"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Anaforizmalar (7)

Ali HAKKOYMAZ
25 Kasım 2016, Cuma
“Sevdiğimi demez isem; Sevmek derdi boğar beni.

*

Ya ben demeyim de... Öleyim mi?!..” demişsin Yunus da... Öylesine esir ve korkak sıraların, sıralanışların içine atmışlar ki bizi; diyemiyoruz bir türlü; bin türlü susuyoruz. Eh, az kaldı gibi... Sivillik yakın gibi... Yakın gibi kelimelerin hürriyeti. Diyeceğiz; sevdiğimizi, sevmediğimizi.

*

İnsanlığını hatırla; arkası gelir.

*

Kitaba, kitaba, kitaba koşacağız; Cehaleti, fukaralığı, silâhı vuracağız.

*

Zalim mi? Hakikati örten herkes... Zalim bağırır; tuhaftır; her seferinde mazlûmu duyar hakikat.

*

Zulüm... korkunç bir silâh; döner sahibini vurur; deneme! Zulüm... çok kirli bir leke; hiç çıkmaz yapıştığı yerden; meyletme!

*

Hürriyet diye bir ülke; İnsanlığın şahlandığı...

*

Kalemi susturmaya çalışmak; herbiri yıldızlardan ağır kelimelerin altında kalmayı göze almak demektir; kolay gelmesin!

*

Yaşama sevincini kaybetmişsen; bulduğun ne ola ki!

*

“Yalaka” kelimesini sözlüklerden çıkarabilsek; işsizlerin ve insanların sayısı da netleşir diye düşündüm.

*

Dünya bin türlü çağırıyor; Ne zaman gitsem başı kalabalık; Kendime dönüyorum.

*

Orda bir insan... ağlıyor; O sensin!

Orda bir insan... gülüyor; O sensin!

*

Zaman... Adı gemi.. Adı tren... Adı ne dersen de; binene göre değişen...

*

Zamanlar savrulur durmadan; Yol, ne çabuk bitti; anlamadan?!...

*

Hayata/hakikate dair bir kırıntıcık olsun da... yaşadığımıza dair... “F/arkında” olalım yani insana dairliğin...

*

Ne yapıyorsun, diyorlar. Ne yapılabilirse onu yapıyorum; paranın sayıldığı; kelimelerin çok da sayılmadığı bir çağda, kelimeleri “saymaya” çalışıyorum.

Figüranız. Ve figüranlığımız yüzyıldır başrolde...

Kendinin bir kitap olduğunu kabul et ve bir isim koy bu kitaba.

*

Eskilerin bir hatırası var;

Hatıraların hep yeni yüzü...

İsimsiz gitmeyelim deyu...

Yaptıklarımızdan (miras) bir isim...

*

Gözünde “şimdi” gözlüğü olsun da gözünün bir kenarı maziyi bir kenarı müstakbeli tarassut etsin. {Düşmeyesin diye bu üçlü konum/oturum/durumdan...}

*

Kelime hazinesi renkli, çeşitli, bol, duraksamasız, yalansız, riyasız, içi dışı bir, arada, (yerinde) fıkralı, gözlerinin içi gülerek konuşan, mizaha/aforizmaya yer veren; resmî değil, fakat ciddî kaç “ünlümüz” var?

*

Rüyalarını gerçekleştir; öyle uyu;

Aynı rüyaları göre göre; Uykuların kaçabilir!

Okuyanlar susuyor; okumayanlar konuşuyor.

İşler, işlemiyorsa; eğitim yerinde sayıyordur.

Senin susuzluğuna bağlı; suyun “kandırma” kuvveti.

İki satır konuşamadan; Çekip gitti Eylül.

Cömert parasını harcar; cimri kendini...

Cehalet; hürriyete düşmanlıkla başlar.

Ölmeden önce yaşarsak... ölmeyiz!

Arada kalmasın hayatlar; ara sıra değil; yaşayalım arada; ara da!

Bir aynasın işte! “Ayna” ne demekse...

Ezanlar her yerde... Ve... Her derde deva ezanlar...

*

Öyle itici adamlar var ki... Öyle itici... Öyle itici... Öyle...

*

Yarım kalmış bir şiir... Olsun... Şiir olmuş ya!

*

Ne olursan ol; insan olmadıktan sonra!

*

Etin pahalı olduğu bir yerde dert ucuz olur.

*

Hava/da sis, hava/da bulutlu, hava/da koyu gri...

Balkonda biri...

Çamaşır ipinde yağmur kurutuyor;

Kurumuyor bir türlü yağmur!

Pırıl bir güneş çıkıyor;

Yağmur; ipten, mandaldan azâde...

*

Yerinde konuşmazsan duymazlar seni; yerinde sus; duyarlar.

Ah! Kendimi, kendime tercüme edemiyorum ki...

*

Lütfen danışmaya; kalbinize yani. Aklımızla buralara geldik; sıra, kalbin kapısını çalmada...

*

Anlamak... Ân/lan/makla başlayan şey...

Allı pulu diplomalar alırız;

Gururu takarız yakalarımıza!

*

Baktım alkışlıyorlar; dedim ki: “Birbirimizi alkışlamayacak kadar seviyoruz!”

Evet... Birbirini paylayan değil; paylaşan bir dünya ümidiyle...

*

Bir bakın; dünyanın huzurunu kaçıranlar kim?!... Para kimin elindeyse...

*

Gözüme “çöp” değil...

“Hep” düştü; uyandım!

“Düş”tü uyandım!

*

Hayatında bir sefer göz göze gelmemişti kendisiyle; seni nerden görecek-ti!

*

Edebiyatı duygu ve düşüncelerin “rahatça” ifadesi olarak tarif ediyorlar. Birileri ne der, korkusu varsa; orada-n edebiyat çıkmaz. Ha, gerçek edebiyatçı da birileri ne der’e bakmaz; derdini dâvâsını, devasını söyler. 

*

“Ayrılma Çocukluğun Adresinden” diye bir kitap yazabilsem; adı bile tebessüm ediyor. Çocukların “çocuk” olduğunu bilin de onları “çocuk” olarak görmeyin.

*

Dünya dağ başı mı; isteyen istediği yeri tarumar ediyor; kim veriyor bunlara bu paraları, silâhları, şımarıklığı?!...

*

Dünya, kim daha cahil, gösterisine başladı. Yol yakınken dönmeli!

*

Haksızlık karşısında nice “yazarçizerdüşünür”lerin “yazmazçizmezdüşünmez” olduğunu gördüm. Hattâ arkadaşlarımdan çoğunun... Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, diye bellememiş miydik!

*

Haksızlığa karşı iki çift sözün yok; seninle nasıl konuşayım.

Bakış zenginliği; zenginliğin bakışı... bakışmalar böyle böyle yansır işte! Bakışalım!

Falan yazarın dili ağır, derken; hafifliğimizi ele veriyoruz. Sözlük diye bir şey var.

Rahmetli annem derdi ki: “Halının tozu; kötünün sözü bitmez.”

Okunma Sayısı: 774
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı