"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

''Terlemeyi engellerseniz ölüm dahil birçok problem çıkabilir''

03 Temmuz 2018, Salı 18:15
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklığı bazı il ve ilçelerde 46 dereceye ulaştı.

Meteoroloji 15. Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi genelinde geçen hafta 40 derecenin altında seyreden sıcaklık pazar gününden itibaren 6-7 derece yükseldi.

Sıcaklık Diyarbakır, Şanlıurfa ve Siirt'te 43, Batman'da 44, Şırnak'ın Cizre ilçesinde ise 46 derece olarak ölçüldü.

Sıcaklığın mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi yaşamı olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaktan bunalan vatandaşlardan bazıları gündüz açık alanlardaki gölge mekanlarda zaman geçirirken, geceleri ise damda uyumayı tercih ediyor.

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yaşayan Sıtkı Kaya (67), bu yıl sıcaklığın geçmiş yıllara orana daha yüksek olduğunu söyledi.

Sıcaktan bunaldığı için gündüzleri tarihi surların gölgesinde, geceleri ise evlerinin damında oturduklarını ifade eden Kaya, özellikle öğle saatlerinde sıcaklığın bunaltıcı düzeyde olduğunu dile getirdi.

Kaya, "Sıcak dolayısıyla çile çekiyoruz. Evlerde durulmuyor, sıcaktan yatamıyoruz. Gece yarısına kadar damda veya balkonda zaman geçiriyoruz." dedi.

Çocuklar süs havuzunu doldurdu

Sur ilçesinde oturan ailelere mensup çok sayıda çocuk, Anzele'deki süs havuzunda serinliyor. Mayoları olmadığı için iç çamaşırı veya elbiseleriyle suya giren çocuklar eğlenirken, yaşadıkları mutluluk yüzlerine yansıyor.

Çocukların sevinç çığlıkları yoldan geçenlerin dikkatini çekiyor.

Mobilyacı Ali Haydar Uyar, sıcaktan bunaldığı için iş yerini kapatıp, serinlemek için Anzele'ye geldiğini belirterek, çocuklarla havuza girdiğini söyledi.

Uyar, bölgedeki dezavantajlı ailelere mensup çocukların yüzme havuzuna gidemediği için süs havuzuna yoğun ilgi gösterdiğini kaydetti.

"Terlemeyi engellerseniz ölüm dahil birçok problem çıkabilir"

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Toprak, son dönemde hasta sayısında artış olduğunu belirtti.

Bunun en büyük nedeninin yüksek sıcaklık olduğunu dile getiren Toprak, zorunlu olmadıkça hasta, yaşlı ve çocuklara 10.00 ila 17.00 saatlerinde dışarı çıkmamalarını önerdi.

Sıcaklığın 45 dereceyi aştığını vurgulayan Toprak, şöyle konuştu:

"Özellikle kalp hastalarının çoğunda ilaçla denge sağlanıyor. Ancak sıcak hastaların vücudunda bu dengeyi bozuyor. Onun için hastalar çok dikkatli olmalılar. Dışarı çıkıldığında terlemeyi engelleyecek giysiler giyilmemeli. Terleme kişinin rahatlamasını sağlar, denge oluşturur. Eğer terlemeyi engellerseniz ölüm dahil birçok problem çıkabilir."

Toprak, rahat elbiselerle dışarı çıkılmasını ve bol su içilmesini önererek, "Sıcak dolayısıyla su, tuz ve elektrolit kaybı çeşitli hastalıklara neden olabilir. Güneşten şemsiye ve benzeri yöntemlerle korunmaya dikkat edilmeli." ifadelerini kullandı.

***

Konuyla ilgili içerikler:

TEFEKKÜR PENCERESİ...

‘SICAĞIN ŞİDDETİ, CEHENNEMİN HARARETİNDENDİR' 

Kainat Kitabı'ndaki herşeye tefekkür gözüyle bakıldığında zerrelerden yıldızlara kadar herşeyde Cenab-ı Hakk'ın kudret eserlerini ve güzel isimlerinin tecellilerini görebiliriz. Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi Kur'an ve Sünnet-i Seniyye'den ilhamla Kainat Kitabının Kur'an'i bir gözle nasıl okunacağını 7'den 77'ye en cahilinden en alimine kadar herkese herkesin anlayabileceği şekilde 2 kere 2 4 eder dercesinde izah ve ispat ederek göstermektedir. 

Sıcak havalarla aslında bize çok şey anlatılmak isteniyor. Sıcak havaların bunaltan koşullarından birazolsun uzaklaşarak bir saati bir sene ibadet olabilen ve serinletren ferhalandıran tefekküri ibadete sizleri davet ediyoruz..

İşte sıcağın harareti ve cehennemle bağlantısı noktasını işleyen ibret verici bir ilim ve tefekkür yolculuğu;

Ahiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez.

Fakat, bazı rivâyâtın işârâtıyla, âhiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine “Cehennem hararetindendir” [Buharî, 1:142, 162] denilmiştir.

Demek, bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez. Fakat ism-i Hakîmin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:

Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir. Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i Kün feye kûn’e (“Ol der; o da oluverir” - Yasin:82.) mâlik bir Hakîm-i Zülkemal, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sürat-i seneviyesine yakın bir süratle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü’ş-şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş’âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahbes yapsın.

Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki, dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte saklar. Elbette, o Zât-ı Zülcelâlin kudret ve hikmetinden uzak değildir ki, küre-i arzın kalbindeki Cehennem-i Suğrâ çekirdeğinde Cehennem-i Kübrâyı saklasın.

Elhasıl: Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehâsındadır.

Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri, silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, sakîli aşağı tarafında; nuranîsi, ulvîsi yukarı tarafındadır.

Hem şu seyl-i şuûnâtın ve mahsulât-ı mâneviye-i arziyenin iki mahzenidir. Mahzenin mekânı ise, mahsulâtın nev’îne göre, fenası altında, iyisi üstündedir.

Hem ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudat-ı seyyâlenin iki havuzudur. Havuzun yeri ise, seylin durduğu ve tecemmu ettiği yerdedir. Yani, habîsâtı ve müzahrefâtı esfelde, tayyibâtı ve sâfiyâtı âlâdadır.

Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki tecellîgâhıdır. Tecelligâhın yeri ise her yerde olabilir. Rahmân-ı Zülcemal ve Kahhâr-ı Zülcelâl nerede isterse tecellîgâhını açar.

Amma Cennet ve Cehennemin vücutları ise, Onuncu ve Yirmi Sekizinci ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde gayet kat’î bir surette ispat edilmiştir. Şurada yalnız bu kadar deriz ki: Meyvenin vücudu dal kadar ve neticenin silsile kadar ve mahzenin mahsulât kadar ve havuzun ırmak kadar ve tecelligâhın, rahmet ve kahrın vücutları kadar kat’î ve yakindir.

Mektûbât, s. 15-16

LÛ­GAT­ÇE:

Cehennem-i Kübrâ: Büyük cehennem.
Cehennem-i Suğrâ: Küçük cehennem.
haşmet-i rububiyet: Rabliğin, idare ve terbiye ediciliğin haşmeti, heybeti, büyüklüğü.
iş’âl: yakma.
küre-i arz: Dünya.
medar-ı senevî: Dünyanın güneş etrafında dönerken çizdiği farazî daire.
menzil: oda.
nâr: ateş.

***

Okumak için tıklayınız:

Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi 'musibetler' için ne diyor?

***

Kar, yağmur, dolu; gelmiyor gönderiliyor, yağmıyor yağdırılıyor...

Kur'an-ı Hakim'in hakikatli ve nurlu bir tefsiri olan Risale-i Nur'da Cenab-ı Hakk'ın zerrelerden yıldızlara kadar tecelli eden ismlerini ve azim tasarrufatını tefekkür etmeye devam ediyoruz.

'İlimlerin esası, ilimlerin şâhı ve padişahı, imân ilmidir.' hakikati çerçevesinde Kainat Kitabı'nda gerçekleştirilen herşeye mana-i harfiyle bakarak eserden sanatkara yönelerek Cenab-ı Hakk'a ulaşıyor, nazarlarımızı Esma-ül Hüsna'sının tecellilerine çeviriyoruz...

Özetle diyebiliriz ki; Hissiz, şuursuz olan kar, yağmur, dolu, toprak, otlar, ağaçlar ve benzeri nice sebep bizlere şefkat edip, rızık yetiştirmek kabiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor; toprak kendi kendine açılmıyor; Birisi o kapıyı açıyor, nimetleri ellerimize veriyor, meyveler, hububatı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, onlar bir Hakîm-i Rahîmin perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, nimetlerini onlara takmış, zîhayatlara uzatıyor.

Tefekkür haberinin devamını okumak için tıklayınız:

http://www.yeniasya.com.tr/dunya/kar-yagmur-dolu-gelmiyor-gonderiliyor-yagmiyor-yagdiriliyor_410925

***

Okumak için tıklayınız:

Kış geldi, hoş geldi: Beyaz Rahmetin Sahibi, Müzeyyin ismiyle tecelli etti...

AA

Okunma Sayısı: 1065
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı