması lâzımdır.”17 Çünkü “Kalb imanın mahalli olduğu gibi, en evvel Sâni’i arayan ve isteyen ve Sâni’in vücudunu delâiliyle ilân eden, kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat malzemesini düşünürken, en büyük bir acze maruz kaldığını hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadı; kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. Bu noktalar ise, iman ile elde edilebilir.”18 

Risale-i Nur, “Kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatının genişliği”19 olduğunu da belirtmektedir. 

Risale-i Nur, kalbin mahiyeti hakkında daha başka şu tesbitleri yapmaktadır: “Bu küçük insanın küçücük kalbinde, kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütübhane hükmünde binler kitab kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.”20 “Allah kalbin bâtınını iman ve marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Kalbin zahirini, sâir şeylere müheyya etmiştir.”21 ve “insanın kalbini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapmıştır.”22 “Kalb, ma’kes-i vahy ve mazhar-ı ilhamdır.”23 “Siyah veya pırlanta gibi parlak olan bir kutudur.”24

Risale-i Nur, “İnsanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatıyla konuşan bir şeytanî lisan ve ifsad edilen kuvve-i vâhime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiblerinin ihtiyarına zıd ve arzusuna muhalif hareket edip, melek-i ilham ile o mevkide mübareze ettiklerine”25 dikkat çekmektedir. Bu yüzden insan, kalbinin selimliğini imanla muhafaza etmelidir. Çünkü “Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. 

Bunun çare-i yegânesi: Nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslâh olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa, o kâfirler münafık derecesine iner. Münafık, kâfirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslâh etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır; nifaka inkılâb eder.”26 

Kısaca; o lâtife-i Rabbaniye olan kalbimizi hakikî bir nur-u hayatla yani imanla ışıklandırıp, âmâl ve ahvâl ve maneviyatımızı heyet-i mecmuasıyla canlandırıp, ışıklandırmalıyız ve dünyayı ve mâsivâyı kesben değil, kalben terk etmeliyiz. Çünkü “Mâsivâ fânidir. Fâni olan elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz.”27 “Bu istidada binaen hayat-ı kalbî ve rûhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyât-ı Rahmâniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intâc eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.”28 Yani, fâni, kısa, faidesiz ömrümüz; bâki, uzun, faideli, meyvedar olur. Bizlere ebedî bir saadeti kazandırır.

Velhâsıl: “Makine-i insaniyenin merkezi ve zembereği olan kalbi, işletmekle, sâir letaif-i insaniyeyi harekete getirip, netice-i fıtratlarına sevk ederek hakîkî insan olmalıyız.”29

Dipnotlar: 1- Büyük Lügat, s. 494, 2- İşaratü’l-İ’caz, s. 129, 3- Mesnevî-i Nuriye, s. 188, 4- Sözler, s. 1043, 5-Mesnevî-i Nuriye, s. 193, 6- İşaratü’l-İ’caz, s. 130, 7- Sorularla Risale Sitesi, 8- Sözler, s. 804, 9- Lem’alar, s. 331, 10- İşaratü’l-İ’caz, s. 74, 11- Sözler, s. 496, 12- Age. s. 344, 13- Age., s. 999, 14- Mesnevî-i Nuriye, s. 187, 15-Şuâlar, s. 954, 16- Mektubat, s. 808, 17- Mesnevî-i Nuriye, s. 188, 18- İşaratü’l-İ’câz, s. 130, 19- Lem’alar, s. 36, 20- age., s. 187, 21- Hutbe-i Şamiye. 22- Mesnevî-i Nuriye, s. 24, 23- Sözler, s. 92, 24- Tarihçe-i Hayat, s. 141, 25-Lem’alar, s. 231, 26- age., s. 269, 27-  age., s. 33, 28- age., s. 36, 29- Mektubat, s. 773.

Okunma Sayısı: 964
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı