"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müslümanların esas problemi siyaset değildir

Ali FERŞADOĞLU
09 Temmuz 2018, Pazartesi
Evet, Müslümanların temel hastalığı, kaynaksızlık, maddî, ekonomik imkânsızlık, parasızlık değildir!

“Çok büyük petrol rezervleri üzerinde oturan 30 milyon nüfuslu Suudi Arabistan’ın yıllık ihracatı 630, ithalatı ise 130 milyar dolar. Bu kadar çok para kazanan Suudi Arabistan lüks ve israf içinde.”

İslâm Âlimleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Ali Karadaği’nin 2008 yılındaki açıklamasına göre, “İslâm âleminin zekât potansiyeli 300 milyar dolardı…” Bu potansiyeller ilim, okul, fabrika, hasılı kalkınmaya yöneltilse, “fakr-u zaruret” biter!

Demek Müslümanların temel hastalığı zaaf-ı siyaset ve zaaf-ı ekonomi değildir ki, bütün dikkatler, zekâlar, akıllar, bu potansiyel imkânlar sarf edilsin! O halde problem nedir? “Milletin kalb hastalığı zaaf-ı diyanettir.” (Bediüzzaman Said Nursî, Divan-ı Harb-i Örfî, s. 63.) Tekâmül, gelişme, kalkınma da “İhyâ-yı din (ile) ihyâ-yı millet” olur. (Hutbe-i Şâmiye, s. 127.)

Evet, “Bu memleket insanlarının makine-i tekemmülâtının (gelişme ve kalkınmasının) buharı diyanettir (dindir). Ve bu Asya ve Afrika tarlasının ve Rumeli bostanının çiçekleri ziya-yı İslâmiyet ile neşvünema bulacaktır.

Önemli olan kaynakları organize edip mecralarına akıtmak, yerinde kullanmaktır. Dolayısıyla, siyaseti/yönetimi de, ekonomiyi de, (zekât-faiz, ücret politikası, vergi, vs) din, iman, yani ibadet ve ahlâk yönlendirmelidir. Dağıtım ve paylaşımı adaletle yapmak ve “emaneti ehline vermekle” mümkündür. 

Direkt siyaset ve ekonomiden girmek; menfaat boğuşmaları, gerginlik, çatışma ve kavga sebebidir. O taktirde de, “Her şeyi, olduğu gibi tavsif etmek gerektir.” (Bediüzzaman, Mektubat, s. 458.)

“Hasıl-ı kelâm, her muhibb-i dine ve âşık-ı hakikate (dinini sevene ve gerçeklere aşık olanlara) lâzımdır: Herşeyin kıymetine kanaat etmek ve mücazefe (olduğundan fazla gösterip süslemek, püslemek) ve tecavüz etmemektir. Zira, mücazefe, kudrete iftiradır. (Muhakemat, İstanbul, 1999, s. 28.)

“İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir. Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta müreccahtır. İhsan-ı İlâhî ile tavsifte kanaat etmek farzdır.” (Bediüzzaman, Muhakemat, s. 21.)

Yani, teşhis tam olursa, tedavi ve çözüm sağlıklı olur. Aksi halde, akıl, zekâ ve gönüller siyasî şovlar, yanlış ve mübalâğa ile aldatılır, oyalayıp boyalanır.

Okunma Sayısı: 3432
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı