"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan küçük bir kâinattır

Ali FERŞADOĞLU
15 Mayıs 2017, Pazartesi
Zamanla kayıtlı olan maddî cisim kılıfından sıyrılan ruh, zamanla bağlı değildir.

Kim hislerini/duyu gücünü ruh derecesine çıkarabilirse, o vakit, o hazır zaman genişlenir; başkalarına nispeten geçmiş ve gelecek olan vakitler, ona oranla hazır, şimdiki zaman hükmündedir. Saatin akrep, yelkovan, saniye ve kronometresi, zamanın daralması ve genişlemesini, kısalıp uzamasını açıklayabilir: Aynı maddeden meydana gelmiş akrep, 360 derecelik daireyi 24 saatte katederken, yelkovan bir saatte, saniye bir dakikada, kronometre bir saniyede deveran etmiyor mu? 

Tabiatta, kâinatta bulunan kanunların, enerji boyutlarının tamamı, onun minyatürü olan insanda da aynen bulunur. İşte insan, iradesi, isteği, çalışması ile ruh ve bedenin çekim/itme alanından çıkabilir veya daha güçlü çekim kanalına sokabilirse kısa sürede başka yere taşınabilir. Ki, “telekinezi” denen bu olay akıldan uzak değildir. Ruhanîler (melek, cin vs.), hayal sür’atiyle o temiz, parlak ayna gibi olan uzayda, lâtif/ince menzillerde gezmiyorlar mı? Bir anda binler yerlere girmiyorlar mı? Güneş gibi âciz varlıklar ve ruhanî gibi maddeyle bağlı olan yarım nuranî varlıklar, “nuraniyet sırrı”yla, bir yerde iken pek çok yerde bulunabilirler, kayıtlı/bağlı bir kütle iken mutlak bir külli hükmünü alırlar.1 Bir anda pek çok işi yapabilirler, pek çok yerde görünebilirler. 

Melek, güneş, bitki gibi bütün varlıkların özelliklerinin ruh ve bedenimizde potansiyel güç olarak yerleştirildiğini sık sık vurguladık. Tefekkür, riyazet, şükür, fikir, zikir ve devamlı maneviyatla meşgul olup maddeden uzaklaşarak manaya, ruha, melekût (metafizik, anti madde, gayb) âlemleriyle meşgul olursa onların hayatına yaklaşabilir. Yani bir anda, televizyondaki spiker gibi, milyonlarca yerde bulunabilir, görülebilir. Televizyondaki görüntü şuurlu olmadığı için; oralarda icraatlarda bulunamaz. Ama güneş ışınları her yeri kaplar, gittiği her yerde ışık, ısı verir. İnsan ruhu da, akıl ve şuur sahibi olduğu için gittiği yerlerde görür, anlar, idrak eder. 

Arıyı düşünün. Ona takılan his ve verilen özelliklerle harika işler yapıyor. Arı gibi en küçük hayat sahibinde hayat böyle tesirini gösterse, elbette hayat, insan tabakası olan en yüksek mertebeye çıktıkça öyle bir genişlik kazanır, gelişir ve nurlanır, ışınsı bir hal kazanır ki, hayatın ışığı olan şuurla, akıllı bir insan kendi evindeki odalarda gezdiği gibi, o hayat sahibi kendi aklıyla ulvî, ruhanî ve cismanî âlemlerde gezebilir.2

Gayet tabiî ki, akıl ve kalp başta olmak üzere, sair lâtifeyle hislerin zikir, şükür, fikir gibi manevî ve ruhî hakikatlerle işlettirilmesi, geliştirilmesi ve tekâmül ettirilmesi şartıyla...

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman, age. s. 179. 

2- Bediüzzaman, Sözler, s. 467.

Okunma Sayısı: 1118
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet

    15.05.2017 01:30:38

    İnsanı doğuştan itibaren paslanmayacak şekilde eğitmek gerekir.yoksa istismarların inkişafı pek zordur.en temel insanlığın meselesi insana sahip çıkmamaktır.bu da aranan kaliteli insanı görmemizi zorlaştırıyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı