"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hased, evvelâ hâsidi yakar

Ali FERŞADOĞLU
14 Eylül 2018, Cuma
Hased, çekememezlik, kıskançlık anlamına gelir.

Başkalarının mal, mülk, güzellik, başarı, kabiliyet ve üstünlüklerini içine sindireremektir. Görüldüğü gibi hased daha çok dünyevî ve maddî işlerde kendini gösterir.

Hasedin bulunduğu yerde riya, rekabet, bencillik gibi süflî duygular da vardır. Bunlar hasede kuvvet veren duygulardır.

Kıskançlık ve hasedin sebebi, bir tek şeye birçok elin uzanması, bir makama çok gözlerin dikilmesi, bir ekmeği birçok mideler istemesidir. Bu duyguyla hareket eden kimseler önce birbirine sıkıntı vermeye başlar, sonra münâkaşaya, daha sonra da müsabakaya girerler. Derken kıskançlık başgösterir.

Müslüman, rakibinde olan güzellik, kuvvet, mevki ve servetin fânî, geçici; faydası az, zahmeti çok olduğunu düşünür ve bu hastalığı başka yöne çevirmeye ve onu istihdam etmeye çalışır. Çünkü, hased, evvelâ haset edeni yer bitirir. Hased edilene ise, çok az zarar verir veya hiç vermez.

Kadere îmân eden kimse, îmanının kuvveti ölçüsünde hasetten kurtulur. Çünkü, “Her şeyi takdir eden Allah’tır” der, rahatlar. Hased eden, kadere gizli bir itiraz ettiğinin farkında bile değildir.

Hased eden adam, eğer bu duygusunu gemlendirmez veya yönlendirmezse, kendi kendisini yiyip bitirmekle kalmaz, nice taşkınlıklara, yanlışlara da girer.

Hasedin bu ve buna benzer zararları sebebiyledir ki Felâk Sûresi’nde hasetçilerden sakınma duâsı öğretilir:

“De ki sığınırım sabahın Rabbine... Hased ettiğinde hasedçinin şerrinden.”1

Mü’min, hased ettiği şeyin âkıbetini düşünüp hasedden kaçınmaya çalışır. Rakibindeki güzellik, mal-mülk, servet ve makamın hepsinin geçici olduğunu; zahmetinin çok, rahatının az olduğunu görür ve içindeki kıskançlık duygusunu gemlemeye çalışır veya hayra kanalize eder, gıbtaya dönüştürür. Artık kıskanmak şöyle dursun, duâ etmeye başlar. Derken karşılıklı sevgi ve hürmetin çekirdekleri atılır.

Kin ve nefretimizi iyi kanalize edebilirsek, tahripte değil, tamirde kullanabiliriz. Kin gibi kötü bir huy, ancak din ve vatan düşmanlarına karşı kullanılmak için ruhumuza takılmış itici güçtür.

İslâmın galebesi için, düşmanlara karşı bir “kin-i muzmer,” yani gizli bir kin gereklidir. Mü’mine kin ve nefret beslemek ise zulümdür. Kindar bir kimse hem nefsine, hem mü’min kardeşine, hem de İlâhî rahmete zulüm ve tecavüz etmiş olur.

Kin ve nefret konusunda da, İlâhî fermana kulak verelim:

“Ey imân edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletsizliğe sevk etmesin. Adâletli olun; bu takvâya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızın hepsinden haberdardır.”2

“Onlardan sonra gelenler de, ‘Ey Rabbimiz’ derler. ‘Bizi ve bizden evvel îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Îmân edenlere karşı kalplerimizde kin bırakma. Ey Rabbimiz, muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin.”3 

Dipnotlar:

1- Felâk Sûresi, 1, 5.

2- Mâide Sûresi, 8.

3- Haşir Sûresi, 10.

Okunma Sayısı: 933
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı