"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cihad-ı mânevinin ana unsurları

Ali FERŞADOĞLU
17 Ekim 2016, Pazartesi
Bugün, İslâm âlemi ve ülkemizin içine düştüğü fitne-fesat ve ayrılık kaosunu aşmanın birinci yolu cihad-ı mânevidir.

Zira, İstiklâl Savaşı’nı silâhla kazandık, ama, silâhlı mücadelenin esasını, temelini, özünü, yakıtını “millet ve vatan aşkı, şehidlik, gazilik” gibi manevî unsurlar meydana getiriyordu. Zaten her şeyin bir mânevî, fikrî, ilmî boyutu vardır. Sonra maddî boyut gelir. Cihad-ı maddî için de fikir, ilim, ardından sanayı ve teknoloji gelir.  

Bediüzzaman’ın günümüze taşıdığı Kur’ânî ve Sünnetî hizmet stratejinin, cihad-ı mânevinin ana başlıkları şöyledir:

1- İmân zaafını gidermek: Herşeyin aslı, temeli, altyapısı imân, yâni inanç ve fikirdir. İslâm’ın temeli olan imân esasları akıl, kalb, zihin ve vicdanlara yerleşmedikçe, ibâdetler de sosyal ve teknik fonksiyonlarını gösteremez, sair hususlar da tahakkuk edemez.

2- Tebliğe kendi nefsinden başlamak. Kendisini ıslâh edemeyen başkasını ıslâh edemez.

3- İslâm’ı tek yönlü değil, imân, ibâdet, ilim, eğitim, ahlâk, terbiye, hukuk, sosyoloji, pedagoji vesaire gibi her yönden ele almak.

4- İspat ve iknâ metodunu kullanmak: İslâm’ın bütün meselelerini, aklen, mantıken, ilimen, fennen ispat ve izah etmek; ilim, fen ve felsefeden gelen hücumları püskürtmek.

5- Hizmetin ana uslûbunu “cihad-ı mânevî” olarak tesbit etmek ve bütün enerjiyi buna hasretmek. Onun da birinci basamağı, nefsini ıslâh etmektir: 

6- Devamlı yenilenmek, tecdid etmek ve gelişmelere göre ilmî, fennî malzemeleri kullanmak.

7- Eski zamanda geçerli olan tarikat ve tasavvuf metodlarının günümüz şartlarına uyanları almak, sair kısımlarını tashih etmek ve sebeplerini açıklamak.

8- Siyaseti en geri plâna itmek; fakat ana meselelerini tesbit edip yön vermek; yerli yerine oturtmak.

“Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar” sözünü hatırlatarak; tebliğin nasıl yapılacağını dâir olan yüzlerce âyet-i kerimeden birini dikkate sunarak, bu değerlendirmemizi noktalayalım:

“İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle çağır ve onlarla olan mücâdeleni en güzel şekilde yap. Şüphesiz ki, Rabbin O’nun yolundan sapanları en iyi bilendir; doğru yolda olanları en iyi bilen de yine O’dur.” (Nahl Sûresi: 125)

Okunma Sayısı: 969
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Şevket PAKSOY

    17.10.2016 13:55:57

    Kıymetli Ağabeyim, Güzel ve kıymetli bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Bununla beraber, Risale-i Nur'un mesleğinde ve meşrebinde "Eski zamanda geçerli olan tarikat ve tasavvuf metodlarının günümüz şartlarına uyanları almak" cümlesi ile ifade edilebilecek bir tarz yöntem uygulama olmamıştır olamaz. Zira zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır. Ve Üstad Hazretleri bu hususa çok ehemmiyet göstermiştir.

  • Şevket PAKSOY

    17.10.2016 13:55:47

    Saniyen, "Siyaseti en geri plâna itmek; fakat ana meselelerini tesbit edip yön vermek" cümlesinde "yön vermek" ifadesi yerine tavsiye ve nasihatlerde bulunmak deseydik kanımca daha doğru olurdu. Zira neticeyi halketmek Cenab-ı Hakk'ın vazifesi bizim vazifemiz tebliğ tavsiye ve nasihatten ibarettir. "yön vermek" ifadesindeki netice odaklı yaklaşımlar mesleğimiz itibariyle kanımca çok sıhhatli değildir. Selam ve dua ile...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı