"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mâzide kalan bayramlar

Ali Rıza AYDIN
23 Ağustos 2018, Perşembe
Eski bayramlar denince, bugün tatlı bir hatıra olarak hafızalarda kalan sevincin, neş’enin, şehrâyinin; huzurun ve manevî hazzın üst seviyelere yükseldiği o muhteşem günler aklımıza geliyor.

O zamanın renkli, âhenkli sahneleri gözümüzün önünden geçer gider, sinema şeridi gibi. Bizi hayallerimize bindirir, o günlere gönderir.

Günler öncesinden çarşı pazar hareketlenir, bayram alış verişiyle bereketlenirdi kasalar, keseler.

Evlerdeyse, halâvetli bir telâş…

Tepeden tırnağa temizlik yapılır, tabandaki tahta döşemeler özenle silinir; sandıklardan çıkarılan dantelâlı, rengârenk kanaviçe işlemeli göz nuru yaygılar, sedirlerdeki berde yastıkların üzerine serilir; böylece, misafir odası bir başka güzelliğe bürünürdü.

İhtiyaçsa, kıyafetler alınır, değil ise ya da alınamıyorsa eldekiler yıkanır yunur, ütülenir; hatta gömleklerin yakaları, manşetleri kolalanır, bayrama hazırlanırdı. “Ütülenir” deyince, öyle kolay bir iş olduğu sanılmasın. İçindeki meşe kömürünün kor haline gelmesiyle ısınan ağır demir ütülerle görülürdü bu iş.

Varsa, avludaki taş fırında; fırın yoksa, tandırın üzerine yerleştirilen iki adet ekmek sacı arasında pişirilen çöreklerin o mis gibi kokusu sokakları sarardı.

Bu dahi, bayramı haber veren âlemdi.

Büyük-küçük, cemaat, bayram namazını edâ edince mahallenin büyükleri ve ileri gelenleri öne düşer, hep birlikte sokağın başından başlayarak, evlere yönelirlerdi.

Komşuluk bu ya!

Âdet olduğu üzere, her haneden bir kişi elinde tepsi, içinde akide ya da sormuk şekeri ve lokum gibi ikram malzemesiyle sokakta, kapısının önünde hazır hâlde dururdu.

Hanelere birer birer varılır, tepsideki ikramlardan Besmele’yle alınırdı. Biz küçükler, lokumları göz ucuyla arardık; çarçabucak, aralardan lokumlara dalardık.

Mahallenin hacısından Havva Teyze, çocukları birer birer severdi. Ondan sonra, onlara, beyaz mendil verirdi. Unutmam; yanağımı sevgi ile sıvazlayan elleri, arkamızdan duâ eden o mübarek dilleri.

O günlerde, camilerde mahya, kandil yanardı. Zengin-fakir alelekser, bayramını yaşardı. Bayramların manevî hazzını büyük-küçük her bir mü’min, kemaliyle tadardı.

Bayramlar, bayram değil; onu tatil yapalı.

Pek çoğunun evlerinin perdeleri kapalı.

Bayramlar, tatil oldu; tatilciler sahillerde otelleri doldurdu.

İyi de; hani kurban, hani tekbir, hani nerde huşû ile okunacak İhlâs’lar?

Ne yazık ki tatiller, bayramı da “ta’dil” eder oldular.

Velhâsıl: Maddî irtifalar yükseldikçe manevî ananeler her geçen gün gerilerde kalıyor; mazi olup, hafızaya dalıyor!

Her şeye rağmen:

Gelin dostlar, yine de, bayramımız bayram olsun, 

Bayramların hamuruna, mânâsı da konulsun, 

Allah’ın bir ikramı, “bayram” denen sevinç günü, 

Bayramlar, bayram olsun; gönüllere sevgi dolsun.

Okunma Sayısı: 651
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı