"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nefsin firavunluk cephesi ve ıslahı

Akif ARSLAN
01 Temmuz 2017, Cumartesi
Cenâb-ı Hak, insana nefis ismiyle tesmiye edilen ve lezzetlerin merkezi hükmünde olan öyle bir alet vermiştir ki, yaratılış hikmetine münasip istimal etmeyen adamı vartaya yuvarlayabilir.

Aslında kendisi de bir lâtife olan nefis, insana verilmiş olan lâtifelerin neredeyse tamamını kendi emri altına alabilecek bir mahiyette yaratılmıştır.

Evet, nefis dâhil olmak üzere bütün lâtifelerin aslî vazifesi Cenâb-ı Hakk’ı tanımak için bir merdiven olmasıdır. Herbirisinin ayrı ayrı gayet mühim vazifeleri vardır. Ancak nefis, müthiş istidatlara haiz olmasına karşın sanki haylaz bir çocuktur ki, kendi haylaz olduğu gibi etrafındaki lâtifeleri de haylazlığa sevk etmek ister. Kendisi lezzetlerin merkezi olduğu için, aslî vazifesini unutursa o lâtifeleri kendi aldığı hazlara bir alet olarak istimal edebilir. Çünkü: “Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne, kendi rububiyet istiyor.” 1

Nefis her zaman kendisinin hür ve serbest olmasını ister. Hatta kendisini tam hür kabul eder, öyle hareket eder. Öyle oluyor ki, sanki kendisini büyük bir saltanatın sultanı olarak görüyor. Keyfince yaşayıp keyfince yiyip içmek istiyor. Bilinmelidir ki nefis, sadece yemek ve içmekten değil her şeyden keyif almak ister. Helâl-haram demeden etrafına adeta aç bir hayvan gibi saldırır. Aldığı hazzı daha da arttırmak için, Rabbisini tanımak için verilmiş olan lâtifeleri de kendi emrinde çalıştırmak ister. Adeta kendisini vücudun kumandanı ve diğer lâtifeleri emrindeki askerleri olarak tahayyül edip, haram-helâl demeden geçici ve ardında binler elem bırakacak olan dünyevî lezzetler uğruna, hem kendisine hem de o lâtifelere azap çektiren ölümcül ve gayet vahşiyane bir harbe sokar. Kimi lâtifeler o harbe girer girmez, kimileri de biraz mücadele ettikten sonra vefat eder. Bazı lâtifeler vardır ki fıtraten kuvvetli yaratılmışlardır ve Allah’ın izni dâhilinde vefat da etmez. Ancak daima azap çeker. Bediüzzaman Hazretleri bu son lâtifeye Lâtife-i Rabbaniye diye isimlendirilen lâtifeyi misal verir. Hâlbuki bütün hassa, alet ve lâtifelerin kumandanı kalptir. 

Olması gereken de şu olmak gerektir:

“Kalp bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa, kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medar-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırardır.” 2

Evet, kalp, nefis de dâhil olmak üzere, bütün lâtifelere kumandanlık etmelidir. Aksi hâlde, boşta kalan kumandanlık koltuğuna daima nefis geçer. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri, “Âlemin miftahı” dediği “ene” için “Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır” 3 ifadesini kullanır. Evet, buradan da anlaşılacağı üzere, nefsi düşünürken daima eneyi de beraberinde düşünmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Zaten nefisteki firavunluk cephesi de, kendine takılı olan eneyi hakikî vazifesinden uzaklaştırıp kendi işlerine alet etmesiyle oluşmuş ve kuvvet bulmuştur.

Nefsin bu bahsettiğimiz vartalara yuvarlanmaması için yapılması gereken de aslında bellidir: “Onu terbiye etmek.” Kimileri “onu öldürmek lâzımdır” dese de asrın müceddidi bunun mümkün olamayacağını belirterek, velev bu mümkün dahi olsa, nefis gibi insanı Cenâb-ı Hakk’a götürmede mühim bir alet olabilecek bir lâtifeyi öldürmenin doğru olmayacağını ifade etmiştir. Zaten nefsin ne derece mühim bir alet olduğu “Nefsini bilen Rabbini bilir” hadis-i şerifi ile de kat’îdir.

Evet, nefsi terbiye etmek, yani “nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek” mümkündür. “İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur kırar; aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.” 4 Ve nihayet nefsin bir cihetini terbiye eder. Zira, aç kalan nefsin başı döner, sendeler ve sesi de kısılır. Emri altına aldığı lâtifelere sesini duyuramamaya ve söz geçirememeye başlar. Nihayet hepsinin hâkimiyetini teker teker kaybeder ve kendisi ile birlikte bütün lâtifeler kalbin emri altına girerek tekrar aslî vazifelerine yani Cenâb-ı Hakk’ı tanımada birer merdiven olma vazifelerine geri dönerler.

Elhasıl, “Ben neyim, sen nesin?” sualine  “Ene Ene, Ente Ente”  diye cevap vererek Rabbisini tanımak istemeyen firavunlaşmış olan nefis, Ramazan-ı Şerifteki oruç vasıtasıyla aç kalınca “Ente Rabbiyer-Rahîm, ve ene abdükel-âciz.” makamına çıkar, gayet mühim ve faideli bir alet olur.

Dipnotlar:  

1- Mektubat, 29. Mektup, Ramazan Risalesi, 9. Nükte.

2- Sözler, 27. Söz. 3- Sözler, 30.Söz. 4- Sözler, 30. Söz.

Okunma Sayısı: 1826
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan çalışan

    1.7.2017 13:42:26

    Akif bey nefsin mahiyetini gösteren,yazınızdan altını cizdigim cümleler "Nefis dâhil olmak üzere bütün lâtifelerin aslî vazifesi Cenâb-ı Hakk’ı tanımak için bir merdiven olması,Ancak nefis, müthiş istidatlara haiz olmasına karşın sanki haylaz bir çocuk benzetmesi,dolayısı ile Nefis her zaman kendisinin hür ve serbest olmak ister.Helâl-haram demeden etrafına adeta aç bir hayvan gibi saldırır. Rabbisini tanımak için verilmiş olan lâtifeleri de kendi emrinde çalıştırmak ister. Hâlbuki bütün hassa, alet ve lâtifelerin kumandanı kalptir. Yoksa, kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medar-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırardır.” Evet, kalp, nefis de dâhil olmak üzere, bütün lâtifelere kumandanlık etmelidir. Aksi hâlde, boşta kalan kumandanlık koltuğuna daima nefis geçer."çok harika,bu yazınızda kullandıgınız metodla(müşahhas örnek),Akıl,kalb,vicdan,gibi diger latife-i insaniyeleride kaleme alırsanız seviniriz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı