"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeniden doğmak

Ali Rıza AYDIN
05 Ekim 2017, Perşembe
Ruhlar âleminde başlayan hilkat, bir damla nutfe hâlinde misafir olduğu ana rahmindeki gelişme safhasını da tamamladıktan sonra, dünya memleketindeki yerine, takdir edilen zaman zarfında arz-ı endam ediyor.

Doğmak, Güneş için, Ay için ufuktan yükselerek gökyüzünde belirmek iken; canlılar, özellikle insan için meydana gelmek, bir şeyin sonucu olarak açığa, ortaya çıkmak; yani Dünyaya ayak basmak manasına geliyor.

Diğer bir bakış açısıyla doğmak, bir canın, bir nefesin, bir nüfusun hayat bulması; ihsan edilen hayatla, hayatlılar zümresine katılmasıdır.

Biliriz ve itikat ederiz ki insan bir kere doğar, bir kere ölür; vakti gelir, dirilir. Yani, haşrolur.

Bunlar bilinen ve beklenen hayat safhaları.

Bir de insanın “yaşayan ölü” manasına gelebilecek, lâtifelerin sönmesi hâli var ki, maazallah, istenmeyen bir durum, zamanından önce kopan kıyamet!

Câzibedar dünyanın lezzetler seline kapılarak, güzel şeyler zannıyla her fenalığı yaparak heder olan bir hayat, hareket hâlindeki ölü değilse nedir?

Böyle kimselerin dünyasında abdest yok, namaz yok, el açarak niyaz yok; hatîatsa, seyyiatsa gayet çok.

İşte, “ölü gibi yaşama” garabetinin rağmına bütün bu yanlışları fark edip, doğrulara sarılmak -teşbihte hata olmaz- “yeniden doğmak” gibi bir inkılâp değil mi?

Hele ki, bu, Risale-i Nurlar’ı tanımak, o Nurlu daireye dâhil olmaksa…

Yeni bir hayata adım atıp, o an’a, “1” demek; onu, milât bilmektir.

Yine biliriz ve itikat ederiz ki: Kuru ağaçlara can veren Rabbimiz hidayet kapılarını aralayarak, pörsümüş yüreklere heyecan vermeye; solgun gönüllere ümit bahşetmeye kâdirdir.

Düşünebiliyor musunuz?

Bir ayağı uçurumda bir adama, bir el geliyor, onu silkeliyor; o adamda bir emel beliriyor hiç bilmediği, hiç olmadığı; hiç yaşamadığı kadar saadetli. Doğuyor sanki, yeni doğan gün gibi.

Bu, belki biraz zor oluyor, ama oluyor.

Zira O, “Ol!” diyor; olmasını istiyor.

Ruhundaki kasavet, göğsündeki sıkıntı zeval buluyor ve şekavetleri şükre duruyor, meyve veren dal gibi. İçinde yaşadığı dört duvardan ibaret dünyası, gül gülistan oluveriyor birden. Artık gönlündeki güneş, her sabah yüzüne; yüzü de, karmaşık duygularla kırışmış yüzlere gülüyor ve onları gülümsetiyor.

Çünkü bir ümit hâlesi yayıyor etrafına yavaş, yavaş.

Bediüzzaman Hazretleri de öyle yapmış: 

Nur iklimi yaymamış mıydı kalın, loş, rutubet kokulu mahpushane duvarları arasında?

Nur-u Kur’ân, şems-i taban olup doğmamış mıydı seneler ötesinde, zihinlerdeki kesif karanlığı delercesine...

Bir zaman, yeniden doğmamış mıydı, Nurlar ile, Nur’a susuz hayatlar?

Okunma Sayısı: 680
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı