"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalb-akıl ilişkisi

Ali FERŞADOĞLU
03 Kasım 2018, Cumartesi
Kalb; anlamanın / idrakin genel merkezidir. Akıl ona bağlı bir şûbedir ve dimağda / beyindedir.

Başta kendimizi; eşyanın, maddenin hakikatini; sâir varlıklarla aramızdaki münâsebetleri ve hâdiselerin arkasındaki sırları akılla anlamaya, idrak etmeye, öğrenmeye ve bilmeye çalışırız. 

Ancak, göz her şeyi görmediği; görmek için de ışığa muhtaç olduğu gibi; akıl da herşeyi anlayamaz, göremez, çözemez. 

Güneş ziya, ışık kaynağıdır. Ay, kendi zatında kesiftir, karanlıktır; parlaklığını, nûrunu güneşten almaktadır. 

Kalbi güneşe, aklı kamere benzetirsek; “Nûr-u akıl kalbten gelir”, yâni, aklın; ışığı, nûru kalbten gönderilir. 

Vahiy de, küllî, geniş İlâhî bir projektördür. Işığını ondan alan kalbten de fikre menfez açılır; 1 akıl görür. 

Kur’ân, “Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı? Tâ ki, bu kalblerle akıl etsinler” 2 âyetiyle, aklın kalbe bağlı olduğunu ve oradan beslendiğini nazara verir. “Güneşi bir ziya ışık, ayı bir nûr yapan”3  âyetin de akıl-kalb ilişkisinin özünü bulabiliriz.

Bediüzzaman, akıl-kalb münâsebeti hakkında, “Aklım yürüyüş yaparken, bâzan kalbimle arkadaş olur. Kalb, zevkiyle bulduğu şeyi akla veriyor; akıl, alışkanlığı üzere bürhan şeklinde bir temsil ile açıklıyor” 4 tesbitinde bulunur. 

Akıl, insana yüksek maksatlar ve ulvî meyveler göstermekle beraber; her bir şeyi tartamaz; rûhun hareketini kavrayamaz. Çünkü, her şeyi sadece akılla bilmek mümkün değildir. Bilgisayar, pek çok bilgiyi hâfızasında saklar, pek çok işlev yapar. Fakat, bu işlemleri kendi başına ve kendi marifetiyle yapmıyor. Yapması da imkânsız olduğu gibi; ne yaptığını bilmez, anlamaz. Çünkü, sentez yapamaz! Mutlaka arkasında insan beyni, şuûru olmalıdır. 

Akılla elde edilen ilim de kifâyetsizdir. Çünkü, “ilimde iz’ân-ı kalb” olmazsa cehildir. 5 Yâni, ilmi kalb tasdik etmeli, kalbi anlayış hâkim olmalı ve kesin kanaate ulaşmalı. Yoksa akıl seviyesinde bir bilgi ortada kalır. Sebebi ise, aklın da pek garip bir hâli olmasıdır. Öyle uzun el, yâni emelleri vardır ki, bâzân kâinatı kuşatmakla kucağına alıyor. Bâzân imkân dairesinden çıkar, en yüksek dairelere müdahele eder. Bâzân bir damla suda boğulur. Bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur. Yâni kendisini hangi şeye verirse, âdeta bütün varlığı o şeye münhasır olduğunu bilir. Ve hangi bir noktaya girse, bütün âlemi beraberce götürmek isteğindedir.6 Eğer kalb nûrû yol göstermezse; hatlar karışır; kendisi de sapar gider!

Aklın, sapmalardan korunması, kalble ilişkisini istikametle yürütülebilmesine bağlı- dır. Zîrâ, münevverü’l-akıl kalbsiz bir fâsık filozof gökteki kuyruklu yıldızdan (bile) korkar. 7 Yâni, fevkalâde akıllı bir filozof, eğer kalbini dinlemez ve onun yardımını istemezse; kuyruklu yıldızın tesadüfen hareket ettiğini sanır ve başına patlamasından endişe eder. “Fikir nuru (da), kalb ışığıyla aydınlanıp kaynaşmazsa zulmettir, zulüm fışkırır” 8 vecizesi de bu hakikati terennüm eder.

Dipnotlar:

1- İşârâtü’l-İ’câz, s. 78. 2- Agk, Yûnus, 5. 3- Mesnevî-î Nûriye, s. 203. 4- Kur’ân, Hacc, 4. 5- Sözler, s. 658. 6- Mesnevî-î Nûriye, s. 104. 7- Sözler, s. 500. 8- Mektûbât, s. 471. 

Okunma Sayısı: 849
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı