Müslümanların, birçok meseleyi olduğu gibi, “ululemre itaat”i de eksik, tek taraflı ve yanlış anladığı muhakkak.
Ululemre kayıtsız-şartsız itaat ederken, “âdil olma, yanlışı düzeltme, mihenge vurma, hakkın hatırını âli tutma, zalime meyletmeme” gibi mükellefiyetlerini unutuyor.
Ululemre itaat, adâletsizliği, haksızlığı alkışlamayı da gerektirmez. Zira, Kur’ân müsaade etmez:
“Ey imân edenler! Adalet üzere olun ve Allah için şahidlik edin. Kendi aleyhinize veya anne ve babanızla akrabalarınızın aleyhine olsa bile. Hakkında şahidlik ettiğiniz kişi, zengin de olsa, fakir de olsa doğruluktan ayrılmayın. Çünkü ikisini de Allah sizden daha iyi gözetir”1
Ululemre itaat; Bakara Sûresinin 44., Lokman Sûresi’nin 17. âyetlerinin mealine göre; “emr-i bil-ma’ruf, nehy-i an’ilmünker” yani, iyiyi doğruyu, güzeli anlatmak; yanlış, batıl, kötü, çirkinden sakındırmaktan alıkoymamalıdır.
Ululemre itaat, Rasul-i Ekremin (asm), “Sizden kim bir münkeri görürse, eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir”2 mealindeki hadis-i şerifin gereğini yerine getirmeye engel olamaz.
Ululemre körü körüne itaati, “Zalimlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; aksi takdirde Cehennemin dehşetli azabı size dokunur.”3 mealindeki âyet nehyeder.
Ululemre itaat, Peygamberimizin (asm) “En üstün cihad; zalim bir hükümdara hak söz söylemektir.”4 emrine icabet etmeyi engellemez.
Ululemre itaat, “Muhakkak ki, Allah, size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”5 mealindeki âyete uymayan yöneticiyi alkışlamayı, tasvip etmeyi gerektirmez. Bilâkis, ikaz etmeyi, doğrultmayı gerektirir.
Aksi halde ululemirler zulüm ve işkence makinesi kesilirler, hukuk ve adalet yerle bir olur, ülke kaos ile kan gölüne döner, savaş belâsına sürüklenir. Ortadoğu tarihinde görüldüğü gibi...
Dipnotlar:
1- Nisâ Sûresi, 135.
2- Hadis Ansiklopedisi, Kütüb-i Sitte, s. 243.
3- Hud Sûresi, 113. mealindeki âyet nehyeder.
4- İbn-i Mace, Fiten, 20.
5- Nisâ Sûresi, 58.