"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gerçeklere sırt çeviren çocuk ruhlu vehhamlar!

Ali FERŞADOĞLU
14 Nisan 2018, Cumartesi

1 Nisan Çarşamba günkü yazımızda, hakikati keşfedemememizin; gerçekleri inkâr ve kabul etmememizin veya sırtımızı dönmemizin birkaç psikolojik sebebini izah etmeye çalışmıştık.

Bugün, geri kalanları sıralayalım:

5- Çocuk tabiatı gibi bahaneyle mahane tutmak: Çocuk girdiği yoğun duygusallığından dolayı ağlamak ister. Ancak, pat diye de ağlayamaz, bir bahane arar. Biri ona dokunsa, “Acıttın, ağrıdı!” diye ağlamaya başlar. Cimdik atılmasaydı, başka bir şey de olmasaydı, çocuk yine ağlayacaktı... Yani, alâkasız bir bahane bulacaktı.

Aslında hakikati kabul etmek istemeyen, sarhoş bahanesi gibi, her şeyi ona bahane gösterir. Alkoliğe sorarsınız: Niye içtin? “Sevincimden!..” der. Şimdi, niye içtin? “Üzüntümden…” Şimdi, efkârlandım, şimdi bayram, şimdi seyran, şimdi kızdım, şimdi korktum… Onun için her şey bahane. Üzülür içer, sevinir içer, efkârlanır içer…

Gerçeği kabul etmek istemeyen, başkalarının kabahat ve kusurlarını senet tutup bahane edenler de hakikati kabul etmek istemezler. Oysa, İslâm hakikatlerinin kusursuz bir şekilde anlatıldığı, yorumlandığı, ispat ve izah edildiği eserler vardır. 

6- Zihnin cüz’iyeti sebebiyle, o mecmuun herbir cüz’ünde neticenin tamamını taharrî etmek, kuvve-i vâhimenin tasallut ve tereddüdüyle hakikati evham içinde setretmektir.

İnsanın zihni cüz’i, basit olduğundan bir meseleyi veya sözü kuşatamıyor, geçmişi ile geleceğinin irtibatını kuramıyor. Yani, işin gerçeğini anlamıyor. Bundan dolayı ona karşı gelir, itiraz eder. Karşı gelmek, muhalefet etmek, anlayamamak, kavrayamamak, idrak edememekten kaynaklanır. Elbette bu itiraz ve muhalefet akıl, mantık ile bağdaşmaz.

Meselâ her şeyin hayal, gerçekte bizim ve kâinatın vehimden ibaret olduğunu söyleyen Sofistlerle, “Allah’tan başka hiçbir varlık yok!” diyerek ileri giden bir bazı Vahdetü’l-Vücud’çular gibi. Oysa, varlık hakikattir. Allah’ın Hâlık, Hakîm, Rezzak vesair esması burada tecelli ediyor. Meselâ, Mutezililer, “Şerri, kötülüğü yaratma ile onu kazanmanın” ayrı ayrı şeyler olduğunu zihinlerine sığıştıramadıklarından, “Kul, fiillerinin yaratıcısıdır!” deyip gümleyip gittiler. Oysa, Allah kötülüğü bizzat yaratmaz. Kul da yaratıcı olamaz. Halbuki, kul ister, Allah yaratır. Kul, sorumlu olduğu işlerde ne isterse, Allah onu yaratır. İstemediği bir şeyi yaratmaz. Kulun rızası, isteği olmadan yarattığı şeyden de onu sorumlu tutmaz.

Sair iman şartları, İslâm esasları da böyledir. Bazı insanların, bir takım vehim, şüphe ve vesveselere kapılmaları, bunların hakikat olmadığı anlamına gelmez. Bilâkis, vehim olduğu anlamına gelir.

Okunma Sayısı: 1989
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı