"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Teknolojiye dokunan Risaleler

Ahmet Tahir UÇKUN
07 Ocak 2013, Pazartesi
Risale-i Nur’dan ‘dokunmatik ekran’a dair bir ders

Yirminci Sözün İkinci makamı “Velâ ratbin velâ yâbisin illâ fî kitâbin mübîn” [Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır. (En’âm Sûresi, 6:59)] âyetinin bir tefsîridir. Bu muhteşem sözün, bu güzelim makamı “Bir kavle göre, Kitab-ı Mübîn, Kur’ân’dan ibarettir. Yaş ve kuru herşey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, herşey içinde bulunur. Fakat herkes herşeyi içinde göremez” ifadesiyle başlayarak, Kur’ân-ı Hakîm’de geçen peygamber kıssalarının günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmelere işaretler, remizler taşıdığını çok da güzel bir dille ispat ve izah eder.
Bu makam, peygamber mu’cizelerinin, insanların bilim ve teknolojide ulaşabileceği en son sınır noktalarını gösterdiğine dair dersler verirken, aynı zamanda bilim ve teknolojiyle uğraşanlar için, bu yönde çalışanlar için deyim yerindeyse ekstra bir motivasyon kaynağı olabilmektedir.
Aynı zamanda Risale-i Nur bu makamda sadece kuru bir modern bilimsel veya teknolojik bakış kurmak yerine, yine mânâ-i harfî ile marifetullah yolunda bu Kur’ânî ifadelere ve mu’cizelere nasıl bakmamız gerektiğine dair ölçüler de içermektedir. İnsanlığa bu teknolojik ve bilimsel gelişmeleri nasıl ubudiyetin ve hakikatın yoluna yönlendirebileceğimizi gösterir. Bu açıdan, Yirminci Sözün İkinci Makamı ayrı bir yazı veya yazıların, hatta kitabın konusudur.
***
Risale-i Nur madem ki “Yaş ve kuru ne varsa içinde bulunan” Kitabın hakikî bir tefsiridir. Öyleyse Kur’ân’ın bazı hususiyetlerinin, özelliklerinin yansımalarını üzerinde barındırması Risale-i Nur’a şüphesiz yakışır. Evet, bu eserler onu dikkatle okuyanların şahit olduğu gibi,—hatta yazıldıktan sonra meydana gelen olayların da şahitliği ile—bazı Kur’ânî özelliklerin izdüşümlerini, gölgelerini yansıtabilmiştir. Bu husus, yine Risalelerde muhtelif yerlerde bir nevî keramet-i Kur’ân olarak, tahdîs-i nimet olarak zikredilmiştir.
Meselâ nasıl ki Kur’ân’da geçen Peygamber mu’cizeleri, yıllar, yüzyıllar sonra oluşan bilimsel keşiflerden, teknolojik gelişmelerden bahsediyor, bir nevî Kur’ân’ın Sultan-ı Ezel ve Ebed’in bir hitabı olduğunu ispatlıyorsa, bu Kur’ânî özelliğin küçük bir yansımasını, küçük bir örneğini, misâlini Risale-i Nur’un bazı bahislerinde bulmak mümkündür.
Nasıl ki zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor. Sanırım, Risale-i Nur’un bazı bahislerini de zaman geçtikçe daha iyi anlayabileceğiz veya daha farklı açılardan değerlendireceğiz.
Bu minvalde iki örnek çalışmayı nazarlara sunmak sanırım yeterli olacaktır:
Birincisi Dr. Hakan Yalman’ın kitaplaşan “Kâinatın Hecesi: Tahavvülât-ı Zerrât Şerhi” isimli çalışmasıdır. Henüz 1930’lu yıllarda yazılan 30. Söz’deki “Tahavvülât-ı Zerrâta dair bir zerre” olan bahsin Kuantum fiziğinde çok sonraları keşfedilen gerçeklere ilişkin nasıl ifadeler taşıdığına dair çok güzel, çok hayret verici sonuçlar bu çalışmada yer almaktadır.
Bir diğer çalışma, Prof. Nureddin Abut’un, özelde ism-i Kayyum’a dair yakın zamanda verdiği konferanslarda bizlerle paylaşmış olduğu güzel çalışmasıdır. Bu çalışma, Risale-i Nur’un şaheserlerinden olan 30. Lem’a’daki ism-i Kayyum’a dair 6. Nükte’nin, bilim dünyasını epeydir meşgul eden CERN deneyinde bulunan parçacığa ve daha bir çok atom altı parçacık fiziğine dair gelişmelere işaretler ihtiva ettiğini şaşırtıcı biçimde ortaya koyuyor. Yine Nureddin Abut’un ifadesiyle “Bilim geliştikçe Risale-i Nur’daki ifadeler görsellik kazanıyor!”
Bu durum gösteriyor ve ispat ediyor ki, Risale-i Nur hakikaten ilham-ı İlâhî olarak Bediüzzaman’a ihsan edilmiş eserlerdir. Bediüzzaman’ın sırf kendi fikriyle, muhteşem bir deha bile olsa aklıyla bu gelişmeleri yazmış olması imkân dışındadır.
***
Peki, bu bilimsel gelişmelerin dışında hayatımıza doğrudan müdahale eden teknolojik gelişmelere de Risale-i Nur’da işaret edilmiş midir? Bu soruya cevap ararken zihnim çok eskilere, 20 yıl kadar öncesine gidiyor.
Bir Risale-i Nur dersine hayal meyal konuk oluyorum tekrardan. Orada okunan eserde “telsiz telefon” şeklinde bir ibare geçiyor. Okuyan kişi, araya virgül koyarak, ifadeyi “telsiz ve telefon” manasına gelecek şekilde okuyor.
Bir zaman sonra aynı ifadeyi ben de okuyorum. Ama artık araya virgül koymak ihtiyacı duymuyorum. Çünkü artık cep telefonları piyasaya çıkmış! Rahatlıkla anlıyorum ki “telsiz telefon” ifadesi iletişim kurarken tel vs.. kullanmadan çalışan cep telefonlarına işaret ediyor.
Evet, 28. Lem’a’da ve Âyet-ül Kübra’da manevî iletişimi ifade için kullanılan bu ifade, yazıldığı dönemde henüz keşfedilmemiş olan cep telefonlarına işaret etmekteydi. Adeta zaman Risale-i Nur’da geçen “telsiz telefon” ibaresini cep telefonu ile tevil ediyordu.
***
Geçen gün yine bir Risale-i Nur dersindeydim. Gerek günün yorgunluğu, gerek kafamın karışıklığı sebebiyle namazla ilgili okunan derse konsantre olamamışım her halde. Çünkü yanımdaki genç kardeşimin cep telefonu ile ilişkisi dikkatimi çekmişti. Bu hal, şu günlerde derslerde sıkça rastlanan bir durumdu maalesef. Yeni moda olan dokunmatik ekranlı telefonunda baş parmağını kullanarak birşeyler yazıyor olmalıydı. Tam o sırada, şu cümle okundu:
“Adeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümâtını dağıtır ve o hercümerc-i dünyevîyedeki karma karışık perişaniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir.”
21. Söz, 1. Makamın sonunda geçen cümle ve içindeki “...düğmesine dokunması...” ifadesi bir anda zihnimde şimşek gibi çaktı.
Toparlandım, önümde ekrandaki sanal düğmelere dokunan bir genç vardı. Dikkat ettim, Risale-i Nur “düğmesine dokunması” diyordu, evet! Halbuki normalde elektrik “düğmesine basılır”dı ya da “düğme, anahtar çevrilir”di. Ama Risale-i Nur, “düğmesine basıyor, düğmesini çeviriyor” demiyor, “düğmesine dokunuyor” diyordu.
“Fesübhanallah...” dedim, hayret ettim. “Galiba Risale-i Nur hayatımıza epey hızlı giren bu küçük teknolojiye de işaret ediyor” diye düşündüm. Dersten dönüşte, hemen bilgisayar yardımıyla bu tarz başka ifadeler araştırdım. Yine hayret ettim, bir çok yerde düğmelere dokunmaktan söz ediliyordu. Meselâ;
“Güya onun kırılması, dünyayı ışıklandıran büyük elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşandı.” (23. Söz, 2. Nokta)
Hadi bu ifadeleri dokunmatik ekrana işaret olarak saymasak bile, aşağıdaki ifadeleri dikkatle okuyunca bu ilham-ı İlâhî olan eserlerin bir dokunmatik ekrana dokunmadığını kim iddia edebilir:
“Hem nasıl ki, intizam sırrıyla bir koca sefine veya tayyareyi bir parmağı düğmesine dokunmakla harekete getirmesi, bir saatin zembereğine anahtarla parmak dokunmasıyla harekete girmesi derecesinde kolay ve rahattır” (15. Şuâ, 2. Basamak)
Şahsen hiçbir şüphem kalmadı ki, bu da bir ilham-ı İlâhî, ihsan-ı Rabbanîdir. Yazıldığı dönemde bırakın bilgisayar ekranını, televizyonun bile olmadığını düşününce, şaşırmak kalıyordu insana...
Üstelik, dokunmatik ekrana sadece teknolojik bir gelişme nazarıyla bakılmıyordu. Olması gerektiği gibi hikmet nazarıyla bakılıyordu. Yani dokunmatik ekrandan yola çıkılarak “Kudretin herşeye birtek şey gibi kolayca hükmettiği” gibi büyük ve aklı zorlayabilen bir kanun-u İlâhiye, intizam kanununa örnek veriliyordu. Bizim bu dersi anlayabilmemiz geçmişe göre artık daha kolay, çünkü dokunmatik ekranla neler yapılabildiğini bizzat görüyoruz, hakkalyakîn müşahade ediyoruz.
***
Daha fazla uzatmaya gerek yok...
Anladım ki, Risale-i Nur gibi bir Kur’ân tefsirini okuyabilmek şükrünü eda etmekten aciz olduğumuz bir nimet.
Anladım ki, Risale-i Nur zamanla daha da farklı ufuklar açacak önümüze... Daha farklı nice imân dersine vesile olacak ileride...
Yeter ki; kalbimizi ve aklımızı bu Kur’ân nuruna açık tutalım. Yeter ki, okuduğumuz bu Nurların, kalbimize ve aklımıza dokunmasına izin verelim.

Okunma Sayısı: 2613
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • hakan dogan

    7.1.2013 00:00:00

    Bende hep bu bölümün hangi vasıtaya işaret ettiğini merak etmişimdir.Üstad sanirim perdeyi yirtmamak adina kisa kesmiş..Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Ve bindiği merkebi ve himarı ise; ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi; dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut...... (sükût lâzım!) 5.şua

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı